Ana içeriğe atla

Kayıtlar

kişisel etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mavi

Boğazlı kazak boğazımı sıkıyor diye tişört giyerdim bir zamanlar montumun içine. Öylesine ortası yoktu hayatımın. İşte, tam da o sularda takıldım kaldım ona. Kaç yıl geçti hâlâ ortayı bulamadım. Ben böyle yazıyorum ama şikâyet gibi okunmasın. Böyle yaşamayı seviyorum, uçlarda. Doğrusu, karşılığı, varlığını, ondakini tartışmadan. Mavi sevmeyi seviyorum, o göz kırptıkça.

Hurç

Cismini anneannemin evinde öğrenmiştim, adını ise sonralar da. Evde ayak altından kalksın istenen her ne varsa tıkılırdı içine. Kimi zaman nevresimler kimi zaman kışlıklar. Yaz bitince yazlıklar... Hafızamda yer eden istikameti ise tavan altı. Tavan arası değil, üstü de değil. Aslında ne denir bilmiyorum ama galiba "tavan altı". Zira dar koridorun karşılıklı duvarlarına yerleştirilen destekler üzerine konulmuş tahtalardan oluşan bölmeler vardı evde: L şeklindeki koridorun bir başında, bir de L köşesinde olmak üzere iki tane tavan altı. Kullanılmayan eşyalarla birlikte hurçlar oraya kaldırılırdı. Bir de tavana çakılan çivilerle tutturulan örtüleri olurdu onların. Koridorda yürüyen kafasını kaldıracak olursa içindekileri perdelerdi o örtüler. Tavan altından bir şey almak gerektiğinde, televizyonlu odanın küçük ve kapalı balkonunda duran merdiveni kullanırdık. O merdivene tırmanıp ne var ne yok diye bakmayı ne de severdim çocuk dünyamda. İlk bir sefer neyse de, her defa...

İyi Bayramlar & İyi Ki Doğdum

Bu bayram hep kutlansın Bugün, sokakta, internette, televizyonda, arkadaşımızın suratında... Nereye baksak 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı var. Bugünü, kimi ülkemizde çocukların olumsuz koşullarına ve çiğnenen haklarına dikkat çekerek, kimi de Mustafa Kemal'in armağan ettiği bayramımızı kutlayarak tamamlayacak. Kimi böyle günleri kutlamayı anlamsız bulduğunu söyleyerek kutlayanlara sataşırken, kimisi falanca yerde çocuklar ölürken siz bayram mı kutluyorsunuz dramasına *   kapılacak. Ben mi? Ben bugünü kutlayanların harmanlanmış düşüncelerine sahibim, sivri köşelere çekilmeye gerek yok. 23 Nisan, motivasyon ve değerleri "hatırlamak" adına güzel bir bayram. Ama aynı şekilde her güne işlenmesi gereken çocuk hakları sorumluluk bilinci ne de dair dikkat çekmek için ideal bir gün. "1" Gün Aslında, "önemli olan bir gün değil, her gün" demeci klişeleşmiş gelse de çoğu kişiye, atlanılan yadsınamaz bir gerçekliği olduğunu savu...

Kelime Oyunu

Hıfzı Topuz, Şafak Pavey, Aydın Boysan, ... Bana ya da bloguma aşina olanlar bu isimlerin ne anlama geldiğini; b iri için bir günde 15 saat yol çektiğimi, diğeri için tüm gün sağa sola koşturduğumu bilir. Ama bu defa kendimi bile şaşırttım! Ali İhsan Varol TV'de izlediğim tek program olan Kelime Oyunu 'nun sunucusu; ekranda görmeye çok alışkın olmadığımız türde; zarif ve bilgili adam.  O kadar uzun zamandır izliyorum ki onu ve bu sıcak yarışmayı; aklımda yarışma fikri yokken sırf tanışabilmek ve o atmosferi solumak için bir gece -birkaç kadehten cesaret- alıp yarışmaya başvurdum.  Sonra ne mi oldu? Silkelenasyon ' a rağmen birincilik! ^^ Hayatımın en güzel ve keyifli günlerinden biriydi.  Kelime Oyunu Ekibi de en az sunucuları kadar sıcaktı.  Elimde olsa yeniden katılmak isterim. Doğukan, Behal, İhsan Bey, Cengiz Abi ve Çınar Ali İhsan Varol'a gelince, ekranda göründüğünden de fazlası. İnsanın "abim, babam, komşum, patronum, bakkal amcam olur mus...

