Ana içeriğe atla

Kayıtlar

empati etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Lütfen

Hayal et. Bir şehirdeyiz seninle. Yüksek ve tarihi binalarla çevrili etrafımız. Başımız dönüyor. Bendeki tarih sarhoşluğu da, sendeki birkaç hızlı içilmiş yerel bira olabilir. Sıcak esiyor rüzgâr. Soğuk bir şeyler arıyor dilimiz ve kurumuş damağımız. Ama bir yere oturmak yerine dikiliyoruz ayakta. Hiç itiraf etmesek de sanki zevk almaya başlıyoruz bu yoksunluktan; elimizin altındakinden ayrı düşmekten. Her geçen dakika daha da kalabalıklaşırken etrafımız, oksijeni azalmış bir odaya dönüyor koca meydan. Yetmezmiş gibi o beğenmediğimiz sıcak rüzgâr bile terk ediyor bizi. Daha da ısınıyoruz. Daha da ısınıyor şehir. Derken bir adım daha atıyorum sana doğru. Ve sen anlamışcasına eğiliyorsun. Fısıldıyorum: Bu güzel meydana kıyabilecek miyiz? Düşünme diyorsun her zamanki gibi. Yarını düşünme. Aslında sevmiyorum yanıtını ama seninle aynı taraftayım. Ne kadar dirensem de devam etmekten alıkoyamıyorum kendimi. O yüzden gülümsemeni istiyorum. Çünkü sen gülümsersen ben düşünemem. Sen d...

Vazgeçtim. Sevişelim sevgili...

Bırak elinde ne varsa. Ne işin girsin aramıza, ne de patlayan sokaklar. Ağlayan duvarlar, kanlı kaldırımlar. Ne korkular, ötekileştirmeler uzansın yatağımıza; ne de ezberden konuşulan doğrular. Varsın, hemen şimdi yerle bir olsun dünya biz birbirimize dokunduk diye. Varsın korkudan değil de heyecandan titresin içi bizi görenlerin.  En az senin hissettiğin kadar hissetsinler tene değen teni. En az sen kadar terlesinler artan adrenalinden. Ve en az sen kadar tadına varsınlar mutlu olmanın, mest olup doruğa varmanın. Bilsinler sen kadar değerli hissetmek ne demek. Bilsinler sen kadar zevkle nefes vermek ne demek. Bir kez, sadece bir kez gerçekten bencil olsun, tüm duygularına doysun yürekli geçinen yürekler... Yeter ki sen direnme ve sev sevgili. Boşver kopan fırtınaları ve sadece birkaç saatliğine de olsa sev beni. Şimdi, bu gece başla ve her gecen, her gecemiz,son kezmiş gibi sev. Zihnini boşalt, bedenini boşalt ve sev. Sevişmek aslında neydi hatırla ve evet, sev, sev, sev sevgili...

"Gidersen, bitersin; bitmesene" dedi kadın.

Adam yüzleşti: Gitme der gibi baktı bana ama ben gittim. Dönmek üzere de olsa o bana böyle bakarken ben gittim... Kim ne derse desin, dönmüş olsam bile, ben bir kez gittim. Böyle o bakarken gide gide hem onda kendimi bitirdim hem ben bittim. Duramadım, döndüm ama sonra yine gittim. Zaten onun için ikinci seferden sonra bile hiç dönmemiştim. Sadece bittim.

Nereye Varırsa (Lorensa)

Bu yazı öylesine, nereye varırsa... Ben de zaten öylesine bir insanım, ismim Lorensa Hayat ne kadar da garip. Şimdi, şu saniyelerde dünyaya gelen binlerce bebek var. Annelerinin gözlerinden burun kemerlerine yaşlar süzülüyor. Binlerce yeni çığlık, binlerce kesilmiş göbek bağı-hoş geldin kurdelesi. Öte yandan yine aynı saniyeler ölüme ev sahipliği yapıyor. Binlerce insanın enerjisi sönüyor ve hayata veda ediyorlar. Arkalarında sürüyle üzgün insan... Ölmekten korkar mısın diye sorsanız, "hayır" derim. Korktuğum ölme eylemi değil, nasıl öleceğim... Canım acıyacak mı; yanacak mıyım yoksa boğulacak mı? Ama bundan da ötesi, ardımda bırakacaklarım. Düşüncesi bile üzücü, ürkütücü. İyisi mi düşünmeyeyim. Zaten konum da aslında ölüm değil. Sadece kelimeler beni nereye götürüyorsa oraya sürükleniyorum. Aklımda yine ölüm- yine mi ölüm-! Kim bana söyleyebilir ne zaman öleceğimi? Ya da kim aynaya bakıp "bunlar son günlerim" diyebilir durduk yere kendisine?  Kimine göre d...

