Ana içeriğe atla

Kayıtlar

hayata dair etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Tekboynuz

Yaşadıklarımıza, şahit olduklarımıza, işittiklerimize inanabiliyor musun sevgili okur? Biliyor musun, ben inanma evresini geçtim, her defasında biraz daha kanıksıyor olmaktan korkuyorum. Zira, bugüne kadar hiçbir pesimizm türü bu denli kötü niyete bulaşmamıştı. Ve hiçbir hata tüm bunları olağan kabul etmek kadar tehlikeli olmamıştı. Keşke okumakla kalmasan ve desen şimdi bana, " bak bu ilk değil, evveli gibi bu da geçip gidecek..." Neyse. Kendimi kötü hissediyorum sevgili okur. Yorgunluğundan ölüyorum tüm bu olanların. Kulaklarım patlıyor konuşmayanların sessizliğinden. Acı bir tat geliyor ağzıma söylenmemiş sözler yüzünden. Beynim karıncalanıyor bildiklerimden. Oysa bilinmeyen bir dünya ne güzel olurdu değil mi? Çünkü bilinenler bizi hayli tüketiyormuş gibi görünüyor. Mesela bu gece yatağımıza gitsek ve uyusak, yeni günde olayların farklı olduğu diğer bir dünyada açsak gözlerimizi ne güzel olurdu değil mi? Öyle bir dünya ki, sessiz boyun eğişimiz, sessizliğimiz a...

Tabu (Girizgâh)

Ay ışığı vururken aynama, kaybediyorum tüm ezberleri. Reddediyorum başkalarının yonttuğu benliğimi. Öğretilenlerden sıyrılıp, doğrularımı ayıklamaya başlıyorum nöronlar arasında. Ama ben kurcaladıkça dengesi bozuluyor beynimin, sarhoş oluyor, midesi tutuyor.  Kendimi bulmanın arifesindeyken çömezliğimden sebep dünya dönüyor, beceremiyorum. Çuvallamam yetmezmiş gibi, bir de halime isyan eden aklım yuları eline almış bana hükmediyor. Hakimiyet kuramıyorum üzerlerinde. Kontrolümden çıkmak istiyor ideler.  Var olan  tüm gücümle durun diyorum ama olmuyor.  Tökezliyorum. Oysa bu sırada karanlık tarafım içime istifra ediyor, Dilediğimce konuşabildiğim gibi sevişeceğim de. Susabildiğim gibi reddedeceğim. Görmenizi istediğimde karşınıza geçip pankart kaldırabildiğim gibi, yok olmak istediğimde göz kapaklarınızı bizzat ellerimle indireceğim. Sızıyorum.

Soba Etkisi

Dünya döndükçe yıllar da olanca hızıyla geçiyor. Dizginlenemez bir şekilde gelişen bilim ve teknolojinin paralelinde hayatlarımız da günden güne kolaylaşıyor. Sevmekle kalmayıp bağımlısı oluyoruz basit olan her şeyin. Bu basitlik sadece zihnimizi ve bedenimizi değil, ilişkilerimizi de tembelleştiriyor. Öyle ki, aynı ev içinde ailemizle bile beş dakika sohbet etmeye üşeniyoruz artık. Biz, bir zamanların sobalı evde büyüyen sıcakkanlı çocukları, farkına varmadık belki ama şimdilerde hayatımıza giren ultra teknoloji sonucu mutasyona uğradık... Bundan yıllar yıllar önce, dünya bu kadar küçük değilken, insanlar mikro topluluklar halinde hayatlarını idame ettirirlerdi. Bugünümüzden farklı olarak eskinin tek yerleşim alanı alternatifleri, adına köy ve kasaba dediğimiz alanlardı. Toplum, yardımlaşma, komşuluk ve birlik olma bilinci gibi kavramları insanlar bu küçük zümrelerde doğurmuş olsalar da, bir yerden sonra izole hayat sürmenin peşine düştüler. Ve, daha geniş yaşam alan...

Yalan Dünya

Kelimeleri olmalı ki insanın,  karşılaştığı her durumda çözülebilsin dili.  O lmasın her şeyi daha da içinden çıkılmaz hale sokan o tutukluk hali. Riya, ihanet, yalan, politika... Ya biz oluyoruz raydan çıkan ya da eşimiz dostumuz oluyor bizi trenin altında bırakan. Her birinde ayrı yanıyor canımız; doluyor kin bohçamız. Derken nutkumuz tutuluyor.  Ne sevdiğimizi söyleyebiliyoruz ne de sevmediğimizi. Ne mutlu olabiliyoruz ne de üzgün. Ne pişmanlıktan bahsedebiliyoruz ne de af dilemekten. Her şeyin taktik ve maske olduğu dünyamızda, tutuk kaldığımız tek gerçek ölüm.   Geriye kalanın hepsi,  en masumun bile gizliden sahte olduğu yalan dünya. Hâl böyle olunca dürüst olmak gitgide zorlaşıyor insanın doğasında. Hele ki (zamanında) sevdiğin insanlardan gelen hayâsızlıklarla. Hele ki (hâlâ) sevdiğin insanlara yaptığın hatalarla. Susmak istemiyoruz çoğu kez: gördüğümü gör-bildiğimi anla   demek istiyoruz bizi yoran ki...