Buyur Burdan Tanı (Mim)

 "Evved ağğbim! Ne veriim ağbim?"  Bir arkadaşım var, diline dolanmış bir dürümcü amcanın repliği. Her görüştüğümüzde söylüyor. Söylesin. Söylesin de, benim de dilime dolanıyor... Buraya da yazdım ki girizgah dürümcü amca nidası görsün! Binlerce dansöz arasından anca fırsat bulup da bir dansöze gönlümü verdim . -e-edebiyat sarışını burada mimlerden bahsediyor-   Bu rakkasenin adı: Takıntılarım  ; oynatanlar: Kuul'umsum , Deep , Sessizgemi , İpekböceğim , ... (unuttuğum-görmediklerim için affola) Herkes gibi benim de takıntılarım var. Kimisi zararsız-kimisi bünyeye zarar... Hani uzun zamandır görmediğin biri "neler yaptın hadi anlat" der ve o an için aklınıza hiçbir şey gel(e)mez ya, bu da tam o kıvamda işte. Bunca yıllık hayatımda beni ben yapan ve bana olağan gelen şeyleri cımbızla çekmem gerekiyor.  Tamamdır, düşünüyorum...   Mesela Barbie fiziği takıntısı mevcuttur bende de. Lakin suç bende değil çocukların beynine Barbie'yi aşılayan oyuncak sek...

Coştum mu Acaba?

Hayattan keyif almalı, eğlenmeli, bol bol gülmeli. Bir de kafaya takmamalı olan biteni- hele ki değiştirilemeyecekleri... Şimdi durduk yere bu pozitif kelimeler neden mi? Belki de negatifliğin dominantlığına karşı olup biten bir şeydir isyanımın sebebi! İsterseniz kulağıma biri fısıldadı diyelim, isterseniz kafama antilop düştü. Ne dersin? Sebebi belki havanın güzelliğidir belki de doktor ağzından çıkan birkaç kelime... Neyse ne.  Sonuç olarak ben kendime yeni mikro hedefler belirledim. Üstelik de hiçbiri  kariyer, dünyayı kurtarma, öğreti vb tıngırtılar taşımıyor. Kısaca bir süreliğine kafamdaki antilop yuvasına geri dönene kadar, radikal olarak kendi heyecanlarımı ve mutluluğumu önemsemek istiyorum. Bir nevi yaz tatili edindim kendime: tek işim hayallerimi gerçekleştirme. İşte herbiri kişisel, her biri sadece beni mutlu edecek mikro planlarım: Sevdiğim insanlarla (yazar, oyuncu, müzisyen, dansçı vb.) tanışmak ama öyle kolay yoldan değil, bunu emek vererek ya...

Hep Mutlu Olun!

Bazen çok şey hissettiğinde hiçbir şey yazamaz ya insan, işte tam da o sulardayım şu anda. Özel bir insana, benim için her biri özel olan 365 gününden birinde, ona layık olduğunu düşündüğüm hiçbir kelime bulamadığım için sadece sonsuz hayranlık, saygı ve sevgilerimle... Sana yazmaya kalksam kelime haznem yetmez.  İyi ki varsın ve hep yanımda ol lütfen! İçinde annelik taşıyan tüm kadınlara söylüyorum: hep mutlu olun! ve Canım annem ve fedakar anneannem,  dilerim ben sizin hep mutluluk sebebiniz olurum!

Şafak Pavey: Sarılmak

Şafak Pavey ve nini   Şafak Pavey ... Ondan bahsetmeye başlarken  "Uluslararası Cesur Kadınlar" ödülü sahibesi olan CHP Milletvekili diyerek son dönemin yüzeysel özetini geçebilirim ya da saatler ve sayfalar harcayarak adım adım tüm meziyetlerini seve seve sıralayabilirim. Ondan daha önce defalarca bahsettim (bknz:  Benim Şafak Pavey'im ), gün gelecek yine bahsedeceğim ama bugün size farklı bir şeyi, ona sarılmanın bana verdiği mutluluğu anlatmak istiyorum. Okuyacaklarınızın içinde siyasal ya da ciddi meseleler aramayın. Bu kelimelerim tamamen genç bir kızın duvarında asılı olan postere bakarak daldığı hayallerle; fanatik bir futbolseverin galip geldikleri maç sonrasındaki coşku edasını taşıyor. (gülücük) İçimden geldikçe ya da söylemek istediğim bir şey oldukça  Şafak Pavey'e bir yol bulup ulaşıyordum. O da mutlaka, geç de olsa, nazik bir yanıtla geri dönüş yapıyordu. Günlerden 23 Mart 2012, Cuma - Sarılmam mümkün müdür? Şafak'ın* internet üzerind...

