Ana içeriğe atla

Yoldan (1)

Metrodayım...

Yerin onlarca metre altında bir vagonun içinde karşımda duranlara bakıyorum. 
Bacaklarım ağrımasa İngiliz Kraliyet Ailesi mensubuymuşum nezaketinde gözüme kestirdiğim amcaya yer vereceğim. Zira yaşça biraz geçgin, halce bir hayli yorgun görünüyor. Ama yeniliyorum kendime. Öyle titriyor ki bacaklarım, kalkarsam düşerim diye değil de görenler bakar durur stresiyle oturuyorum nazik yerimin üstüne.

Amca bakıyor yüzüme... 
Gözlerimi kaçırıp sola dönüyorum, belki benden de genç simalarla dolu uzun bir sıra... Sağa dönüyorum yaş ortalaması biraz daha yüksek ama her biri ayaklanabilir yer vermek için amcaya. Derken yanımdaki kalkıyor. Boşalan koltuk için amca harekete geçiyor ama ardında bir ton poşet, çanta. Baktım kimse yardım etmiyor kalkayım diyorum birkaçını tutmasına yardımcı olmaya. Sonrası dram, sonrası metro gerçeği... Kalmış 8 durak son lokasyona. Amca da ben de yanyana devam ediyoruz yola -ayakta-.

Yorumlar

  1. Adsız10:55

    Hayatın kendisi aslında bu değil mi? Yanında duran insana belki aşık olacaksın ama dönüp bakmıyorsun bile.

    YanıtlaSil
  2. Adsız05:51

    İşte bı "can çekiştirmekte olan insanlığın tasviri"
    -Keşje şu metroyu biraz daha açsaydın. Hızı uzunluğu içi filan.

    Ama okkalı bir tarzınız . Tebrikler 94

    YanıtlaSil
  3. Çok şaşırmadım, bana hüzün veriyor böyle hikayeler Nini :( insanlar erdemlerini kaybediyor!

    YanıtlaSil
  4. Ah azizim, bu çok oturgaçlı getirgeçler de yetişkinler için adeta bir köşe kapmaca oyunu değil mi? Modern-imsi dünyanın içimizdeki çocuğu unutmamamız için bize sunduğu küçük oyunlardan.
    ahahaha ya sırıttım.

    YanıtlaSil
  5. -bizim büyük çaresizliğimiz-

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...

Yaşasın Kötülük [LGBT]

Sevmeye ara verelim sevgili... Değmemesi gereken ellerimiz birbirine değdiği için yerle yeksan oluyor bir aile. Nefesimi kulağında hissettiğinde anlı kanıyor simitçinin. Yanıma sokulduğunda kesiliyor elektrikler.  Kasıklarıma dokunduğunda can veriyor merdiven altı kürtajda bir beden. Sana 'seni seviyorum' dedikçe fırıncıyı günaha sokuyor yere düşürülen ekmekler. Birbirimizi ısıttıkça soğuktan donuyor yazın göbeğinde sabi bebekler. Sarılıyoruz, insanlar ölüyor. Öpüşüyoruz, insanlar ölüyor. Sevişiyoruz, insanlar ölüyor. Kötülük bu denli legal olmuşken, masumiyetimiz cehennemi körüklüyor. İyisi mi ayrılalım sevgili. Gaddarlıkları kapıya dayanmadan önce saf günahlarımızı da alıp buralardan gitmeli.