Ana içeriğe atla

Kayıtlar

bilim etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Curiosity ve Barış Ünver

Curiosity NASA'nın 14 Aralık 2004 itibari ile geliştirdiği; 26 Kasım 2011 tarihinde keşif amacı ile Mars'a fırlattığı ve bugün, 6 Ağustos 2012 günü başarılı bir iniş yapan keşif robotunun adı. Dilimizde merak anlamına gelen bu isim 9000 isim alternatifi arasından seçilmiş. Bu meraklı robot öyle müthiş ki, Dünya ile Mars arasındaki mesafeden kaynaklı olan gecikmeli sinyallere (14 dk) rağmen tek başına Gale Krateri'ne iniş yaptı. Belki klişe duracak ama bu başarı, bilim ve insanlık adına olağanüstü bir değer taşıyor. Curiosity Mars üzerinde 5-20 km alanda 1 Mars yılı eden, en az 687 dünya günü boyunca keşif yapacak .  Onu bu adreslerden takip edebilirsiniz:    NASA       MarsCuriosityTwitter Barış Ünver http://beyn.org/   adresinin sahibi, genç bir blogger.  İnsanlar onun adını, anayasa değişikliği raferandumu öncesinde (2010) kişisel adresinde yer verdiği düşünceleri nedeniyle, Recep Tayyip Erdoğan tarafından kendisine d...

Karısını Şapka Sanan Adam - Oliver Sacks

Psikoloji ve nöroloji ilişkisi... İsterdim ki herkes adına araştırılası, önemsenesi bir bilim olsun bu, zira konuştuğum 10 kişiden 7'si bunun bilim olmadığını savunuyor. İnsanlar bilsin ki Psikoloji bilimi de en az teknoloji kadar işe yarar; kanser kadar korkulası bir kavram. Her geçen gün bir parçasını daha sindirdiğim bu alanda, şimdi size nörolojik bir rahatsızlıktan bahsetmek istiyorum.  Peşin not: Öyle zor, öyle katlanılması güç bir durum ki, en korktuğum hastalık olan Epilepsi'nin bile önüne geçiyor... Yüz Körlüğü (Prosopagnosia) Bu rahatsızlığın kurbanı olan bir insan (prosopagnostik), en yakını olan kişilerin bile yüzlerini tanıyamamaya başlıyor... Hastalığının ilk evrelerinde çevresindekilerin suratının sürekli değiştiğine şahit olan prosopagnostik, yorgunluk ya da benzeri nedenlerden ötürü sanrılar gördüğünü sanır. Zamanla artan ve neredeyse her yeni karşılaşmada tanıdığı simalar yerine değişen suratları gören hasta paniğe kapılır. Çünkü, öz annesinin b...

Aşk ve Bilim

bilim · Hayattaki her şey gibi aşkta da kesinliğe yatırılabilecek tek şey bilimsel boyutu. Onun da net sonuçlanmış bir doğrusu yok, hala araştırma konusu. Yine de bilimsel açıdan aşkı birkaç anekdotla anlatmak istersek:     Dünya tatlısı Türk filmlerimizin meşhur hastalığını hepimiz biliriz; Karasevda. Genç aşık çok hastadır ve iyileşmesinin tek yolu sevdiğiyle  evlenmesidir. Bu senaryo nereden türemiştir dersek: İbni Sina sevginin en önemli belirtisinin (kanıtının) fizyolojik değişikler olduğuna inanır ve bunu kanıtlamak için birçok çalışma yapar. Bu çalışmaları sırasında Horasan’da bir gencin karasevda adını verdiği bir hastalığa yakalandığının tanısını koyar ve iyileşmesi için sevdiği kızla evlenmesi gerektiğini öğütler. Aşk ve sevginin hormonlardan kaynaklandığı kanıtlanmıştır fakat henüz aşk hormonu tanısı konulan tek bir hormon bulunamamıştır.      Yapılan çalışmalarda bir deneğe aşık olduğu kişi gösterilince kanında m...

Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Hayatımızda iyi insanlar olduğu kadar kötü insanlar da var. Peki, bireyin annesinin rahmine düşerken kötü bir karaktere sahip olması mümkün mü? Yoksa onu zamanla içinde bulunduğu koşullar mı kötü yapar? Örneğin, normal şartlar altında zararsız, kendi halinde, iyi huylu olan 2 adet yetişkini bir hapishaneye yerleştirir ve birine üstünlük sağlayacağı bir statü ile, karar-ceza verme gücü; diğerine ise aşağılayıcı bir ortamda, emirlere itaat etme ve mahkumiyet sunarsanız, ikisi de olduğu kimlikten sıyrılıp, zamanla değişir mi? Değişir ise bu değişimleri nasıl şekillenir?   Peki  reelde, ıslah edilmesi için hapishanelere yerleştirilen insanların maruz kaldığı hapishane koşulları, onları iyi yapmaya mı elverişlidir, yoksa onları daha da kötü kılmaya mı sebeptir ?  Daha önce bahsettiğim  Milgram  ve  Little Albert  deneylerinden sonra, şimdi size yine etik dışı olduğuna dair yankı uyandıran, fakat bilim adına oldukça fayda sağlayan Stanford Hapishane ...

Küçük Albert Deneyi (Little Albert Experiment)

Küçük Albert Albert 8-9 aylık bir bebekti. Annesi geçimini sağlamak için her gün hastaneye * giderek sütünü para karşılığı satar, Albert da bu sırada hastanenin kreşinde annesinin işi bitene kadar diğer çocuklarla oynardı. O sıralarda aynı hastanede sosyal-psikoloji alanında çalışan John B. Watson ve asistanı Rosalie Rayner, " korkunun, sonradan edinilen şartlı bir refleks mi yoksa doğuştan gelen koşulsuz bir dürtü mü"  olduğu konusunda araştırma yapıyordu. Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Little Albert Experiment, işte bu birbirinden alakasız görünen olaylar ile başladı... Watson ve Rayner, çalışmalarını sürdürürken hastane kreşinde oynayan çocukları da uzaktan incelemeye başlarlar. Ancak, "korku" hakkındaki sualleri için daha doğrudan ve kesin yanıtlar veren testler yapmaları gerekmektedir. Bu mecburiyet küçük bir denek ihtiyacı doğurur ve araştırmaları için izin alabilecekleri bir aile arayışına geçerler. Küçük Albert...

Sizi Affetmiyorum! (Murder of Kitty Genovese Case)

Soğuk, çok üşüyorum...  Gözlerimi açmak istiyorum ama nafile, aralayamıyorum bile. Ürkütücü, çok karanlık...  Kendimi yalnız hissediyorum, hem de çok yalnız! Neden bana yardım etmediniz, beni niye yalnız bıraktınız? ...   Buraya kapatılmadan önce hepinizi gördüm, her birinize seslendim! O adam üzerimdeyken, her yeni bıçak darbesiyle oluk oluk kanımı akıtırken gözlerim sadece çığlıklarımla ışıkları yanan evlerinizdeydi. Siz de beni gördünüz, sesimi duydunuz.  Çırpındım, yardım dileyerek yalvardım sizlere. Bunca yıllık hukukumuz bir yana, hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi bir insan için endişelenmediniz?  Git gide zayıf düşen bedenimle son gücüme kadar savaş verirken, neden biriniz bile yanıma koşmadınız, polise haber vermediniz? ...  Yarın benim doğum günümdü.  Buradaki birkaç dostum ve siz, kapı komşularım, hepiniz davetliydiniz. Gördünüz mü olanları, bütün hazırlıklarım boşa gitti. Şimdi bu soğuk, karanlık yerde yapayalnızım. Ko...

Milgram Deneyi

deneyin orjinal ilanı  Bir deneyde olduğunuzu düşünün, karşılığında hem bilime katkıda bulunacak hem de para kazanmış olacaksınız. Kimi kandırıyorum, çoğunluk bunu sadece para için yapacaktır, neyse... Bu deneyde aynı sizin gibi etten kemikten bir başka insana elektrik şoku uygulamanız ve git gide bu şoku arttırmanız emrediliyor. Ve siz de bu emre itaat ediyor ve "elbette bilim" adına duyduğunuz bin bir çığlık sesini, "kalbim rahatsız, dur acı çekiyorum" diye duvarları yumruklayan kurbanı önemsemeden, kendi itaat güdünüz, para ve ego tatmininizden ötürü bu deneye devam ediyorsunuz.  Neden? Çünkü itaat ederken sorumluluk sizden çıkıyor, siz sadece emirlere uyuyorsunuz... İşte böyle beyin oyunlarıyla kendisini kandırdığını sanıyor insanoğlu. Emri veren de, itaat eden de, kurban olan da yine insan. Bu deneyin etik dışı olan ve katılımcılarının sonraki hayatını etkileyen bir rolü olduğu da aşikar. Fakat burada ben sadece deneye ve sonuçlarına değineceğim....

