Ana içeriğe atla

Kayıtlar

günlük etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...

Yoldan (1)

Metrodayım... Yerin onlarca metre altında bir vagonun içinde karşımda duranlara bakıyorum.  Bacaklarım ağrımasa İngiliz Kraliyet Ailesi mensubuymuşum nezaketinde gözüme kestirdiğim amcaya yer vereceğim. Zira yaşça biraz geçgin, halce bir hayli yorgun görünüyor. Ama yeniliyorum kendime. Öyle titriyor ki bacaklarım, kalkarsam düşerim diye değil de görenler bakar durur stresiyle oturuyorum nazik yerimin üstüne. Amca bakıyor yüzüme...  Gözlerimi kaçırıp sola dönüyorum, belki benden de genç simalarla dolu uzun bir sıra... Sağa dönüyorum yaş ortalaması biraz daha yüksek ama her biri ayaklanabilir yer vermek için amcaya. Derken yanımdaki kalkıyor. Boşalan koltuk için amca harekete geçiyor ama ardında bir ton poşet, çanta. Baktım kimse yardım etmiyor kalkayım diyorum birkaçını tutmasına yardımcı olmaya. Sonrası dram, sonrası metro gerçeği... Kalmış 8 durak son lokasyona. Amca da ben de yanyana devam ediyoruz yola  -ayakta-.

Kaya (Marble)

Mevzubahis, d algalarla olan münasebetinden alsa da fotoğraftaki rengini, özünde kar beyaz olan, nam-ı diğer marble bir kaya. Bir kayanın üstündeyim. Çıkıntılı, hafiften rahatsız bir kaya. Ama yerleşecek kıvamda bir düzlük buluyorum yıl boyu masa başından kalkmayan "rahatı yerinde" yaşamıma. -"Kaya" sınıflandırmama kanma, "marble" diyorlar adına buralarda.- Yirmi metre ötesi lacivert, berisi yeşil bir deniz var ayaklarımın altında. Biçimsiz, sıra sıra turuncu dubaların ardından gelen dalgalar yüzüme patlıyor köklerime çarptıkça. Islanıyor tüm dünyam. Sırılsıklam oluyor bacaklarım, gözlüğümün camı ve iki kelam etmeye çabaladığım, tavernadan rica edilmiş kenarı yırtık kağıt parçası. Ama umursamıyorum. Bir tek kelimelerim ölümsüzleşirken destek olan kitabın ıslanmasına içleniyorum. -Sayfasını kıvırmaya bile kıyamadığım kitabın ıslanmasına.- Ne akan mürekkep ne de etkisi geçen güneş kremi kaldırabiliyor beni olduğum yerden. Öylesine huzu...

"Siz Beni Artık Sevmiyorsunuz!"

... diye surat asmıştı okurlarına -kimse görmedi-.  Oysa, eskisi gibi yazsa belki de böyle bir trip hiç gerekmeyecekti. Oturdum ve eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar toy, ne kadar naif, ne kadar da umut dolu. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken;"o" günü, yazdığı hislerini hatırlarken. Hele o uzunun da uzunu cümlelerim... Ne de çok yazmışım. Ne de çok yazacak şey bulmuşum. Şimdi o kadar yazamıyor oluşuma kızgınım. -Yazacak şeyim olmadığından değil, yazamayışlarıma kızgınım- En çok kendime, azdan da biraz fazla size kırgınım. Nerdeyim? Nerdesiniz?

"Canım senin paranı almak istemiyor." dedi bana

Bugün 19:30 sularıydı... Önce beni almak istemedin, Sonra vitesi geri takıp yanıma geldin. Hey hey hey taksici, Neden ilk seferde beni reddettin? Ben binince radyonu kapadın, " Başka müşteriye gidecektim " deyip bana dırdır yaptın Hey hey hey taksici, O zaman beni niye aldın? Vardık bizim lokasyona, " Burada ineceğim " dedim, dursana. Hey hey hey taksici, Niye beni 29 metre öteye bıraktın? Parayı uzattım almadın, Beni bu hareketinle dumura uğrattın. Hey hey hey taksici, Niye aynadan bana öyle baktın? " Canım senin paranı almak istemiyor " dedin, " Olmaz öyle şey " dedim diye bana zılgıtı çektin. Hey hey hey taksici, Sen bana bunları niye ettin? " Canım istemiyor da ne demek, alın lütfen şu paray ı" dememle bir oldu terk etmem korkudan sarı aracını. Hey hey hey taksici, " İnsene beee! " diye para uzatana bağırılır mı? Psikolojim bozuldu sayende, Dörtlükler yaz...

