Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kapat o şemsiyeyi

Ayaklarım sırılsıklam. Sandaletlerimin arkasını çözüp, tamamen çıplak bırakıyorum onları. Garip bir heyecan duyuyorum ıslak asfalta basmaktan. Çimlerin, toprağın iyi geldiğini bilirim de, asfalta neden basma çabam var anlayamıyorum. -Hoş, sorgulamıyorum da- Birkaç yumuşak adım atıyorum. Ardından biraz daha sert. Niyetim, yağmur suyunu bacaklarıma da sıçratmak. Hafiften kirli bir rengi var. Normal yağmur damlalarından ayrışıyor bakınca. Saniyeler içinde akıp gidiyor o bakır rengi toprak damlaların arasından. Ve en sevdiğim... Saçlarım sünger gibi çekiyor tüm suyu. Baştan aşağıya sırılsıklamım. Islanmaktan yana hoşlanmadığım tek şey akan maskaram. O da yüzümü siyaha boyayıp, çirkinleştirdiğinden değil; gözlerimi açamadığımdan... Öyle yanıyor ki! O yüzden etrafımdakileri bana siz anlatın. Zira, ben kendi kendine, şehrin merkezinde yağmurla eğlenen bir kadınım. Ancak, dışarıdan pek de normal karşılanmadığım kesin. Kim ne der, neye bakar sorgulamadan bu kaosta biraz nefes alm...

Lütfen

Hayal et. Bir şehirdeyiz seninle. Yüksek ve tarihi binalarla çevrili etrafımız. Başımız dönüyor. Bendeki tarih sarhoşluğu da, sendeki birkaç hızlı içilmiş yerel bira olabilir. Sıcak esiyor rüzgâr. Soğuk bir şeyler arıyor dilimiz ve kurumuş damağımız. Ama bir yere oturmak yerine dikiliyoruz ayakta. Hiç itiraf etmesek de sanki zevk almaya başlıyoruz bu yoksunluktan; elimizin altındakinden ayrı düşmekten. Her geçen dakika daha da kalabalıklaşırken etrafımız, oksijeni azalmış bir odaya dönüyor koca meydan. Yetmezmiş gibi o beğenmediğimiz sıcak rüzgâr bile terk ediyor bizi. Daha da ısınıyoruz. Daha da ısınıyor şehir. Derken bir adım daha atıyorum sana doğru. Ve sen anlamışcasına eğiliyorsun. Fısıldıyorum: Bu güzel meydana kıyabilecek miyiz? Düşünme diyorsun her zamanki gibi. Yarını düşünme. Aslında sevmiyorum yanıtını ama seninle aynı taraftayım. Ne kadar dirensem de devam etmekten alıkoyamıyorum kendimi. O yüzden gülümsemeni istiyorum. Çünkü sen gülümsersen ben düşünemem. Sen d...

(anti)² depresan

Bazı şeyler vardır. Öyle kafana göre deneyimleyip vazgeçmemen gerekir. Mesela helyum gazı. Mesela one night stand. Mesela dolu küvete sokulan saç kurutma makinesi ya da poşete sıkılıp solunan soğutucu. Örnekler uzar gider. İşte, antidepresanlar da tam bu listeye layık. Öyle alıyorum deyip alamaz, bırakıyorum deyip terk edemezsin. Şimdi daha sade ilerlemek için antidepresana bir isim vereceğim. Hikâyeleştirmemiz daha kolay olsun. Bence Cemil güzel. Bir dk. Önce o eli bir indir! Şimdi bu Cemil ile ilk tanışmada biraz gergin oluyor insan. Hayatıma ne katacak ki, ufacık, fıdıl haliyle beni nasıl mutlu edecek ki... Öncelikle şunda anlaşalım. Cemil'i hayatına mutlu olman için sokmuyor kimse. Ona böyle sorumluluklar yükleme. Bebe aspirini mi bu? Vücudun da benliğin de başlangıçta direniyor Cemil'e. Bazı bazı Cemil'ler dişlerini sıkmana, çenenin ağrımasına, gece kabus görmene neden olabiliyor. -Yazının tümünde ortalama ve başlangıç dozundaki bir Cemil söz...

Vazgeçtim. Sevişelim sevgili...

