Ana içeriğe atla

Kayıtlar

şiir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Şişmansın

İbresinin canı yanıyor diye, tartmaz oldu kantar bizi. Hep birbirimizi suçladık durduk yıllar yılı Sen saçımı çektin, ben sana çelme taktım. Oysa, şimdi anladım yaptığımız şeyin yanlışlığını, Ya sen gel özür dile ya da sen gel özür dile. Aynaya bakmadan tıkındık durduk yıllar yılı, Sen bana dev anası dedin, bense sana balina. Oysa, şişman olan şey sadece egolarımızdı, Ya sen gel özür dile, önce sen gel özür dile.

"Canım senin paranı almak istemiyor"

Bugün 19:30 sularıydı... Önce beni almak istemedin, Sonra vitesi geri takıp yanıma geldin. Hey hey hey taksici, Neden ilk seferde beni reddettin? Ben binince radyonu kapadın, " Başka müşteriye gidecektim " deyip bana dırdır yaptın Hey hey hey taksici, O zaman beni niye aldın? Vardık bizim lokasyona, " Burada ineceğim " dedim, dursana. Hey hey hey taksici, Niye beni 29 metre öteye bıraktın? Parayı uzattım almadın, Beni bu hareketinle dumura uğrattın. Hey hey hey taksici, Niye aynadan bana öyle baktın? " Canım senin paranı almak istemiyor " dedin, " Olmaz öyle şey " dedim diye bana zılgıtı çektin. Hey hey hey taksici, Sen bana bunları niye ettin? " Canım istemiyor da ne demek, alın lütfen şu paray ı" dememle bir oldu terk etmem korkudan sarı aracını. Hey hey hey taksici, " İnsene beee! " diye para uzatana bağırılır mı? Psikoljim bozuldu sayende, Dörtlükler yaz...

Salıncak

Salıncak sallanıp duruyor; bir öne, bir arkaya. Rüzgâr homurdanınca salıncak; bir sağa, bir sola. Derken sen geldin diye; kinetiğini yitirdi halatlı tahta. Sallanmayan salıncak mı olurmuş? Git başka kumsalda oyna.

Nankör Kedi

Fazla mı tombul parmaklarım,  uzanamıyorlar yaz köşesinden kış köşesine. bir şarkı mırıldanıyor akordu bozuk piyano gaipten, notaları şaşsa da müziği pek derinden; vurgun yersin dibe çok inersen. seslensem rastgele de, sen ses versen böğründen. sonra bir gıcık tutsa yakanı, tutsa fırlatsa hacı yağını, sen neden hâlâ okuyorsun ki, sevdin mi yoksa saçmalamayı? (gülücük)

Arzunun Bağlaç Hali

Uzun bir yolculuğun ardı ile yoğun temponun beklediği gün öncesi aralığında, otel odamdaki yalnızlığımın keyfini sürüyorum. O kadar ki, mini barın tutarını yarın sorgulamayacağımı bilsem minik şişelerin dibini göreceğim... İşte, tam da böyle bir andq deniz kokusunun tenimi okşadığı ilhamla kelimelere susuyorum. Ben bardağı dolduruyorum ama siz kime içirmek istersiniz bilmiyorum. Düşünüyorsun beni, düşlüyorsun, özlüyorsun hatta  kelimelerim bile heyecanlandırıyor  hücrelerini. Ama, korkuyorsun, korunuyorsun, kovuyorsun; ancak REM uykun açığa çıkarıyor bana olan hislerini. Çünkü, siniyorsun, yediremiyorsun, sevmiyorsun, uyanıkken zor geliyor karşımda büründüğün zafiyet hali. Kim bilir, hangi bedenleri severek kendinden saklıyorsundur, yanında olmam için her şeyi verebileceğin gerçeğini. Kelimeler bitti. Zaten bağlaçlar da yetmezmiş  bağlamaya   kopmuş cümleleri.

5 dakika

Beş dakikam var sadece. Yazıyla "beş", rakamla "5" dakika var sana olan hislerimi anlatmaya. Sonra kapatacağım şalterleri yeniden. Ne heyecanım kalacak sana karşı ne de arzum. Sadece 5 dakika. Sonrasında ben yokum. 5 dakika verdim sana "biz" olmaya, Ama sen yoktun. Şalterler kapandı. Yelkovanla akrep sallamıyor artık seni. Şimdi git. Zamanın geçti.

Rakkase

Evvel zaman içinde,  anason kokusu sinince... Bir rakkase çağrılmış meydana. Saçlarıyla kaparken ensesindeki parmak izlerini,  mest etmiş kadeh dolusu adamları bir bir, kadınca,  sinsi sinsi. Derken raksına başlamış Değince kıvrılan ince beline bir yabancının eli,  göğsüne sıkıştırılan paranın kokusuna takılmış ruhu,  ekşitmiş midesini. Devam etmek istemiş,  ama yapamamış. Göz göze de gelince çalgıcının kemanesiyle, biraz da devirdiği şişenin etkisiyle... Tutamamış daha fazla içinde, çıkarıvermiş ne var ne yoksa saten beyazı bir gömleğin üstüne. Ah! Rakkase, ah! Bir o ayak uydurmuşken bu dünyanın kirli düzenine, o da kapıldı bu meretin karşı konulmaz müziğine. ...Rakkase raksla coştururken aşksız meyhane içinde. Ben deyim şu şaraptan, siz deyin o zırnıktan, kapılıvermiş bir kemancının görmeyen gözlerine, " Belki " demiş, " Belki bir gün severim ben de... ". Bu da...

