Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kişisel etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hayatıma yön verenlere mektuplar

"Babam" Adeta burnundan düşmüşüm. Selam, Freud'lu mizansenlerim haricinde bu cümleyi okura açık ilk kullanışım. Sana karşı hiç söyledim mi hatırlamıyorum. Düşününce illa ki seslenmişimdir ama iyelik ekinden emin olamadım şimdi. Normalde hikâye karakterlerini oturtmayı severim okur gözünde. Ne yer ne içersin, aramızda ne olmuş da kaç senedir ne haldeyiz gibi boşlukları doldurmak; az biraz seni gözlerinde canlandırmaları için tarif etmek gerekirdi ama başlıktan da anlaşılacağı üzere bu sadece bir mektup. O yüzden zaten bildiğin detaylara burada yer yok.

Mavi

Boğazlı kazak boğazımı sıkıyor diye tişört giyerdim bir zamanlar montumun içine. Öylesine ortası yoktu hayatımın. İşte, tam da o sularda takıldım kaldım ona. Kaç yıl geçti hâlâ ortayı bulamadım. Ben böyle yazıyorum ama şikâyet gibi okunmasın. Böyle yaşamayı seviyorum, uçlarda. Doğrusu, karşılığı, varlığını, ondakini tartışmadan. Mavi sevmeyi seviyorum, o göz kırptıkça.

Hurç

Cismini anneannemin evinde öğrenmiştim, adını ise sonralar da. Evde ayak altından kalksın istenen her ne varsa tıkılırdı içine. Kimi zaman nevresimler kimi zaman kışlıklar. Yaz bitince yazlıklar... Hafızamda yer eden istikameti ise tavan altı. Tavan arası değil, üstü de değil. Aslında ne denir bilmiyorum ama galiba "tavan altı". Zira dar koridorun karşılıklı duvarlarına yerleştirilen destekler üzerine konulmuş tahtalardan oluşan bölmeler vardı evde: L şeklindeki koridorun bir başında, bir de L köşesinde olmak üzere iki tane tavan altı. Kullanılmayan eşyalarla birlikte hurçlar oraya kaldırılırdı. Bir de tavana çakılan çivilerle tutturulan örtüleri olurdu onların. Koridorda yürüyen kafasını kaldıracak olursa içindekileri perdelerdi o örtüler. Tavan altından bir şey almak gerektiğinde, televizyonlu odanın küçük ve kapalı balkonunda duran merdiveni kullanırdık. O merdivene tırmanıp ne var ne yok diye bakmayı ne de severdim çocuk dünyamda. İlk bir sefer neyse de, her defa...

İyi Bayramlar & İyi Ki Doğdum

Bu bayram hep kutlansın Bugün, sokakta, internette, televizyonda, arkadaşımızın suratında... Nereye baksak 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı var. Bugünü, kimi ülkemizde çocukların olumsuz koşullarına ve çiğnenen haklarına dikkat çekerek, kimi de Mustafa Kemal'in armağan ettiği bayramımızı kutlayarak tamamlayacak. Kimi böyle günleri kutlamayı anlamsız bulduğunu söyleyerek kutlayanlara sataşırken, kimisi falanca yerde çocuklar ölürken siz bayram mı kutluyorsunuz dramasına *   kapılacak. Ben mi? Ben bugünü kutlayanların harmanlanmış düşüncelerine sahibim, sivri köşelere çekilmeye gerek yok. 23 Nisan, motivasyon ve değerleri "hatırlamak" adına güzel bir bayram. Ama aynı şekilde her güne işlenmesi gereken çocuk hakları sorumluluk bilinci ne de dair dikkat çekmek için ideal bir gün. "1" Gün Aslında, "önemli olan bir gün değil, her gün" demeci klişeleşmiş gelse de çoğu kişiye, atlanılan yadsınamaz bir gerçekliği olduğunu savu...

Coştum mu Acaba?

