Ana içeriğe atla

Kayıtlar

öykü etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hurç

Cismini anneannemin evinde öğrenmiştim, adını ise sonralar da. Evde ayak altından kalksın istenen her ne varsa tıkılırdı içine. Kimi zaman nevresimler kimi zaman kışlıklar. Yaz bitince yazlıklar... Hafızamda yer eden istikameti ise tavan altı. Tavan arası değil, üstü de değil. Aslında ne denir bilmiyorum ama galiba "tavan altı". Zira dar koridorun karşılıklı duvarlarına yerleştirilen destekler üzerine konulmuş tahtalardan oluşan bölmeler vardı evde: L şeklindeki koridorun bir başında, bir de L köşesinde olmak üzere iki tane tavan altı. Kullanılmayan eşyalarla birlikte hurçlar oraya kaldırılırdı. Bir de tavana çakılan çivilerle tutturulan örtüleri olurdu onların. Koridorda yürüyen kafasını kaldıracak olursa içindekileri perdelerdi o örtüler. Tavan altından bir şey almak gerektiğinde, televizyonlu odanın küçük ve kapalı balkonunda duran merdiveni kullanırdık. O merdivene tırmanıp ne var ne yok diye bakmayı ne de severdim çocuk dünyamda. İlk bir sefer neyse de, her defa...

Tabu

( Girizgâh 'ın ardından...) Söylemek istediklerimi söyleyemediğim, yaşamak istediklerimin önüne kendi ellerimle set koyduğum bir günün daha ardından odamdayım. Ay inmiş penceremin önüne, perde aralığından beni dikizliyor. Ben ise ondan bihaber usul usul çözüyorum gömleğimin düğmelerini aynaya karşı. Dışarıdan gelen esintiyle değil de düşüncelerimle ürperirken tüylerim, aynadaki yansımam pütür pütür tenimi ele veriyor. Dert etmiyorum pürüzsüz olmayışımı. Dokunmaya başlıyorum kendime. Seviyorum kendimi daha önce kimselerin sevmediği gibi. Ama fayda etmiyor, üşüyorum. Yorgun ve susuz kalmış bedenim uyumak isterken, aklım her günü birbirin aynısı olan rutin hayatıma dair soğuk sorguların peşinde. Bedenim başka şey istiyor, aklım başka derken unutuğum ruhumu tek başına dansa kalkmış halde buluyorum . Hepsini bir araya toplayacak beynim ise sarhoşluktan dengesiz. Dünyası dönüyor, midesi bulanıyor. Hiç olmazsa sabaha iyi uyansın diye bir bardak su almaya mutfağa gidecekk...

Mutsuz Aşk Vardır

Minik bir öykü yazdım, adını "Karanlık" koydum.  Mutsuz Aşk Vardır  demek için bu defa kitapla buluştum. Devamının gelmesi dileği ile... D&R linki:  http://bit.ly/MutsuzAskvardirDR

Tabu (Girizgâh)

Ay ışığı vururken aynama, kaybediyorum tüm ezberleri. Reddediyorum başkalarının yonttuğu benliğimi. Öğretilenlerden sıyrılıp, doğrularımı ayıklamaya başlıyorum nöronlar arasında. Ama ben kurcaladıkça dengesi bozuluyor beynimin, sarhoş oluyor, midesi tutuyor.  Kendimi bulmanın arifesindeyken çömezliğimden sebep dünya dönüyor, beceremiyorum. Çuvallamam yetmezmiş gibi, bir de halime isyan eden aklım yuları eline almış bana hükmediyor. Hakimiyet kuramıyorum üzerlerinde. Kontrolümden çıkmak istiyor ideler.  Var olan  tüm gücümle durun diyorum ama olmuyor.  Tökezliyorum. Oysa bu sırada karanlık tarafım içime istifra ediyor, Dilediğimce konuşabildiğim gibi sevişeceğim de. Susabildiğim gibi reddedeceğim. Görmenizi istediğimde karşınıza geçip pankart kaldırabildiğim gibi, yok olmak istediğimde göz kapaklarınızı bizzat ellerimle indireceğim. Sızıyorum.