Kırmızı Karavan

Kırmızı Karavan  Hayallerimiz olmadan yaşayabilir miyiz? Daha minicik ellerimizle okul çantamızı kaldırmaya çalıştığımız zamanlarda başlarız hayal kurmaya.  Bir kız çocuğu, şehre gelen sirkin büyüsüne kapılıp akrobat olmak isterken, onunla aynı paraleldeki bir başka küçük kız, gözlerini kapatıp okula gidebileceği günleri düşler. Düşler, düşler, düşler.  Dil, din, yaş, ırk, cinsiyet... Hiçbir yafta önem teşkil etmez hayallerde.  İhtiyaçtan ya da büyüsünden dolayı yaratılır onlar insanların kendine özel dünyalarında.  Düşüncesi bile yeterlidir sahibini mutlu etmeye.  Üstüne bir de gerçekleşse... Kırmızı karavan... Kırmızı bir kamyon hayalinin zamanla mutasyona uğrayarak vardığı nokta. Sahibesini özgür, huzurlu ve mutlu kılan küçük bir hayal.  Tüm dünyayı dolaşabileceği, içinde büyüttüğü insan sevgisine sevgi ekleyebileceği mütevazi bir dilek. Katlar, yatlar değil küçük kırmızı bir karavan Dayatılan 'ın gönlünde...

Çocukluk Anıları

Kafamda bambaşka bir yazı yazmak vardı. Sonra kendimi çocukluk anılarımı anımsarken buldum...   6 aylıkken emeklemeye başlamışım. İyi, güzel, hoş ama geri geri emeklemeseymişim daha iyi olurmuş. Annemler sırf doğru emekleyeyim diye en sevdiğim oyuncakları alır önüme koyarlarmış. Bense hiç istifimi bozmaz, küçük bir manevrayla popomu oyuncağa döner, yine geri geri oyuncağıma gidermişim. 2 yaşındayken annem, kızım da baya geç kaldı diyerek beni lazımlığa alıştırma konusunda riskli bir karar almış. Riskli diyorum çünkü hikayenin sonunda cehennemlik bir evlat oluyorum.(üzgün) Kadın, al sen beni lazımlığa oturt ve artık bez yok de! Sen misin onu diyen, çaaat! Anneme tokadı patlatmışım. Ah sevgili babam, tuvalet ile karakter, cinselliği şekillendiren insan (Freud) yaşasaydı bana ne derdi adım gibi biliyorum ama sizinle burada paylaşmayı reddediyorum.  Ben bebekken annem beni bir süreliğine anneannemlere bırakmış. -Bir süre dediğime bakmayın, iş için yurt dışı seyahatind...

Canım Anneannem Benim!

Canım canım canım canım! Her zaman bilge, her zaman nasihat sever. Bayılır sizi karşısına alsın ve hayatınızın güzelleşmesi namına sohbet etsin. Doğrulardan bahsetsin, hatalara karşı uyarsın. Yer yer karamsar ve iç sıkıcı da olsa, aklı ve kalbindeki mutluluğu saçsın. Hele ki konu torunuysa... Bugün gözümü onun heyecanla kız kardeşim MID'ı sorguladığı sesiyle açtım:  "Bu kitap senin mi? Sehpada buldum, ben çok sevdim bunu, benim olsun bu. Bunu yazan kimse benim gibi düşünmüş"  Resmen neyin nesi bu heyecan diye kalktım. Ne göreyim! Anneannemin elinde Montaigne/Denemeler kitabı. Tutmuş kollarının arasında, kitaba ve yazara övgüler yağdırıyor. (Tatlım!) Ben de uyku sersemi "o kadar sevdiysen al, sende kalsın, oku" dedim. Bir sevinç ki sormayın! "Okurum tabii, yanımdan da ayırmam. Gerektiğinde açar gösteririm bak burada da böyle yazıyor diye"  (gülücük) anneannemi temsilen gözlüğü ve Montaigne Onun bir kitap karşısındaki bu çocuksu sevincine k...