Aforizma

Aforizma demişler, duygu-düşünce, ilkelerin kısa ve öz dile getiriliş hallerine. Benim de içimden geçenleri ve aklımdakileri dökesim var buraya kısa kısa. Varsın adı Nini'den Aforizmalar olsun, varsın sadece laf kalabalığı. Önemli olan her birinin düşüncem olması ve beni yansıtması... nini'den aforizmalar Düşündüm de...   O lmuyorsa olmuyordur, zorlamanız nafile. Dilediğiniz kadar kulaç atın var olan gücünüzle, kızgın bir çölde yol almak mı? Susuzlukta neyinize?  H ayal kurmakta sınır belirleyen bir klavuz yok elbet. Ama bize hayallerinize limit koymayı işaret edecek tecrübelerimize kulak vermemiz gerekir bazen.  E ğer bana şöyle bir alıcı gözle bakacak olursan, aşığım ya da arkadaşımsan, beni sana kusur gelen yanlarımla da kabul edeceksin. Asırlardır gitgide salgınlaşan insanlığın ilişki vebasına yakalanmadan; beni değiştirmeye çalışmadan, ya seveceksin ya da gideceksin . A rkadaşım! Her zaman beni ne kadar iyi anladığından bahseder durursun....

Mini Sohbet - Yas

Hayat ne ilginç değil mi? Bir gün, yolda şahit olduğum trafik kazasının üzerine saatler boyu ağlıyor, kendime gelemiyorum. Tanımadığım bir insanın ölmüş olma ihtimali bile beni üzebiliyor. Öte yandan bugün oluyor ve bir şekilde bir başka ölüm haberi alıyorum. Bu defa içimde bir kıpırtı bile olmadan klavyemden sadece şu dökülüyor: "başınız sağolsun. başımız dersem trajikomik olur" Bir zamanların küçük kız çocuğunun babaannesi vefat etmiş. Ne diyeyim, sevenlerinin başı sağolsun, yeri "cennet" olsun. İnsan yüzünü hatırlamadığı biri için üzülemiyor sanırım. Gerçi, aynı insan tanımadığı kişilerin ardından gözyaşı dökebiliyor. Burada bir saçmalık var ve ben bahsi geçen insan olarak bu işin içinden çıkamıyorum. Sorun belki bende, belki geçmişte... Neyse ne, zaten cevabını da umursamıyorum. Sadece her zamanki gibi içimden geldi diye yazıyorum... Bu yazı kendi halinde bir mini yas sohbeti. Bu sebeple de yoruma kapalı, zira resimdeki küçük kız çocuğu her a...

Anarşist Benlik

Lafa gelince herkesin bir benliği var. Peki, gerçekten öyle mi/sözlük anlamı yerine getirilmekte mi? Bazı şeyleri teoride biliyor olsak da, pratik zamanı gelince hepsi puf! Uçtu bütün akilane düşüncelerimiz. Neden? Çünkü koşullar da, yapımız da negatifliğe müsait. Koyun sürüsü misali ezbere yürüyen bu duyguların arasında ne yapmalı değişiklik için? Elbette geçmiş dönemlerin "kabusu": Anarşizim! İyidir bazı bazı tu kaka insan olmak. Cesarettir, onurdur, meziyettir! Alıvermeli sabrımız taşınca yularlarımızı kendi ellerimize. İsyan etmeli, üstüne bir de bizi geren kişilerin suratına grafitiyi döşeyebilmeliyiz vs.  Ama en önemlisi: kendimiz için "ben" olabilmek! Kendi dünyamızın anarşisti olabilmek! Hoşumuza gitmeyen rutinimize dur demek! Gelgelelim "ben"e! Nedir bu " ben " dediğimiz? Çeşit çeşit, türlü gibi bir şey midir bu kendi kendimize yedirdiğimiz?  İçine biraz patron, biraz mahalle, biraz sevgili, biraz aile,  biraz...

Hata ve Huzur

Huzur bu defa oturduğum bahçede maruz kaldığım ılık esinti ve birbirine sürtünen palmiye yapraklarıyla uğramıştı bana. Derin bir nefes alarak gözlerimi kapadığımda tek istediğim uykuya dalmaktı: derin ve uzun bir süre hiçbir şeyin bana dokunamayacağı bir uyku. Kendimi rahat bırakıyor ve etrafımdaki sesleri dinlemeye başlıyorum. Köpekler, kuşlar, rüzgar çanları... Tam da havuzdan gelen devirdaim sesinin tınısına kapılmışken bilincimin bana açtığı savaşla bölünüyor meditasyonum. Uyku ile uyanıklık arasında-kabus ile düşüncelerle boğuşuyorum. Zor geliyor. Tadım kaçmışken huzur bulmak oldum olası bana zor geliyor.  Aramak değil, bulmak. Oysa insan ve psikolojisine dair ne de çok okuyorum. Bazen yeri geliyor okuduklarımla düşüncelerimi harmanlayıp kelimelere döküyorum. Belki de en sevdiğim, beni mutlu eden şey bir başkasına iyi gelmek olduğu için, anlamayı ve yardımcı olabilmeyi çok önemsiyorum.  Dinlemek, anlamak ve ruha iyi gelebilmek...  Dünyayı kurtarırmışcas...