Seni Okuyorum

Koltuksuz evin ortasında halıya uzanmış, Matbaadan çıkma bir adama aşık oluyorum. Bitmesin kelimeler, gelmesin sonumuz diye Önsöze dönüp dönüp yazarla yeniden tanışıyorum.

Aysel Düşününce

Üzerindeki polar pijamaları ve kafasındaki ev topuzuyla oturmuş bilim kurgu romanı okuyordu Aysel. Tam da gemideki Cylon deşifre olacakken   aklına hayatına dair anlamsız bir ayrıntı takıldı. Oysa, Aysel böyle şeylere asla takılmazdı. Elinde tuttuğu beton sertliğindeki kahvesinden çıkan buharlar gözlüğünün camlarını buğulamaya başladı. Sevmedi Aysel bu durumu, hemen doğruldu ve fincanını kenara bıraktı. Onu, bunu, şunu, onları düşündü ama böyle de bir yere varamadı. Sırf üşendiği için süt eklemediği kahvesi bile ona bu gerçek kadar koyu kaçmamıştı. Aysel, düşündü, düşündü ve düşündü. Ama, hayatına giren adamlara sövmesi onu rahatlatmadı. Durdurmak ne mümkün Aysel'i? Hızla salladığı sağ ayağından çıkmak üzere olan uyku çorabını çekiştirirken, kucağında açık kalan kitabının 213. sayfasının ucunu kıvırıp kapattı. Oysa, onun için kitap sayfalarını kıvırmak, saçına yapışan sakız kadar can sıkıcıydı. Aysel, düşündü, düşündü ve düşündü. Ama, nesinin eksik olduğunu anlamadı. Git gide...

Pencere - Serhat Çelikel

Serhat Çelikel- Pencere Pencere Başarılı, okuyucusuna kelimelerini yaşatan ve kurulması bence ayrı bir yetenek olan uzun cümleleri sık sık kullandığı gibi, bu cümlelerin anlaşılır olmasını da sağlayan bir edebiyat eseri. Yazımsal kalitesi ve çoğunlukla genç yazarlarda rastlayamadığımız dil kıvraklığının sürükleyiciliği haricinde, o kadar iyi betimleme; karakter yaratma ve o karakterin psikolojisini hissettirme; gözlem; şaşırtma ve orjinallik gibi unsurlar var ki, aklımda okuduğum kitaplarından bahsetmek istediğim onlarca üstad ımız varken, şimdi burada oturmuş Serhat Çelikel'in Pencere'sini size anlatıyorum. Belki kitabın etkisi belki de yazarın kimliğini araştırdığımda karşıma çıkan genç yaştaki başarıları sebep buna.  YKY tarafından çıkarılan bu kitabın içerisinde birbirinden farklı öykü ve dünyalar yer alıyor. Benim tavsiyeme güvenmenizin haricinde, yayın kuruluşunun sitesinde yer alan "Avize" adlı öykünün tadımlık bölümünü buraya tıklayarak okuyabilirsini...

Bir Adamın Ayrılık Gecesi

Ah be güzelim! 22:07 Sen daha önceleri de gitmiştin benden. Bu ilk değil. Bir değil, iki değil. Beşinci! "Ne diye bu haldeyim oğlum ben" diyorum, yine içimdeki cevaplıyor, "ne diye olacak oğlum, bu defa kız fena yalnız koydu seni..."  23:29 Biz neler yaptık birbirimize, ne diye yaptık? Çat kapı uğrayıp bi anlatsan keşke... Ya da gelme istemem, ne gerek var. Baya baya yıprandık, vay be! Ayrılığa koşar adımlarla yetiştik ya helal olsun bize. Sonumuzun böyle olacağını biliyordum da, ne diye sana "güle güle" diyemedim onu bilmiyorum. Zaten senin de benden aşağı kalır yanın yoktu. Yüzüme bile bakmadan, sustun ve gittin. Ama aferin. İyi yaptın. Konuşsan da kararımı vermiştim zaten. Artık geri dönüşü yoktu. Ama o hiç susmayan sen, susa susa bu gün sustun ya... İşte, ben ona baya bi hayret ettim be güzelim! 00:37 Yanarım yanarım, bir tek şu halime yanarım. Yanlış yapıyorum kendime. Bir hata var buralarda bir yerde...  01:02 Böyle mi olacaktı? Arkanda...