An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin: 1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin. Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...
Arayı kapatmak çok zor. Şu an kendimi bir bilimkurgu filminden fırlamış gibi hissediyorum... Sanki yıllar önce dondurulmuşum da yüzyıl sonra uyanmışım. Her şey tanıdık ama aynı zamanda yabancı. Bir yandan da uzaydan döndüğünde ülkesini bulamayan, arada kalmış kozmonot Sergei Krikalev gibiyim: yani ne tam buraya aitim ne de geride bıraktığım yere. Hatta ülkem bile durmuyor olabilir. (Buralarda blog vatandaşı kaldı mı?) Burada yokken ne de çok şey değişti. Aradakileri tek tek saymazsak yapay zeka (AI) girdi hayatımıza. Her şeyin mekanikleştiği bu zamanda içimin yeniden uyanıveresi tuttu. Tekrar yazmak istedim bir nebze de olsa kendimi eski usulde bulmak için. Aslında deftere karalamalarım başlayalı 1 sene oluyor sanıyorum. Önceki yaşgünümde dönmüştü yazma hevesim. Hatta bu blog'u geri getirdim, yitirdiğim alan adımı geri aldım. (Bkz. nileud) Bu yaş günümde de buraya dönüyorum. Artık olduğu kadar; mükemmeli kovalamadan, akışta... Başta dediğim gibi arayı kapatmak çok zor. Sadece bile...