Yaşasın Kötülük [LGBT]

Sevmeye ara verelim sevgili... Değmemesi gereken ellerimiz birbirine değdiği için yerle yeksan oluyor bir aile. Nefesimi kulağında hissettiğinde anlı kanıyor simitçinin. Yanıma sokulduğunda kesiliyor elektrikler.  Kasıklarıma dokunduğunda can veriyor merdiven altı kürtajda bir beden. Sana 'seni seviyorum' dedikçe fırıncıyı günaha sokuyor yere düşürülen ekmekler. Birbirimizi ısıttıkça soğuktan donuyor yazın göbeğinde sabi bebekler. Sarılıyoruz, insanlar ölüyor. Öpüşüyoruz, insanlar ölüyor. Sevişiyoruz, insanlar ölüyor. Kötülük bu denli legal olmuşken, masumiyetimiz cehennemi körüklüyor. İyisi mi ayrılalım sevgili. Gaddarlıkları kapıya dayanmadan önce saf günahlarımızı da alıp buralardan gitmeli.

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

Aysel Düşününce

Üzerindeki polar pijamaları ve kafasındaki ev topuzuyla oturmuş bilim kurgu romanı okuyordu Aysel. Tam da gemideki Cylon deşifre olacakken   aklına hayatına dair anlamsız bir ayrıntı takıldı. Oysa, Aysel böyle şeylere asla takılmazdı. Elinde tuttuğu beton sertliğindeki kahvesinden çıkan buharlar gözlüğünün camlarını buğulamaya başladı. Sevmedi Aysel bu durumu, hemen doğruldu ve fincanını kenara bıraktı. Onu, bunu, şunu, onları düşündü ama böyle de bir yere varamadı. Sırf üşendiği için süt eklemediği kahvesi bile ona bu gerçek kadar koyu kaçmamıştı. Aysel, düşündü, düşündü ve düşündü.  Yetmedi, hayatına giren adamlara sövmesi de onu rahatlatmadı. Durdurmak ne mümkün Aysel'i? Hızla salladığı sağ ayağından çıkmak üzere olan uyku çorabını çekiştirirken, kucağında açık kalan kitabının 213. sayfasının ucunu kıvırıp kapattı. Oysa, onun için kitap sayfalarını kıvırmak, saçına yapışan sakız kadar can sıkıcıydı.  Aysel, düşündü, düşündü ve düşündü; nesinin eksik olduğunu anlama...

Savunma Mekanizması ve Ulus

İnsan mental olarak çok derin, yer yer güçlü yer yer değil.  Bazen öyle üzücü ya da tedirgin edici olaylarla karşılaşırız ki, çaresizliğimiz sonucu biz daha kendimizce bir çözüm bulmadan savunma mekanizmalarımız devreye girer.  Terör ve Şehit Bastırma:  Ülkece yıllardır travma halindeyiz. Terör ve savaşında verilen şehitlerin üzüntüsü hayatımızda rutin bir hâl aldı. Eskisi kadar şaşırmıyor, paniklemiyoruz. Bunun yanında aynı derecede üzülüyoruz çünkü insan olmanın önlenemez bir neticesi bu duygu. Ama hiçbirimiz terörle tanışmamış ya da bizim kadar "haşır neşir" olmamış ülkelerin milletleri kadar sağlıklı bireyler değiliz artık. Şehit haberini aldığımız an içerisinde tüm duyguları yaşıyor ve ardından rafa kaldırıyoruz. Ta ki bir daha şehit haberi alana kadar isyanımızı da yasımızı da farkında olmadan bastırıyoruz. Reddetme: Artısıyla-eksisiyle 1974 yılından günümüze dek PKK örgütünün bizimle tanıştırdığı terörden ötürü çatışma riski yüksek sınırlara düşme ihtimal...

Züğürt Tesellisi

  bu bir gönderme yazısı, araftan, hem de sana. okuman ya da okumaman... mühim olan bu değil. zaten bana tüm bunları yazdırmanın telafisi, bilmem kaç vuruş harfi okumanla olcak iş değil. ... bunu oku istiyorum, oku ve bil halimi... beklemediğim duygular hakim şu sıra bana: hayal kırıklığı. bir fikrin var mı bu duygumun nedeni hakkında? ... gitmen benim için en doğru şeyken, boşluğun var dünyamın bir köşesinde. ne de çok sevdirmişsin bana kendini. dostluğun mu aradığım yoksa sırtımdaki bıçak mı bana seni hatırlatan? önemi kalmadı aslında, ne de olsa hayal kırıklığım artık adınla yaşayan. ... en çok da canımı ne yakıyor biliyor musun? sen bu denli acımasızca beni kandırıp- bir hiç uğruna beni sırtımdan vurup harcarken; bir de kendimi bu kadar kaybolmuş hissetmeme sebep olmuşken, ben oturmuş burada, bunca zaman sonra hala seni özlüyor, güvendiğim birinin daha kaybına alışıyorum. resmen büyüdüm derken  kendimi bir kez daha aptal hissediyorum. aptal ...