Boş Küme

Ay, yeniden arkamda ve ben yine ondan bihaber.  Aynaya dönüyorum yüzümü ve çıkarıyorum ne varsa üzerimden...  Soyundukça ortaya çıkıyor karalamalarım. Bacaklarımda devrik cümleler, göğsümde imla hatası. Yazamıyorum şu sıra, olmuyor.  Elimde kağıt kesikleri, yerlerde ağaç kanı!

Mini Sohbet: Yağmur

yağmur mu beni romantikleştiren?  belki de iliklerime kadar giren zerrelerdir bana içimde sen varmışsın gibi hissettiren... peki,  yağmur mu heyecanımı tetikleyen? yoksa,  sen değil de toprağın kokusu mu tenimi cezbederek  aklımı yerinden ettiren? neyse ne. yağsın, durmasın.

Mini Sohbet: Kor

Aşk bir harlama.  Yansan da adı aşk,  yanmasan da. Ama aşkta yanmak haz verir tutkuyla yaşayana. Aşk... Bensiz de olur lakin benimle bir başka! 

Pike

ne yastığa var ihtiyaç  ne de pikeye baza dahi olmasın, sen sokul yeter tenime. ister uyanık oluruz,  ister bulutlarda beden olmasa da olur ruh akar usulca damara. varlık mı bu, hiçlik mi? sahi hangimizde gizli  tanrı parçacığı   ? kafam pek karışık, anatomimde de sualler. oysa düşte ne de kolay cevapları: hele bi sen çekiversen  kokumu içine ah bi de inansa midem gitmeyeceğine... işte biz, tam da o düş günü kulluktan çıkıp  belki de pike olacağız

Pencere - Serhat Çelikel

Serhat Çelikel- Pencere Pencere Başarılı, okuyucusuna kelimelerini yaşatan ve kurulması bence ayrı bir yetenek olan uzun cümleleri sık sık kullandığı gibi, bu cümlelerin anlaşılır olmasını da sağlayan bir edebiyat eseri. Yazımsal kalitesi ve çoğunlukla genç yazarlarda rastlayamadığımız dil kıvraklığının sürükleyiciliği haricinde, o kadar iyi betimleme; karakter yaratma ve o karakterin psikolojisini hissettirme; gözlem; şaşırtma ve orjinallik gibi unsurlar var ki, aklımda okuduğum kitaplarından bahsetmek istediğim onlarca üstad ımız varken, şimdi burada oturmuş Serhat Çelikel'in Pencere'sini size anlatıyorum. Belki kitabın etkisi belki de yazarın kimliğini araştırdığımda karşıma çıkan genç yaştaki başarıları sebep buna.  YKY tarafından çıkarılan bu kitabın içerisinde birbirinden farklı öykü ve dünyalar yer alıyor. Benim tavsiyeme güvenmenizin haricinde, yayın kuruluşunun sitesinde yer alan "Avize" adlı öykünün tadımlık bölümünü buraya tıklayarak okuyabilirsini...

Beni Görüyor musun? - Okura soru

çok mu oldu seni satırlarca sıraladığım kelimelerimden uzak tutalı yalnız mı bıraktım içten içe bana beslediğin alışkanlığını sen de heyecanlanıyor musun ismimin altında çıkan yeni düşüncelerimle karşılaştığında bir adım daha yaklaşıyor musun uzaktan uzağa tanımaya başladığın yabancıya zihninde canlanıyor mu bakışlarım profildeki tek kare fotoğrafa baktığında duyabiliyor musun şarkılarımı dinlerken sana eşlik eden sesimi kapat dediğimde kapatıyor musun benimle beraber gözlerini? sahi, söylesene sen okuyor musun yoksa "görüyor musun" beni?

keşmekeş

yarın yine saatim çalacak telaşım hayatımı 5 geçe yüzüme vurduğum her bir su zerresi git gide soğuyacak hayallerimin isyanı beni yatağımdan kaldıracak  sinsice yastığım bana küs, ben ona hasret savrulacağım sistemin keşmekeşinde sonra elim karnıma gidecek sanki hayalini çok kurarmışım gibi içi boş, doğmayacak bebeğimin yuvasına değecek çalışmaktan yorgun zihnim her sabah beni yatağımdan ayıran o gözü kör olası dünya varya sevgili ne sana ne de bana iznini verecek bebek gülüşüyle ısınan kalbin hayat, insan, aşk, aile, sevgi, adalet... her biri ayrı bir keşmekeş bencilliğin vadisi var ya...oraya tırmanmamak da büyük keşmekeş

