An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin: 1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin. Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...
Büyüdüğün evi ziyaret etmek gibi bir his buraya dönmek. Araya giren yıllara, eskiyen bina ve eşyalara rağmen tanıdık bir yer. Belki kokusu (arayüzü) aynı bıraktığım gibi olduğu için belki de burada kendimden kelimelerle yeniden buluştuğum için. Sonuçta döndüm. Biraz geç kalmış biraz da yapay zeka içerik dönemine denk gelmiş olsam da yeniden yazmaktan mutluyum. Bir filmin devamı çekiliyormuşçasına, geçen zamanın ve aldığım yaşla deneyimin yansıyacağı bildiğiniz kelimelerimle. Naifliğini sevdiğim blog. Ben geldim. Hoş geldim. Yazılacak çok kelime var ama öncelikle merak ediyorum: burada olan, bizi (nini&nileud) hatırlayan var mı? (Gülücük)