Teşekkür Ederim

"Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye güvenmiyorum" O.Wilde Değişim... Ben ne çok değiştim. Büyüdüm, yaşadım ve tecrübe ettim. Bugün bana hayatımdaki pişmanlıklarımı, keşkelerimi sorsanız hiç düşünmeden bir bir aklıma düşenleri anlatır size dilim. Kalemim ya da klavyem değil, dilim. Ancak, beni gören bir çift göze -bakan değil, gören- ve beni duyan, bir çift kulağa -duyan değil, dinleyen- anlatabilirim içimdekileri.  Kendimi bildim bileli iyi niyetime güvenir, en çok bu özelliğimden ötürü benliğimi severim. Ben insanları olduğu gibi kabul eden, yargılamayan biriyim. Nasıl da yalan,  Nasıl da kandırmaca. Şöyle bir geçmişe baktığımda ne çok eleştirmişim yersiz yere insanları. Destek olmaya çalışsam da ne çok yaralamışım düşüncelerimle onları. Dışarıdan bakınca ne de kolay gelmiş bana kalıplaşmış doğrulara sığınarak akıl vermek. Şimdi o zamanki düşüncelerimi gözden geçiriyorum da, nasıl da yanlışmış bir olayın içine girmeden fikir yürütmek....

Mini Sohbet: Anarşist Benlik

Lafa gelince herkesin bir benliği var. Peki, gerçekten öyle mi/sözlük anlamı yerine getirilmekte mi? Bazı şeyleri teoride biliyor olsak da, pratik zamanı gelince hepsi puf! Uçtu bütün akilane düşüncelerimiz. Neden? Çünkü koşullar da, yapımız da negatifliğe müsait. Koyun sürüsü misali ezbere yürüyen bu duyguların arasında ne yapmalı değişiklik için? Elbette geçmiş dönemlerin "kabusu": Anarşizim! İyidir bazı bazı tu kaka insan olmak. Cesarettir, onurdur, meziyettir! Alıvermeli sabrımız taşınca yularlarımızı kendi ellerimize. İsyan etmeli, üstüne bir de bizi geren kişilerin suratına grafitiyi döşeyebilmeliyiz vs.  Ama en önemlisi: kendimiz için "ben" olabilmek! Kendi dünyamızın anarşisti olabilmek! Hoşumuza gitmeyen rutinimize dur demek! Gelgelelim "ben"e! Nedir bu " ben " dediğimiz? Çeşit çeşit, türlü gibi bir şey midir bu kendi kendimize yedirdiğimiz?  İçine biraz patron, biraz mahalle, biraz sevgili, biraz aile,  biraz...

Hata ve Huzur

Huzur bu defa oturduğum bahçede maruz kaldığım ılık esinti ve birbirine sürtünen palmiye yapraklarıyla uğramıştı bana. Derin bir nefes alarak gözlerimi kapadığımda tek istediğim uykuya dalmaktı: derin ve uzun bir süre hiçbir şeyin bana dokunamayacağı bir uyku. Kendimi rahat bırakıyor ve etrafımdaki sesleri dinlemeye başlıyorum. Köpekler, kuşlar, rüzgar çanları... Tam da havuzdan gelen devirdaim sesinin tınısına kapılmışken bilincimin bana açtığı savaşla bölünüyor meditasyonum. Uyku ile uyanıklık arasında-kabus ile düşüncelerle boğuşuyorum. Zor geliyor. Tadım kaçmışken huzur bulmak oldum olası bana zor geliyor.  Aramak değil, bulmak. Oysa insan ve psikolojisine dair ne de çok okuyorum. Bazen yeri geliyor okuduklarımla düşüncelerimi harmanlayıp kelimelere döküyorum. Belki de en sevdiğim, beni mutlu eden şey bir başkasına iyi gelmek olduğu için, anlamayı ve yardımcı olabilmeyi çok önemsiyorum.  Dinlemek, anlamak ve ruha iyi gelebilmek...  Dünyayı kurtarırmışcası...