Freud'un Kanepesi Murdar Olmasın:(

Biraz rötarlı oldu ama önceleri; Ne dilim vardı da konuşabildim, ne ellerim gitti de buralara yazabildim. Galiba ben bu haberi ancak hazmedebildim. Vay beni, vaylar beni; Babamın kanepesi dillere düştü... Ah, şu kanepenin bir dili olsa...

Yatak Muhabbeti

Bazı zamanlar, -hedef göstermek gibi olmasın ama özellikle de bu zamanlar- insanın yataktan çıkası gelmiyor. Bilindik fantezinin anahtar kelimeleri vardır ya: Pijama, battaniye, film, kitap, müzik, sıcak şarap ya da çikolata... -hatun kişi isen bir de ev topuzunu ekle onlara- Hepsiyle bütünleşmek istersin dışarıda yağmur yağarken yatağında. İşte, bu tembel halet-i ruhiyeni sürdürürsen fazlasıyla, klinomanik * kişi diyorlarmış beyaz önlüklü odalarda adına. *Yataktan çıkmama isteği/takıntısına sahip olan kişi

Salt İsyan

Göz kapaklarımı aralayamıyorum ki yazılmak için çığlık çığlığa dövüşen kelimelerimi karalayabileyim... Yorgunum,  suskun değil.

Kese Kağıdından Kelimeler

saklambaç? Y azılmayı bekleyen, aklımdan, içimden gelen binlerce düşünce var şu an: biraz öykü, biraz tepki, biraz da günlük tadında...  Ama yazılamayacak kadar biriktiler. Öyle böyle değil, çok biriktiler. Bu birikime eklenenler, en çok da yazarken ketum olduğum yerlerden geldiler. Anlatma ya da anlatmamak arasında araftayım. A slında şu an sadece uzun uzun,  belki de çoğu boş olacak cümleler kurmak istiyorum kendimi kısıtlamadan.  Hani şu hep kurduğum, olabildiğince devrik ve alabildiğine noktasız ilerleyen kelimeler...  Okuyanların, "Acaba yazarken arada bir es vermeyi denesen nasıl olur?" diye tiye aldığı  o pek sevdiğim uzun cümleler. Bu yüzden artık bir yerden başlıyorum: B uraya yazıp da rahatlayamadığım o kadar çok kelimem oldu ki, şimdilerde hepsi heybemden taşmak üzere:  Ülke geneline savuracağım gündemsel küfürlerim, uzaklara yolladığım Mavi sevgilim, göremediğim sevdiklerim, okuyamadığım kitaplarım-dinleyemediğim müzikle...

(Ç)Alıntı Blog

Dün gece paylaştığım son yazımın ardından uzun zamandır bakmadığım istatistiklerime bir göz atayım dedim. Gelen blog kanallarından birinin adı hoşuma gitti ve tıkladım. Yazdıkları da ilgimi çekince genel olarak bir göz gezdirdim. Derken, orada kendi yazımı gördüm: Hayal . Bende ki adıyla  Kırmızı Karavan , sevgili Dayatılan için yazdığım yazı. Benim   Hayat Ağacı ' m ve onun  Hayat Ağacı   Benden  Tanıştır Benimle  ve o ndan  Tanıştır Bizi   Ben diyorum  Nereye Varırsa (Lorensa) , ve o  diyor   Nereye Varırsa   Bu da onun bir yazısı, nasıl-ne yazdığına-alıntılara dair:  Yazıyorken Benim, yazılarımın bu sayfada olduğuna dair ne bir bilgim var; ne de herhangi bir yazımın altında ismim. Bu yüzden ilk karşılaştığımda düşündüğüm, iyi niyetle,  "belki de alıntı blogudur" fikrim değişti. Bir de bazılarının orjinal metninden biraz sıyrıldığını görünce dedim ki: alıntı ile çalıntı arasında çok ince bir...

Röportaj Mimi

Kendi yazılarıma ve diğer blogları okumaya zor zaman ayırabildiğim için uzun zamandır mim cevaplamamıştım. Bugün bunu kırmak istedim ve karşılaştığım ilk mimi yanıtladım. Okumayı en çok sevdiklerim arasında yer alan  Deeptone ve Doctorsherlock  beni mimlemişler. Özellikle bu ikilinin o kadar çok mimini cevapsız bıraktım ki, artık mahcubiyetim kabardı. Umarım bunu bir telafi olarak görürler. Diğer mim sahiplerim için de bu temennim geçerli... 1. Blog deyince aklına ne geliyor?  Blog deyince aklıma gelen şey yazmak, paylaşmak, dökülmek... İnsanların kendine ait bir dünya oluşturduğu ve  yine kendi gibi olanlara hitap ettiği bir platform. Düşünmeyi, düşündürmeyi seven ve okuma-yazma aşkına sahip kişilerin buluşabildiği; iyi ki var dediğim sosyal ağ. Bebeğim. (gülücük) 2.Sence bloglarda en çok neler paylaşılıyor? Denk geldiğim çoğunluğa göre konuşacak olursam kişisel bloglar. Tercihim de genelde güncel konulara değinen ya da hayata dair yazan ...