biraz matrak biraz ciddi, bir karasinek bin düşünce!

sinekler intihar ederler mi? bazı bazı, düşüm düşüm düşünüyorum yerli yersiz bir şeyleri. ne öyle memleket meselesi ne de sonucuna varamadığım bir formül çözümlemesi...  bir anda saçma bir şey geliyor aklıma ve ben ona takılıp kalıyorum.  takıldıkça bir yenisi daha ekleniyor. sonra kafamdan onları şekillendirip bir karara varıyorum ve adeta çok önemli bir şey yapmışımcasına huzura eriyorum. böyle anlarda gugul* benim en iyi dostum. çünkü gugula sorunca illa ki benim gibi saçma bir konuya sapıklık yapıp, kafasını takarak forumlarda ya da sitesinde paylaşmış insanlara rastlıyorum. mesela, bugün  yatakta doğrulduğum an gözüme duvara kendini vurup duran bir karasinek çarptı. bunu neden yapıyor ki? cama toslayıp dursa, dışarı çıkmak istiyor der camı açardım. "kendini öldürmeye mi çalışıyor yoksa" diye düşündüm ve merak ettim. hı hı.  evet, merak ettim. öncelikle neden böyle düşündüğümü size açıklamam lazım:  çok eskiden 2 tane muhabbet kuşumuz var...

Kötü Anılar Silinir mi?

 Hayatımız boyunca biriyle tanışmamız, onun tanıdığı birileriyle daha tanışmamıza sebep olur. Bu döngü böyle zincirleme sürer gider. Ama önemli olan bu tanışıklıkların bize kattığıdır. İsimlerini duyduğumuzda bizlerde uyandırdığı intibadır. Kimileri bir suret, iki kelime olarak aklımızda kalıp çoğu kez unutulurken, kimileri hafızamıza çivi çakar. Ama bazen artık hatırlamak istemeyiz onları. Silmek isteriz kötü anıları bir bir beynimizden. Anıları silmeyi beceremezsek beynimizi,o da yetmezse kalbimizi söküp atmak isteriz yerinden. Melankoliyi kenara bırakıp gerçekçi olacak olursak, bu söküp atma işlemlerini gerçekleştirmemiz mümkün değil. Zira, bunları yapacak kadar ne bir kuvvet, ne de teknik olarak anatomik bir yeti olabilir herhangi bir insanda. eternal sunshine of the spotless mind Böyle bir konuya girmişken ' Eternal Sunshine of the Spotless Mind' filmini anmazsak olmaz. Malum bu filme de konu olan aslında şu an bahsettiğim istenmeyen kötü anılar ve onlardan kurtu...

murphy yasaları

murphy yasaları harita sigara dumanı her zaman içmeyene doğru gelir. haksız mıyım?  murphy! ah şu gözü kör olası murphy yasaları... "ters gidebilecek her şey ters gidecektir!"  * " eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir!"  * buraya teker teker yazsam günlük hayattaki karşılıklarını bitiremem. bu nedenle bir kısmı için buradan  buyurunuz . daha içten, daha eğlenceli ifadeler için oturup sadece 5 dakika kadar kendi hayatınızdaki, her an karşılaşabildiğiniz örnekleri listeleyebilirsiniz. sonradan okuması oldukça eğlenceli oluyor. ben yaptım. ve evet, çok tirajikomik&eğlenceli oldu. murphy yasaları nereden gelir aslen ciddi bir kanun olan bu görünün ortaya çıkışı:   yıllardan 1949. adamın biri, araştırası geldiği için insan bedeninin ne kadar ivmeye dayanabileceğini merak eder. bu sebeple bir d...