Hayat Ağacı

Kocaman kalabalığa tepeden bakan  kocaman binaların arasında,  kocaman beklentiler ve hayaller var gerçekleşmeyi bekleyen.  Bir de küçücük titrek kalbimiz  ve  kalbimizle köşe kapmaca oynayan beynimizle biz varız,  bir yılımızın aslında bir salise olduğu ömrümüzde... Sahi,  hayat bu denli kısayken, beyhude geçen yıllar, yıpranmalar niye? Ne dersin?  Bir hiç uğruna,  hiçlerimizi feda ederek hiçe dönüştüğümüzü itiraf edelim mi hep birlikte?  Bir adam tanıyorum, sevmişti bir kadını.  Öyle böyle bir aşk değil bu,  nam-ı diğer ibadetimsi aşktı yaşadığı.  Ama an geldi ve unutuverdi o çok sevdiği kadınını. Kandı  ve kapıldı simsiyah saçları belinin gamzesine değen dünyalar güzeli bir dilbere. Tek bir an,  tek bir saniyeyle değişti önündeki yıllar.  Sahi,  bu kadar kolay mıydı kendine çizdiğin geleceği saptıracak hislerle bir başka dala savrulmak? Bir kadın ...

Mini Sohbet: Tanıştır Benimle

Uzun zamandır dolduramamıştı satırları kelimeleriyle. Ne telefonunu açtı ne de gelen mesajları yanıtladı. Yüzü desen hafızalarda silik bir simadan ibaret. Öyle uzun zamandır yoktu ki artık özlenmez olmuştu sesi. Ona beslenen özlem duygusu yerini alışılmış, kabullenilmiş bir uzaklaşmaya bıraktı. Arada adı geçtiğinde herkesin aklında soru işaretleri belirir, ancak birkaçının içinde yoksunluk hissi uyanırdı. Uzun zamandır dökemez olmuştu içindeki hisleri satırlara. Ne çalan telefonun sesi, ne de gelen mesajların döndürebilmişti onu hayata. Kimbilir en son ne zaman bakmıştı aynadaki suretine. Öyle uzun zamandır kendini kapamıştı ki iki göz evine, şimdi geri dönmek istese de dönemezdi kendininkinden başka ayakların yürüdüğü caddelere.  Diyelim ki şansın yaver gitti ve rastladın ona: bana söyler misin kim bu gördüğün karşında? nileud@gmail.com

keşmekeş

yarın yine saatim çalacak telaşım hayatımı 5 geçe yüzüme vurduğum her bir su zerresi git gide soğuyacak hayallerimin isyanı beni yatağımdan kaldıracak  sinsice yastığım bana küs, ben ona hasret savrulacağım sistemin keşmekeşinde sonra elim karnıma gidecek sanki hayalini çok kurarmışım gibi içi boş, doğmayacak bebeğimin yuvasına değecek çalışmaktan yorgun zihnim her sabah beni yatağımdan ayıran o gözü kör olası dünya varya sevgili ne sana ne de bana iznini verecek bebek gülüşüyle ısınan kalbin hayat, insan, aşk, aile, sevgi, adalet... her biri ayrı bir keşmekeş bencilliğin vadisi var ya...oraya tırmanmamak da büyük keşmekeş

Aynamdaki Kadın

Bir kadın var,  zaman zaman aynada karşıma çıkıyor. Bazen sabahları, bazen de gecenin bir yarısı kızarmış burnu ve gözlerini dikip bana bakıyor. Kim olduğunu merak ediyorum. Bazen onu tanıdığımı düşünüyorum, bazen de gerçekten tanımış olabilmeyi diliyorum. Aynamdaki kim merak ediyorum.  Sorgulamak istesem de korkularım beni geri çekiyor. Öyle yorgunum ki artık,  o gözlere bakma fikri bile beni ürkütüyor. Aynamdaki kadının nesi var merak ediyorum. Aynamda... O kadın,  küçük bir kız çocuğu gibi ağlıyor. Biliyorum, hissediyorum ki  benim söyleyebileceğim hiçbir şey onun kendisini daha iyi hissetmesini sağlayamayacak. O ağlarken, ben sadece elim kolum bağlı bir halde onun için bir şeyler yapabilmiş olmayı dileyeceğim. An geliyor, Susup bakışıyoruz. Nutkum tutuluyor nedensiz,  oysa becerebilsem ona hiçbir şeyden korkmamasını söylerdim.  Hissettiği korku, pişmanlık, kırgınlık, çaresizlik.  Hepsi, ...

