Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ay etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Savunma Mekanizmaları ve Ay

Uzun zaman oldu Ay'a yazmayalı... Oysa çok daha yakın olalım diye kavramamış mıydım onu ellerimle? Bir tek benim etrafımda dönsün diye indirmemiş miydim asılı kaldığı gökyüzünden? Demek ki onu boğmakla yanlış yaptım. Sevmeyi beceremedim.  Göğsüme yasladığım yüzü karanlıkta kalınca aydın yanını tek başına sevemedim. Ne mi oldu? İşte, birkaç savunma mekanizmasıyla son durum: Ay ve ben bir süredir konuşmuyoruz. 1) Bastırma: Anlamadım, konu nedir? 2) Bahane bulma (Mantığa bürüme): İyi de, zaten çok konuştuğumuz da yoktu... 3) Yansıtma: Konuşmuyoruz çünkü onun tek dünyası olmamı istiyor. Elinden gelse beni alıp gezegeni yapacak. 4) Karşıt tepki geliştirme: Bence beni çok boğmamalıydı. Kıskançlığın ve sahiplenmenin de bir dozu olmalı canım. 5) Hayal kurma: Oysa şimdi yanıma inse. Yine penceremden beni izlese. Gel dese bana. Gel de pencereni arala... 6) Kaçma: Konuşmazsak konuşmayalım. 7) Yön değiştirme: Konuşmamamız mesele değil. Benim derdi...

Tatlı Rüyalar

Odamızın kapısına bir çivi çaktım, üzerine de sarımsak astım!  (Gayrı uzak durmalıydı iblisler...) 01:43 Rüzgar homurdanmaya başladığında ürpermişti içim: "Ayrılığın uğultusu olabilir bu..." Ben de yalnız uyuyacağım bu gece için silahlarımı kuşandım. Yastığımın altında bir bıçakla, gece lambası ışığında dua ediyorum: bildiğim tüm dillerle, bilmediğim bütün dinlerde. 02:09 Belki pazarlık ederiz diye tüm birikimim komidinin üzerinde. Çırçıplak, gözlerim odanın kapısında, nöbette. Neyim var neyim yoksa vazgeçtim: sadece uyumak istiyorum. 03:22 Evin içinde tıkırtılar; kendimi yorganın altına saklansa tüm kötülüklerden korunacak küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Oysa hiç de sevimli gelmezdi zatıma bu gardını düşürmüş pozlar... 03:24 Sahi, çocukken daha mı kolaydı korkular? Bir de, büyüdükçe yalnız mı kalır tüm çocuklar?  03:30 Sarımsaklar kokar...  03:44 Ay ışığı görülmüyor; husuf var bu gece.  Peki ya ben ne yapacağım olu...

Boş Küme

Ay, yeniden arkamda ve ben yine ondan bihaber.  Aynaya dönüyorum yüzümü ve çıkarıyorum ne varsa üzerimden...  Soyundukça ortaya çıkıyor karalamalarım. Bacaklarımda devrik cümleler, göğsümde imla hatası. Yazamıyorum şu sıra, olmuyor.  Elimde kağıt kesikleri, yerlerde ağaç kanı!

Kesişmeyen Doğrular

Ay inmiş penceremin önüne, perde aralığından beni dikizliyor. Ben ise her şeyden bihaber usul usul çözüyorum gömleğimin düğmelerini aynaya karşı. Dışarıdan gelen esintiyle değil de düşüncelerimle ürperirken tüylerim, aynadaki yansımam pütür pütür tenimi ele veriyor. Dokunuyorum kendime. Seviyorum kendimi daha önce kimselerin sevmediği gibi. Geçmiyor, üşüyorum. Ruhum tek başına dans ediyor. Beynim ise sarhoşluktan dengesiz. Tökezliyorum. Gelmiyor içimden üzerime bir şeyler giymek. Çıplaklığını tadabilmek istiyorum bu defa gerçeğin. Sonra sorgular başlıyor: Sanki bizi kirleten yalanlar değilmiş gibi neden hala herkes giyinik; neden bütün tenler pürüzsüz olmaya çırpınıyor? Geceye bakmak istiyorum, perdemi açmamla beraber karşımda kanımı donduran onlarca bakış. Kınıyorlar beni. Kınanıyorlar çıplaklığımı. Kınıyorum beni sevmeyen o gözleri. Bulamayınca görmek istediğimi, cesaretim kırılıyor. Cenin gibi kıvrılmışken simsiyah çarşafa fısıldıyorum: Bu gece aydınlığım yok ...