Aforizma

Aforizma demişler, duygu-düşünce, ilkelerin kısa ve öz dile getiriliş hallerine. Benim de içimden geçenleri ve aklımdakileri dökesim var buraya kısa kısa. Varsın adı Nini'den Aforizmalar olsun, varsın sadece laf kalabalığı. Önemli olan her birinin düşüncem olması ve beni yansıtması... nini'den aforizmalar Düşündüm de...   O lmuyorsa olmuyordur, zorlamanız nafile. Dilediğiniz kadar kulaç atın var olan gücünüzle, kızgın bir çölde yol almak mı? Susuzlukta neyinize?  H ayal kurmakta sınır belirleyen bir klavuz yok elbet. Ama bize hayallerinize limit koymayı işaret edecek tecrübelerimize kulak vermemiz gerekir bazen.  E ğer bana şöyle bir alıcı gözle bakacak olursan, aşığım ya da arkadaşımsan, beni sana kusur gelen yanlarımla da kabul edeceksin. Asırlardır gitgide salgınlaşan insanlığın ilişki vebasına yakalanmadan; beni değiştirmeye çalışmadan, ya seveceksin ya da gideceksin . A rkadaşım! Her zaman beni ne kadar iyi anladığından bahseder durursun....

Bilir misin?

" Sen "in kim olduğu önemli değil... Benim için gülümsediğin anların nedeni olabilmemin anlamını bilir misin? Sahi, bilir misin bir insanı gülümserken görebilmenin bendeki önemini? Bilir misin bana söylenen şarkıları, benim senin için söyleyebilecek oluşumun mealini? Bilir misin elim, kolum, beynim kadar yaşamak için sana ihtiyaç duymamın nasıl bir sorumluluk olduğunu? Bilir misin nefes alıyor oluşunun bana verdiği güveni?  Bendeki de laf, nereden bileceksin ki? Adettir bu; hangi sevilen bilmiş, anlamış seveninin onu nasıl sevdiğini? Mesela Barış Manço ... Nasıl da bizimdi, benimdi. Onun şarkılarıyla büyümek, belgesellerini izlemek... Adam olacak çocuk olmaya and içmek ne demektir bilir misin? Ya da farkettin mi hiç adam olup, olamadığım gerçeğini? Peki, ya adam olamadıysam bu durumun beni nasıl inciteceğini... Bilir misin Hulusi Kentmen 'e olan düşkünlüğümü; onu her izleyişimde kendimi dedemi izlediğime inandırışımı? Sahi, Freud 'u babam sandığımı biliy...

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...

Beni Görüyor musun? - Okura soru

çok mu oldu seni satırlarca sıraladığım kelimelerimden uzak tutalı yalnız mı bıraktım içten içe bana beslediğin alışkanlığını sen de heyecanlanıyor musun ismimin altında çıkan yeni düşüncelerimle karşılaştığında bir adım daha yaklaşıyor musun uzaktan uzağa tanımaya başladığın yabancıya zihninde canlanıyor mu bakışlarım profildeki tek kare fotoğrafa baktığında duyabiliyor musun şarkılarımı dinlerken sana eşlik eden sesimi kapat dediğimde kapatıyor musun benimle beraber gözlerini? sahi, söylesene sen okuyor musun yoksa "görüyor musun" beni?

keşmekeş

yarın yine saatim çalacak telaşım hayatımı 5 geçe yüzüme vurduğum her bir su zerresi git gide soğuyacak hayallerimin isyanı beni yatağımdan kaldıracak  sinsice yastığım bana küs, ben ona hasret savrulacağım sistemin keşmekeşinde sonra elim karnıma gidecek sanki hayalini çok kurarmışım gibi içi boş, doğmayacak bebeğimin yuvasına değecek çalışmaktan yorgun zihnim her sabah beni yatağımdan ayıran o gözü kör olası dünya varya sevgili ne sana ne de bana iznini verecek bebek gülüşüyle ısınan kalbin hayat, insan, aşk, aile, sevgi, adalet... her biri ayrı bir keşmekeş bencilliğin vadisi var ya...oraya tırmanmamak da büyük keşmekeş

