Ana içeriğe atla

Kayıtlar

nileud etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Mutsuz Aşk Vardır

Minik bir öykü yazdım, adını "Karanlık" koydum.  Mutsuz Aşk Vardır  demek için bu defa kitapla buluştum. Devamının gelmesi dileği ile... D&R linki:  http://bit.ly/MutsuzAskvardirDR

Freud'un Kanepesi

Biraz rötarlı oldu ama önceleri; Ne dilim vardı da konuşabildim, ne ellerim gitti de buralara yazabildim. Galiba ben bu haberi ancak hazmedebildim. Vay beni, vaylar beni; Babamın kanepesi dillere düştü... Ah, şu kanepenin bir dili olsa...

02.07.2013

Uzun zaman oldu buraya yazmayalı. Artık o kadar çok şey yazmam gerekiyor ki, kendi inime dönüp keyfi iki kelam edemez oldum... Burada değilken neler mi oldu? Çok şey değişti, bir o kadar da her şey aynı. Nereden başlasın bilemiyor insan; zaten oturup da kendimi anlatmak değil istediğim. Maksat bunca zaman sonra ilk yazım geçiş niteliği ile yerini bulsun. Ama bir #occupygezi gerçeği var ki... Kaç defa yazmak istedim; anlatmak, paylaşmak, şahit olduklarımı buraya dökmek... Ama yapamadım. İtiraf ediyorum ki içimden geçen duyguları ve söylemek istediklerimi dökebilecek kadar kuvvetli kelimeler bulamadım. Direniş hakkında yazılacak o kadar çok şey vardı ki, ne nereden başlayacağımı bilebildim ne de sokaklar dururken eve girmek istedim.  Şu anda dahi ekrana bakıyor ve tılsımlı sözcükler bulmaya çalışıyorum. Bulayım ki direnişe olan hayranlığımı ifade edebileyim ama yok. Belki de zamanla... İşte bunlar kimine göre hep çapulcu, marjinal, ahlaksız duygular. Ama seve seve ve sı...

Savunma Mekanizması ve Ulus

Bu fotoğrafa bu defa "bilinç seviyeleri  ve buzdağı benzetmesinden" ötürü değil, terör konusunun sembolü olarak yer veriyorum. İnsan mental olarak çok derin, yer yer güçlü yer yer değil.  Bazen öyle üzücü ya da tedirgin edici olaylarla karşılaşırız ki, çaresizliğimiz sonucu biz daha kendimizce bir çözüm bulmadan savunma mekanizmalarımız devreye girer.  Terör ve Şehit Bastırma:  Ülkece yıllardır travma halindeyiz. Terör ve savaşında verilen şehitlerin üzüntüsü hayatımızda rutin bir hâl aldı. Eskisi kadar şaşırmıyor, paniklemiyoruz. Bunun yanında aynı derecede üzülüyoruz çünkü insan olmanın önlenemez bir neticesi bu duygu. Ama hiçbirimiz terörle tanışmamış ya da bizim kadar "haşır neşir" olmamış ülkelerin milletleri kadar sağlıklı bireyler değiliz artık. Şehit haberini aldığımız an içerisinde tüm duyguları yaşıyor ve ardından rafa kaldırıyoruz. Ta ki bir daha şehit haberi alana kadar isyanımızı da yasımızı da farkında olmadan bastırıyoruz. Reddetme: A...

Çocuk İstismarı

Çocuk İstismarı   Yetişkin insanların bile kendilerini korumakta başarılı olamadığı dünyamızda, ülke hukukumuza göre 18 yaşına dek her birey çocuk kabul ediliyor. Çocukların saptanmış ezbere bir kıstas olan reşitlik evresine kadar yetişkin olmadıkları yönündeki negatif genellemeye karşın, özellikle de içinde bulunduğumuz topraklarda, bir anda "yetişkin"e dönüştü(rüldü)ğüne şahit oluyoruz. Küçük bireylerin maruz kaldığı fiziksel, duygusal, cinsel, sağlıksal, eğitimsel vb. ihmallerin yanı sıra; bir de çocuk istismarı denen ve evrensel çapta sık örneklerine rastlanan bir gerçek vardır ki, bu istismarlardan haberdar olan insanda insanca söz söyleyebilme yetisi kalmaz. Çocuk istismarı denen hadiseyi kendi içerisinde ayırmak gerekirse fiziksel, duygusal ve cinsel istismar başlıkları altında irdeleyebiliriz. Bu yazımda asıl değinmek istediğim nokta istismar farkındalığı olduğu için her birinden kısa kısa ve yüzeysel bahsedecek, daha sonraki zamanlarda da ana başlıklar altın...