Bağımlı (+18)

alkolik olmak istiyorum bazı bazı... 3. yuduma ulaşınca sakinleşmek, dibine vurunca da önemsememek. yani unutabilmek hayatın z raporunu çıkartmayı. kapatayım kepenkleri içinde ben varken, arınayım vücudumdaki kirli kandan. canımın istediği neyse onu konuşayım. uyuştursun bedenimi iki küçük shot, yalanlar olmadan da kendimi dinleyebilmem şart. bağımlı olmak istiyorum çoğu kez... beni bağlayan şey elle tutulur bir madde olsun. yaşayacağım krizden yiyeceğim yaftaya kadar, alacağım kilonun bile nedeni  yoksunluk olsun. sonunda bana biraz netlik gelsin, bir de evrende adım konsun.  bana lazım gelen aklı versin de varsın bedenim bağımlı   olsun.

Hayallerim

el, dil, düşünce değmemiş hayallerim, ağzımdan çıkmadığı için kulağımın duymadığı; paylaşmadığımdan kimsenin kirletemediği düşlerim var benim. çünkü rubik küpü gibi hayallerim, başkalarının elinde renkleri karmakarışık; beyazı tamamlamaya çalışırlarken geride bıraktıkları alacakaranlık. yaşamak, yaşatmak istediğim hayallerim,  oldurmak istediğim gerçeklerle bir başına ruh devrimi yapan fantezilerim var benim. ama kara kutu gibi hayallerim, salise salise tüm kurduklarım kaydedilse de, cesedimle kendini imha edecek tüm düşlerim,  düşüncelerim.

Karmaşık

ilhamım geldi bu gece aya bakarken güneşe şiirler yazacağım buz gibi kar üzerinde yürüyüp ayaklarımı yanarken, serin suların buharlaştığı bir hayal kuracağım. bakır aynada kendimi seyre dalıp sarı saçımla kara bıyık yapacağım uykum gelmek istemezse ona kızmayıp, insomnia'mı bağrıma basacağım.

arkadaşım küstürme beni

küskün çiçek değilim ki ben, dokundun diye boynumu bükeyim, ama bağırırsan yüzüm düşer, bunu peşin peşin söylemeliyim. ha bir de asla düşünmeden, yok yere üstüme gelmemelisin günahımı aldığını unutmam, barışsak da mimlenirsin  kavga-gürültüyü sevemedim hiç, bir de benimle kaba konuşanları, kalıbında varsa bunlardan biri git, zor olur seninle muhabbet bağı. gerçi sevdirdiysen bana kendini, yapınla seni alttan alırım ama, sen de beni ayrı tutmaz ve çabalamazsan, söyle bu dostluk bana ne fayda?   bazen küs kalamam seversem, kızgınlığım söner, kıyamam,  öyle de affediciyim ki aslında, kafamı kırsan uzaklaşamam.  ama an gelir usanır kalırım, artık beni öyle kırmışsındır ki,   yine de pişmansan bize bir şans, dene ve geri al beni.  porselen bebek değilim ki ben, düşürdün diye parçalanayım,  ama  kırılmayacağıma güvendiğin an, sesinle bile dağılırım.  ne etle örülmüş bedenim ne de sevgim kandırmas...

beyaz yatak

dinle    bembeyaz bir yatağım olsun istiyorum  karyolanın ayaklarına mavi denizin dalgaları çarpsın  sahil boyunca yalın ayak yürüyüş yapayım ama,  yatağıma yatarken ayaklarımda kum kalmasın.  sonra ılık bir esinti istiyorum,  üstüme bir şey örtmem gerekmesin  gecenin soğuğu sahile indiğinde bile  çıplak tenim ve düşüncelerim sıcağı hissetsin.  dalganın sesleri gürültülü şehrim,  yıldızların ışığı pırıltılı dünyam olsun.  deniz kenarındaki tek bir yatak bana yeter  ama o da mutlaka beyaz olsun.  ...

Karşı Komşunun Penceresi

 Paralel evrenlerde değil, aynı evren içinde,  Hemen yanıbaşımda, karşı binamda bir pencere.  Gündüz kapalı panjurları, ayrı bir gizem, ayrı bir kuşku,  Geceleri açılan tek bir panjurun sesi, adeta alarmı çalan guguk kuşu.  Gel zaman git zaman alıştı düzene bu bünye,  Panjur sesini duymamla beraber gözüm dalar oldu o pencereye.  Zaman zaman aklıma düşer, "kimler, ne yaşarlar?" diye,  Baktıkça hep aynı gölgeyi görürüm gece vakti loş ışığın göbeğinde.  Gün olur, hafta olur, ay olur, yıl olur.  Her gece aynı saatte orada, flu da olsa yerine kurulur.  Merakım ağır basıyor, o cama gelene kadar uyuyamıyorum,  Geldiğindeyse, panjuru kapatana kadar uykuya dalıyorum.  Ama bu gece farklıydı, bu gece kararlıydım.  Kim ve neden her gece orada olduğunu sonunda anlaycaktım.  Karanlık salonumun penceresindeyim, önümde kafeini bol bir kahve,  Panjuru açılıyor, nihayet saati geldi, o ...