İnsomnia Şarkısı

Şşşh! küçük harflerle... gece yarısından sabahın körüne bağlanırken alır beni bazen yersiz düşünceler. tavana bakarım bazı bazı, kucağımda defterim düşündüklerimi beğenirsem not alırım. bazen de aklıma içi dolu kirli sepeti takılır. o saatte gidip çamaşır makinesini çalıştıramamak, bana kendi hayatımı kim için yaşadığımı sorgulatır... sahi, kim gerçekten kendisi için yaşayabiliyor? bazen de bir kitaba dalarım, gözlerimin acısı harfleri seçmemi engeller. bilir misin sen göz yaşı yoksunluğu nasıl bir şeydir? o kuruluk hissi, sızısı, cehennem azabını burnunun dibine getirir. işte, o an bir inatlaşma başlar benim için: ya gözlerimden cayacağım ya da okunmayı bekleyen sayfalardan. sonra ilk aşkım yetişir imdadıma: müzik. onun sesi, onun dokunuşu ayrı bir huzur verir bana. uykunun kapatamadığı gözlerim onun için kapanır. kitabımdaki düşler de, çalıştıramadığım çamaşır makinesi de o müzikle dans eder. uzandığım yatağımda başım, elim, ayağım ritim tutar. ister keyifli olayı...

beyaz yatak

dinle    bembeyaz bir yatağım olsun istiyorum  karyolanın ayaklarına mavi denizin dalgaları çarpsın  sahil boyunca yalın ayak yürüyüş yapayım ama,  yatağıma yatarken ayaklarımda kum kalmasın.  sonra ılık bir esinti istiyorum,  üstüme bir şey örtmem gerekmesin  gecenin soğuğu sahile indiğinde bile  çıplak tenim ve düşüncelerim sıcağı hissetsin.  dalganın sesleri gürültülü şehrim,  yıldızların ışığı pırıltılı dünyam olsun.  deniz kenarındaki tek bir yatak bana yeter  ama o da mutlaka beyaz olsun.  ...

Mini Sohbet - Gece Gevezeliği

"Bu gece nasılsın?" dersen, "bir dalda iki kiraz, biri al biri beyaz" derim.  "Genel olarak ruh halin şu sıra nasıl?" dersen "çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane derim" Mesajın alındığını umarak doğaçlama saçmalamaya devam ediyorum ve tüm sıralamalarımın saat 01.00 sonrası laptop kucağımda, ara ara, mevcut bulunan ruh halime göre yaptığımı belirtmek istiyorum. Bir meyve olacak olsaydım çilek ; sebze olacak olsaydım patates; hayvan olacak olsaydım köpek (golden) olmak isterdim. Tarihte yer alan sarışınlardan birine benzeme şansım olsa Grace Kelly olmayı seçerim. Friends dizisinin tüm karakterleriyle aynı evde yaşamak istiyorum. Bir de Joey&Chandler&Ross bana aşık olsun istiyorum. (aralarından seçemiyorum, çok zorlansam Ross'u eliyorum ama diğer ikiliden asla vazgeçemiyorum. evet! hayat bana zor) Şu an Assos ya da Seferihisar'da olup, denize ayaklarımı sokup cup cup yapmak istiyorum. Tabii bundan önce havanın da y...

Canım Anneannem Benim!

Canım canım canım canım! Her zaman bilge, her zaman nasihat sever. Bayılır sizi karşısına alsın ve hayatınızın güzelleşmesi namına sohbet etsin. Doğrulardan bahsetsin, hatalara karşı uyarsın. Yer yer karamsar ve iç sıkıcı da olsa, aklı ve kalbindeki mutluluğu saçsın. Hele ki konu torunuysa... Bugün gözümü onun heyecanla kız kardeşim MID'ı sorguladığı sesiyle açtım:  "Bu kitap senin mi? Sehpada buldum, ben çok sevdim bunu, benim olsun bu. Bunu yazan kimse benim gibi düşünmüş"  Resmen neyin nesi bu heyecan diye kalktım. Ne göreyim! Anneannemin elinde Montaigne/Denemeler kitabı. Tutmuş kollarının arasında, kitaba ve yazara övgüler yağdırıyor. (Tatlım!) Ben de uyku sersemi "o kadar sevdiysen al, sende kalsın, oku" dedim. Bir sevinç ki sormayın! "Okurum tabii, yanımdan da ayırmam. Gerektiğinde açar gösteririm bak burada da böyle yazıyor diye"  (gülücük) anneannemi temsilen gözlüğü ve Montaigne Onun bir kitap karşısındaki bu çocuksu sevincine k...