Bırak elinde ne varsa. Ne işin girsin aramıza, ne de patlayan sokaklar. Ağlayan duvarlar, kanlı kaldırımlar. Ne korkular, ötekileştirmeler uzansın yatağımıza; ne de ezberden konuşulan doğrular. Varsın, hemen şimdi yerle bir olsun dünya biz birbirimize dokunduk diye. Varsın korkudan değil de heyecandan titresin içi bizi görenlerin.  En az senin hissettiğin kadar hissetsinler tene değen teni. En az sen kadar terlesinler artan adrenalinden. Ve en az sen kadar tadına varsınlar mutlu olmanın, mest olup doruğa varmanın. Bilsinler sen kadar değerli hissetmek ne demek. Bilsinler sen kadar zevkle nefes vermek ne demek. Bir kez, sadece bir kez gerçekten bencil olsun, tüm duygularına doysun yürekli geçinen yürekler... Yeter ki sen direnme ve sev sevgili. Boşver kopan fırtınaları ve sadece birkaç saatliğine de olsa sev beni. Şimdi, bu gece başla ve her gecen, her gecemiz,son kezmiş gibi sev. Zihnini boşalt, bedenini boşalt ve sev. Sevişmek aslında neydi hatırla ve evet, sev, sev, sev sevgili...

"Gidersen, bitersin; bitmesene" dedi kadın.

Adam yüzleşti: Gitme der gibi baktı bana ama ben gittim. Dönmek üzere de olsa o bana böyle bakarken ben gittim... Kim ne derse desin, dönmüş olsam bile, ben bir kez gittim. Böyle o bakarken gide gide hem onda kendimi bitirdim hem ben bittim. Duramadım, döndüm ama sonra yine gittim. Zaten onun için ikinci seferden sonra bile hiç dönmemiştim. Sadece bittim.

Yoldan (1)

Metrodayım... Yerin onlarca metre altında bir vagonun içinde karşımda duranlara bakıyorum.  Bacaklarım ağrımasa İngiliz Kraliyet Ailesi mensubuymuşum nezaketinde gözüme kestirdiğim amcaya yer vereceğim. Zira yaşça biraz geçgin, halce bir hayli yorgun görünüyor. Ama yeniliyorum kendime. Öyle titriyor ki bacaklarım, kalkarsam düşerim diye değil de görenler bakar durur stresiyle oturuyorum nazik yerimin üstüne. Amca bakıyor yüzüme...  Gözlerimi kaçırıp sola dönüyorum, belki benden de genç simalarla dolu uzun bir sıra... Sağa dönüyorum yaş ortalaması biraz daha yüksek ama her biri ayaklanabilir yer vermek için amcaya. Derken yanımdaki kalkıyor. Boşalan koltuk için amca harekete geçiyor ama ardında bir ton poşet, çanta. Baktım kimse yardım etmiyor kalkayım diyorum birkaçını tutmasına yardımcı olmaya. Sonrası dram, sonrası metro gerçeği... Kalmış 8 durak son lokasyona. Amca da ben de yanyana devam ediyoruz yola, -ayakta-.

Nereye Varırsa (Lorensa)

Bu yazı öylesine, nereye varırsa... Ben de zaten öylesine bir insanım, ismim Lorensa Hayat ne kadar da garip. Şimdi, şu saniyelerde dünyaya gelen binlerce bebek var. Annelerinin gözlerinden burun kemerlerine yaşlar süzülüyor. Binlerce yeni çığlık, binlerce kesilmiş göbek bağı-hoş geldin kurdelesi. Öte yandan yine aynı saniyeler ölüme ev sahipliği yapıyor. Binlerce insanın enerjisi sönüyor ve hayata veda ediyorlar. Arkalarında sürüyle üzgün insan... Ölmekten korkar mısın diye sorsanız, "hayır" derim. Korktuğum ölme eylemi değil, nasıl öleceğim... Canım acıyacak mı; yanacak mıyım yoksa boğulacak mı? Ama bundan da ötesi, ardımda bırakacaklarım. Düşüncesi bile üzücü, ürkütücü. İyisi mi düşünmeyeyim. Zaten konum da aslında ölüm değil. Sadece kelimeler beni nereye götürüyorsa oraya sürükleniyorum. Aklımda yine ölüm- yine mi ölüm-! Kim bana söyleyebilir ne zaman öleceğimi? Ya da kim aynaya bakıp "bunlar son günlerim" diyebilir durduk yere kendisine?  Kimine göre d...