Hayattan keyif almalı, eğlenmeli, bol bol gülmeli. Bir de kafaya takmamalı olan biteni- hele ki değiştirilemeyecekleri... Şimdi durduk yere bu pozitif kelimeler neden mi? Belki de negatifliğin dominantlığına karşı olup biten bir şeydir isyanımın sebebi! İsterseniz kulağıma biri fısıldadı diyelim, isterseniz kafama antilop düştü. Ne dersin? Sebebi belki havanın güzelliğidir belki de doktor ağzından çıkan birkaç kelime... Neyse ne.  Sonuç olarak ben kendime yeni mikro hedefler belirledim. Üstelik de hiçbiri  kariyer, dünyayı kurtarma, öğreti vb tıngırtılar taşımıyor. Kısaca bir süreliğine kafamdaki antilop yuvasına geri dönene kadar, radikal olarak kendi heyecanlarımı ve mutluluğumu önemsemek istiyorum. Bir nevi yaz tatili edindim kendime: tek işim hayallerimi gerçekleştirme. İşte herbiri kişisel, her biri sadece beni mutlu edecek mikro planlarım: Sevdiğim insanlarla (yazar, oyuncu, müzisyen, dansçı vb.) tanışmak ama öyle kolay yoldan değil, bunu emek vererek ya...

Hep Mutlu Olun!

Bazen çok şey hissettiğinde hiçbir şey yazamaz ya insan, işte tam da o sulardayım şu anda. Özel bir insana, benim için her biri özel olan 365 gününden birinde, ona layık olduğunu düşündüğüm hiçbir kelime bulamadığım için sadece sonsuz hayranlık, saygı ve sevgilerimle... Sana yazmaya kalksam kelime haznem yetmez.  İyi ki varsın ve hep yanımda ol lütfen! İçinde annelik taşıyan tüm kadınlara söylüyorum: hep mutlu olun! ve Canım annem ve fedakar anneannem,  dilerim ben sizin hep mutluluk sebebiniz olurum!

Mini Sohbet - Yas

Hayat ne ilginç değil mi? Bir gün, yolda şahit olduğum trafik kazasının üzerine saatler boyu ağlıyor, kendime gelemiyorum. Tanımadığım bir insanın ölmüş olma ihtimali bile beni üzebiliyor. Öte yandan bugün oluyor ve bir şekilde bir başka ölüm haberi alıyorum. Bu defa içimde bir kıpırtı bile olmadan klavyemden sadece şu dökülüyor: "başınız sağolsun. başımız dersem trajikomik olur" Bir zamanların küçük kız çocuğunun babaannesi vefat etmiş. Ne diyeyim, sevenlerinin başı sağolsun, yeri "cennet" olsun. İnsan yüzünü hatırlamadığı biri için üzülemiyor sanırım. Gerçi, aynı insan tanımadığı kişilerin ardından gözyaşı dökebiliyor. Burada bir saçmalık var ve ben bahsi geçen insan olarak bu işin içinden çıkamıyorum. Sorun belki bende, belki geçmişte... Neyse ne, zaten cevabını da umursamıyorum. Sadece her zamanki gibi içimden geldi diye yazıyorum... Bu yazı kendi halinde bir mini yas sohbeti. Bu sebeple de yoruma kapalı, zira resimdeki küçük kız çocuğu her a...

Çocukluk Anıları

Kafamda bambaşka bir yazı yazmak vardı. Sonra kendimi çocukluk anılarımı anımsarken buldum...   6 aylıkken emeklemeye başlamışım. İyi, güzel, hoş ama geri geri emeklemeseymişim daha iyi olurmuş. Annemler sırf doğru emekleyeyim diye en sevdiğim oyuncakları alır önüme koyarlarmış. Bense hiç istifimi bozmaz, küçük bir manevrayla popomu oyuncağa döner, yine geri geri oyuncağıma gidermişim. 2 yaşındayken annem, kızım da baya geç kaldı diyerek beni lazımlığa alıştırma konusunda riskli bir karar almış. Riskli diyorum çünkü hikayenin sonunda cehennemlik bir evlat oluyorum.(üzgün) Kadın, al sen beni lazımlığa oturt ve artık bez yok de! Sen misin onu diyen, çaaat! Anneme tokadı patlatmışım. Ah sevgili babam, tuvalet ile karakter, cinselliği şekillendiren insan (Freud) yaşasaydı bana ne derdi adım gibi biliyorum ama sizinle burada paylaşmayı reddediyorum.  Ben bebekken annem beni bir süreliğine anneannemlere bırakmış. -Bir süre dediğime bakmayın, iş için yurt dışı seyahatind...