Bağımlı (+18)

alkolik olmak istiyorum bazı bazı... 3. yuduma ulaşınca sakinleşmek, dibine vurunca da önemsememek. yani unutabilmek hayatın z raporunu çıkartmayı. kapatayım kepenkleri içinde ben varken, arınayım vücudumdaki kirli kandan. canımın istediği neyse onu konuşayım. uyuştursun bedenimi iki küçük shot, yalanlar olmadan da kendimi dinleyebilmem şart. bağımlı olmak istiyorum çoğu kez... beni bağlayan şey elle tutulur bir madde olsun. yaşayacağım krizden yiyeceğim yaftaya kadar, alacağım kilonun bile nedeni  yoksunluk olsun. sonunda bana biraz netlik gelsin, bir de evrende adım konsun.  bana lazım gelen aklı versin de varsın bedenim bağımlı   olsun.

Çamur (Kısa hikaye)

...dün gece bedenimi kış evimin arka bahçesindeki çamurlu arazide bıraktım.  her adımımda biraz daha gömüldü bataklığa ayaklarım. havanın soğukluğu iliklerime kadar işlerken kalbimin atışları normal dışı seyir etmeye başlamıştı. göz kapaklarım gittikçe daha da ağırlaşıyor, kıl köklerimde sinsi sızılar kol geziyordu. bir an için duraksadım ve yutkunup biraz daha ilerleme kararı aldım. ...yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. ben diyeyim 2 kilometre, siz diyin 3! yorulunca yeniden durdum ve ardımda bıraktığım izlere baktım. ben diyeyim15, siz diyin 20 adım! aslında, hala ne kadar da evimin yakınındayım. yorgun vücudum zihnimi ve sanrılarımı da ele geçirmişti. zamanımın dolduğunun farkına vardığım her saniye  bir başka uzvum daha işlevini yitirdi. son bir şans diledim içimden, yüzleşebilirim dedim. evet, demesine aynen böyle dedim ama vicdanıma dinletemedim. çok geç olmuştu benim için artık. kaslarımın son eforunu da sarfederek yüzümü göğe doğru kaldırdım, hiç yıldız yoktu. bir...

Sizi Affetmiyorum! (Murder of Kitty Genovese Case)

Soğuk, çok üşüyorum...  Gözlerimi açmak istiyorum ama nafile, aralayamıyorum bile. Ürkütücü, çok karanlık...  Kendimi yalnız hissediyorum, hem de çok yalnız! Neden bana yardım etmediniz, beni niye yalnız bıraktınız? ...   Buraya kapatılmadan önce hepinizi gördüm, her birinize seslendim! O adam üzerimdeyken, her yeni bıçak darbesiyle oluk oluk kanımı akıtırken gözlerim sadece çığlıklarımla ışıkları yanan evlerinizdeydi. Siz de beni gördünüz, sesimi duydunuz.  Çırpındım, yardım dileyerek yalvardım sizlere. Bunca yıllık hukukumuz bir yana, hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi bir insan için endişelenmediniz?  Git gide zayıf düşen bedenimle son gücüme kadar savaş verirken, neden biriniz bile yanıma koşmadınız, polise haber vermediniz? ...  Yarın benim doğum günümdü.  Buradaki birkaç dostum ve siz, kapı komşularım, hepiniz davetliydiniz. Gördünüz mü olanları, bütün hazırlıklarım boşa gitti. Şimdi bu soğuk, karanlık yerde yapayalnızım. Ko...

Kirletilmiş Hayaller

 ... koca adam telefonda birine ağlıyor; öğrendiklerinden, çaresizliğinden dem vuruyordu. aldatılmak, hayal kırıklığı gururunu ve hayallerini öyle incitmişti ki kapı aralığından koridora, her şeyi unutmak için gece boyunca tükettiği alkolün kokusu sızıyordu. kadın ise gecikeceğini bilmesine rağmen gözünü kırpmadan adamı beklemiş ve odasının önüne geldiğinde olan biteni duymuştu...  kapıyı araladı ve yatağın üzerinde arkası dönük oturan adama doğru yürüdü. kalbinin istediği eliyle adamın başını okşamaktı fakat mantığı ona "yapma" dedi, "yapma ki bildiğini bilmesin"... iki adım geriye gitti ve ellerini belinin arkasında kovuşturarak sordu:  "karnın aç mı?". adam ise arkasını dönmeden cevapladı: " yorgunum, uyuyacağım". kadın gülümseyen ve sıcak bir ses tonuyla "peki, iyi uykular" diyerek odadan çıktı...  kapıyı kapatmasıyla  yere çömelmesi bir oldu.o birkaç dakika içerisinde kendini öyle sıkmıştı ki, çıktığında adeta dizlerinin ...