Mini Sohbet: Zayıflığımın sırrı

Zayıf, daha doğrusu normal kiloda, orantılı gözüken biriyim. İçerisinde asla "düzen" barındırmayan bir beslenme düzenim var. Ne kahvaltı saatim bellidir ne de herhangi diğer bir öğünüm. Yani öyle örnek, sağlıklı bir birey profili çizemeyeceğim sana. Peşin peşin söylüyorum ki burada yazacağım şeyler seni kızdırabilir. Sitem ve takıntılarım sana şımarıklık olarak da gelebilir. Ama unutma ki herkesin derdi de kilosu da kendine mesele. Çok yemek yemiyorum ama yaşamak için değil, yemek için yaşıyorum. Yemek yerken mutlu oluyorum; sevdiğim bir yemekse eğer zevkten çıldırıyorum. Bazı zamanlar kahvaltı ederken akşam ne yesem diye düşünmeye başlıyorum. Doyduğum anda bırakamıyorum elimden çatalı. Beynime gelen "doydun artık bırak yemeği" sinyalini damağımdaki zevk susturuyor. Sıkı bir karın hedefliyorum ama  maalesef favori yemeklerim ne kadar zararlıysa bir o kadar lezzetliler. Bu da hedefimi baltalıyor! Fena halde kızartma delisiyim. Patates kızartması ve ...

Küçük bir kızdan protest şiir

- Kız kardeşim M.I.D'in 13 yaşında okulda yazdığı şiir. Hiçbir noktasına dokunmadan yayınlıyorum- İNSANLAR Siz parayla Dünya’yı düzeltebileceğinizi sanıyorsunuz, Oysa Dünya’mız ölmek üzere , haberiniz yok, Tek haberinizin olduğunuz şey,alışveriş mağazalarının indirimleridir. Siz ormanları yangınlardan, Tuttuğunuz adamlarla kurtaracağınızı sanıyorsunuz, Haberiniz yok ki asıl nedeni sizlersiniz, Dünya’yı bu hale sizler ve bizler getirdik, Hepimiz zehirledik Dünya’yı, “ Ben yapsam ne olur sanki ” diye kestirip, Attınız Dünya’mızı bir çöp gibi sokağa,unutup,gittiniz onu orada. Siz küresel ısınmayı rüşvet vererek, Durduracağınızı sanıyorsunuz, Siz kendinizden başkasını düşünmezsiniz, O kadar cimrisiniz ki,bahçenize bir ağaç dikemiyor, İki adım ötenizdeki çöp kutusunu gitmeye üşeniyor, Geri dönüşümlü çöplerinizi ayrı koymayı bile beceremiyor, Pikniklerde ateşlerinizi söndürmeyi bile beceremiyorsunuz. Siz geçinmeye çalışan insan...

kavs-i kuzah

" bir" renk var gökkuşağımda,  ani ve sessiz hayatıma sızan; onca rengin arasında meydan okumadan, reis-i renk kalan. yedi değil, bir! bir tek o renge bulandı her şey. gözüme sürdüğüm fardan, dudağımın boyasına kadar; şöminenin ateşi, odunu, seyre dalarken yudumladığım şarabım da sadece tek bir renk oldular.  rüyadaymışçasına... "bir" renk var hayatımda, iki göz kapağının aralanmasıyla var olup, gecenin siyahında bile yutulmayan. her yer tek tip, her yer o. ton fakı bile yok hayatımın kombinasyonlarında. sadece tek "bir" renk; sadece  " mavi "

Cevo

-Bu bir anı yazısıdır- Abi-kız kardeş ilişkisi, deli dolu ama çok özel bir ilişki bence.  Doğduğumda abim beni hiç istememiş: Bu nee, kız bu, ben top oynayamam bununla; istemiyorum bunu ben!  Akıllı ebeveynlerimizden 'baba' olan abime şu pedagojik yaklaşımda bulunmuş: Bak yavrum, sen şimdi bu kızı istemiyorsun ama o büyüyecek, çok güzel olacak. Sonra Kel Mahmut gelecek, kardeşinle evlenmek isteyecek. Biz de başlık parası isteyeceğiz ve ne istersen sana alacağız. - Neden Kel Mahmut bilemiyorum ama bildiğimiz 'Mahmut Hoca' değil, onu biliyorum (gülücük) -  - Uçak da alacak mıyız?  - Tabii! Bir süre düşünen sevgili abim tüm isteklerine benim üzerimden sahip olacağına kanaat getirip beni sevme kararı almışken, akıllı ebeveynlerimizden 'anne' olan ise abime şöyle meydan okur:  Peki, ya kardeşin Kel Mahmut'u beğenmezseve ben evlenmem bununla diyerek fakir birini severse? Sonrası tam bir dram...  Yerinden adeta füze misali fırlayan abim, daha birkaç günlük ...