Gelecekteki Doğmayacak Bebeğime Mektup

Çocuk sahibi olmak en güzel hayaller, sevgi dolu beklentiler içinde alınan bir karardır çoğu zaman. Sonu mutluluktur. Bu yazıyı yazmama, senin de okumana sebep olan düşüncelerim, annelerimiz ya da anne olmak isteyen adaylarımıza ithafen değil, farkındalık adına yazıldı. Bu sebeple dile geldi dünyaya bir çocuk daha getirmenin ne denli zor ve önemli, sorumluluk isteyen bir karar olduğu. Bunu layığıyla yerine getiren herkese imrenerek, umarım  5 yıl sonra fikirlerim, güvencem ve dünya değişir de, ben de bu duyguyu reddetmeyi bir kenara bırakıp yaşamsal döngünün, annelik saatinin sesini duyarım diyerek bu kasvetli yazıyla seni baş başa bırakıyorum. -Tüm anne olan ve olmayı isteyenlere en içten iyi dileklerim ve her şeyin hep yolunda gitmesi temennisi eşliğinde.-   İstemiyorum seni bebeğim. Senin ne kadar güzel ve muhteşem bir varlık olabileceğini bilmediğimden değil. Bir bebeğin, bir çocuğun küçücük dünya tatlısı burnunu, parmaklarını, ağlarken büzdüğü o dudaklarını ...

Rüyada Atatürk'ü Görmek

Gecelerim gündüzlerimden daha yorucu geçiyor. Hemen kafanızı yormayın, mental anlamda. Rüyalarım öyle karışık, öyle değişken, öyle yorucular ki uyanınca her birini yeniden hatırlıyor olmak daha da tüketiyor. Her sabah 'nasıl bir hayal gücüm var' , 'aşk olsun bilinç altım' sözleriyle güne başlıyorum. Fakat bu güne başlayışım, dün geceki rüyam çok ama çok değişikti. Ben birini çok sevmeme rağmen, rüyamda ilk kez görmüştüm. Onunla tanışma, canlı kanlı görme imkanına sahip olamamış olsam da, sanki rüyamda onun aldığı nefese şahit olmuştum. Ben rüyamda Mustafa Kemal Atatürk 'ü gördüm... Ben aynı insanım, anı yaşta, aynı boyda, aynı düşüncelerde. Sadece üzerimdeki kıyafetler farklı ve zaman oldukça geride. Bir istasyondayım. Siyahın en mat ve kapkara tonunda bir tren var yanımda. Eski tip bir tren. Vagonunun içine elleriyle kömür atıyor Atatürk. Yaşlanmış. Gömleği ter içinde kalmış, buz gibi bir hava. "Ne yapıyorsunuz?" diyorum, ellerinden almaya çalışıyor...

Mini Sohbet: Sıkılıyorum

-sıkılıyor musun? -evet sıkılıyorum -kendi kendine mi konuşuyorsun? -cevabı bilmiyor muyum? -sus bence! -sustum -... Şaka ya da espri denemesi değil. Şizofrenik bir durum hiç değil. Zaten kendime öyle bir teşhis koysam paylaşmaktan kaçınmayız.  Biz.  Ben ve nileud. Sadece sıkılıyorum. Bir süredir öyle çok şey yapmak istiyorum; öyle çok hedefim var ki, bunları gerçekleştiremiyor olmaktan dolayı çok daralıyorum. Yapamadığım şeylerin beni kara delik misali yuttuğuna inanmaya başladı k . Evet, işim çok ama yine de çok sıkılıyorum.  Kafasında ev topuzu, üstünde pijamayla oturup yazı yazan bize yılmadan katlanın ve canınız istedikçe okuyun, yazın diyorum. Sustuk.

Bencil Olamıyor İnsan

Siz hiç kaçtınız mı, kaçmak istediniz mi? Gerçekten ama gerçekten, arkanıza bile bakmadan koşmak, uzaklaşmak.  Aslında hep olmanız gereken, olmanız gerektiğine inandığınız bir yerden vazgeçmek, noktalamak...  İstemeyin olur mu?  Çok zor çünkü, çok imkansız. Ucunda bazı şeylerden kurtulmak olsa da vazgeçmesinin bedeli olan büyük bir yükü, vicdanı, özlemi taşıyamaz insan. Ve bunu bildiği için, doğruyu bildiği için, kaçmak istese bile kaçmayı hayal edemez. Bırakın koşmayı, emekleyemez! Çünkü insan için asıl olan ailedir. Ne olursa olsun her şeyi ailesidir. Her kıymetli şey gibi bununda bir külfeti vardır. Her şeyi terk edebilirsin zora girince ama senin yanında olan, seni yanında isteyen aileni asla. Ruhun bir yerlere kaçsa da bedenin her koşulda olması gereken yerde, sevdiklerinin yanında olmalıdır. Her şey elbet bir gün düzelir ve o güne kadar ruh kaçışının bıraktığı boşluğu yüzündeki gülümseme doldurmalıdır.  Birlikte çok daha güzel olacak yakın günlere...