Ana içeriğe atla

Kayıtlar

insan ilişkileri etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Çocuk İstismarı

Çocuk İstismarı   Yetişkin insanların bile kendilerini korumakta başarılı olamadığı dünyamızda, ülke hukukumuza göre 18 yaşına dek her birey çocuk kabul ediliyor. Çocukların saptanmış ezbere bir kıstas olan reşitlik evresine kadar yetişkin olmadıkları yönündeki negatif genellemeye karşın, özellikle de içinde bulunduğumuz topraklarda, bir anda "yetişkin"e dönüştü(rüldü)ğüne şahit oluyoruz. Küçük bireylerin maruz kaldığı fiziksel, duygusal, cinsel, sağlıksal, eğitimsel vb. ihmallerin yanı sıra; bir de çocuk istismarı denen ve evrensel çapta sık örneklerine rastlanan bir gerçek vardır ki, bu istismarlardan haberdar olan insanda insanca söz söyleyebilme yetisi kalmaz. Çocuk istismarı denen hadiseyi kendi içerisinde ayırmak gerekirse fiziksel, duygusal ve cinsel istismar başlıkları altında irdeleyebiliriz. Bu yazımda asıl değinmek istediğim nokta istismar farkındalığı olduğu için her birinden kısa kısa ve yüzeysel bahsedecek, daha sonraki zamanlarda da ana başlıklar altın...

Mini Sohbet: Dırdır

Agu ile başlar her şey, ardından dır gelir. Sonra dır'a bir dır daha eklenir ve olur insanlığa  dırdır.  Fenadır da dırdır. Yapan çekilmez, yapılanı yer çekimi bile dünyaya geri çekemez.  Ah bir de benim dırdırım yok mu?  Tadından yenmez.   Yeme de yanında yat denir ya, onu burada uyarı babında kullanabilirim işte, zira yiyecek olursan oturur midene.  İyisi mi sen çok konuşturma beni.   Tamam!  Evet!  Biliyorum ki başladığımda beni susturmak büyük mesele.  Öyle her yiğidin harcı değil  ama  kelime dağarcığım ve vereceğim enerjinin kutbunu belirlemek senin elinde.  Malum bakarsan bağ olur bakmazsan dağ olur.  Yani olay şu ki: öyle ya da böyle bir şey olacak, doğamın ve östrojenimin kanunu bu.  En iyisi biz iyi geçinelim ki adı gevezelik olsun.  Yok kızdıracağım dersen dırdırım senin olsun.  Şansın yaver gitmezse bir de geveze dırdırıma denk gelirsin,  ki seni...

Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Hayatımızda iyi insanlar olduğu kadar kötü insanlar da var. Peki, bireyin annesinin rahmine düşerken kötü bir karaktere sahip olması mümkün mü? Yoksa onu zamanla içinde bulunduğu koşullar mı kötü yapar? Örneğin, normal şartlar altında zararsız, kendi halinde, iyi huylu olan 2 adet yetişkini bir hapishaneye yerleştirir ve birine üstünlük sağlayacağı bir statü ile, karar-ceza verme gücü; diğerine ise aşağılayıcı bir ortamda, emirlere itaat etme ve mahkumiyet sunarsanız, ikisi de olduğu kimlikten sıyrılıp, zamanla değişir mi? Değişir ise bu değişimleri nasıl şekillenir?   Peki  reelde, ıslah edilmesi için hapishanelere yerleştirilen insanların maruz kaldığı hapishane koşulları, onları iyi yapmaya mı elverişlidir, yoksa onları daha da kötü kılmaya mı sebeptir ?  Daha önce bahsettiğim  Milgram  ve  Little Albert  deneylerinden sonra, şimdi size yine etik dışı olduğuna dair yankı uyandıran, fakat bilim adına oldukça fayda sağlayan Stanford Hapishane ...

zararlı arkadaşa bir başka bakış

 ebeveynlerin, çocuklarının arkadaşları için sık kullandığı bir sıfattır "zararlı arkadaş" sıfatı. ne olduğuna dair hepimizin bir fikri var zaten. hep konuşulur, bilinir ve onlar hakkında uyarır, uyarılırız. çünkü tehlikelidirler, çünkü kendi kimliğini oturtamamış, genç bir birey ya da büyüme evresindeki çocuklar için risk taşırlar. çünkü bir arkadaş, sırf ona güvendiğiniz, uyduğunuz için hayatınızı elinizden alabilir. yalanlar  ufak ufak ve masumca başlar, ebeveynler yanlış ve yetersiz davranırsa, yapılanlar kontrolden çıkar.  ancak böyle durumlar haricinde, bir de ailelerin yersiz taktığı  "zararlı arkadaş" sıfatı vardır. her rahatsız oldukları durumda kullanırlar. oysa ki çoğu kez, ya bilmezler ya da bilmemezden gelirler ki, o zararlı arkadaş aslında yoktur.  söylemeye çalıştığım şey şu: çocuklar ergenlikle beraber birçok dönemden geçiyorlar. uzatmadan örneklendiriyorum: çocuğunuz eve sarhoş geldiğinde çoğunlukla kendisi de istemiştir, sandığınız kadar ...

Kötü Anılar Silinir mi?

 Hayatımız boyunca biriyle tanışmamız, onun tanıdığı birileriyle daha tanışmamıza sebep olur. Bu döngü böyle zincirleme sürer gider. Ama önemli olan bu tanışıklıkların bize kattığıdır. İsimlerini duyduğumuzda bizlerde uyandırdığı intibadır. Kimileri bir suret, iki kelime olarak aklımızda kalıp çoğu kez unutulurken, kimileri hafızamıza çivi çakar. Ama bazen artık hatırlamak istemeyiz onları. Silmek isteriz kötü anıları bir bir beynimizden. Anıları silmeyi beceremezsek beynimizi,o da yetmezse kalbimizi söküp atmak isteriz yerinden. Melankoliyi kenara bırakıp gerçekçi olacak olursak, bu söküp atma işlemlerini gerçekleştirmemiz mümkün değil. Zira, bunları yapacak kadar ne bir kuvvet, ne de teknik olarak anatomik bir yeti olabilir herhangi bir insanda. eternal sunshine of the spotless mind Böyle bir konuya girmişken ' Eternal Sunshine of the Spotless Mind' filmini anmazsak olmaz. Malum bu filme de konu olan aslında şu an bahsettiğim istenmeyen kötü anılar ve onlardan kurtu...