Karısını Şapka Sanan Adam - Oliver Sacks

Psikoloji ve nöroloji ilişkisi... İsterdim ki herkes adına araştırılası, önemsenesi bir bilim olsun bu, zira konuştuğum 10 kişiden 7'si bunun bilim olmadığını savunuyor. İnsanlar bilsin ki Psikoloji bilimi de en az teknoloji kadar işe yarar; kanser kadar korkulası bir kavram. Her geçen gün bir parçasını daha sindirdiğim bu alanda, şimdi size nörolojik bir rahatsızlıktan bahsetmek istiyorum.  Peşin not: Öyle zor, öyle katlanılması güç bir durum ki, en korktuğum hastalık olan Epilepsi'nin bile önüne geçiyor... Yüz Körlüğü (Prosopagnosia) Bu rahatsızlığın kurbanı olan bir insan (prosopagnostik), en yakını olan kişilerin bile yüzlerini tanıyamamaya başlıyor... Hastalığının ilk evrelerinde çevresindekilerin suratının sürekli değiştiğine şahit olan prosopagnostik, yorgunluk ya da benzeri nedenlerden ötürü sanrılar gördüğünü sanır. Zamanla artan ve neredeyse her yeni karşılaşmada tanıdığı simalar yerine değişen suratları gören hasta paniğe kapılır. Çünkü, öz annesinin b...

Güzellik

https://www.instagram.com/p/m57y22ur6I/ Aynalar... Kimisi için vazgeçilmez, kimisi için bakması zor. Kendine güvenmeyenler ya da izlemeye doyamayanlar. Masamda var bir tane. Bakıyorum.  Bakıyorum ve düşünüyorum, Güzel bir kadın mıyım? Sen beğendiğin sürece mi güzelim, ben beğendiğim sürece mi kadın? Aynada gördüğüm, yanaklarına şeftali tonu allık fırçasının dokunduğu kadın mı güzel, yoksa yüzünden su taneleri dökülürken güne erkenden merhaba diyen şiş gözler mi? Güzel olan yüzüm, vücudum, tenim mi yoksa derimin altında koşturan hücreler mi? Güzel olan kan akışımın ideal seviyesi mi yoksa tüm bu somut olmayan erdemlerim mi? Peki ya kokum... Kokum beni güzel kılar mı? Söylesene, Güzel miyim ben? Oysa, çok fazla düşünmemek gerek bazen. Güzellik, ne kadar da göreceli. Güzellik, ne kadar da çelişkili. Güzelliğim... Ne kadar da sana bağlı.

Hayat Ağacı

   Kocaman kalabalığa tepeden bakan  kocaman binaların arasında,  kocaman beklentiler ve hayaller var gerçekleşmeyi bekleyen.  Bir de küçücük titrek kalbimiz  ve  kalbimizle köşe kapmaca oynayan beynimizle biz varız,  bir yılımızın aslında bir salise olduğu ömrümüzde... Sahi,  hayat bu denli kısayken, beyhude geçen yıllar, yıpranmalar niye? Ne dersin?  Bir hiç uğruna,  hiçlerimizi feda ederek hiçe dönüştüğümüzü itiraf edelim mi hep birlikte?  Bir adam tanıyorum, sevmişti bir kadını.  Öyle böyle bir aşk değil bu,  nam-ı diğer ibadetimsi aşktı yaşadığı.  Ama an geldi ve unutuverdi o çok sevdiği kadınını. Kandı  ve kapıldı simsiyah saçları belinin gamzesine değen dünyalar güzeli bir dilbere. Tek bir an,  tek bir saniyeyle değişti önündeki yıllar.  Sahi,  bu kadar kolay mıydı kendine çizdiğin geleceği saptıracak hislerle bir başka dala savrulm...

Bilir misin?

" Sen "in kim olduğu önemli değil... Benim için gülümsediğin anların nedeni olabilmemin anlamını bilir misin? Sahi, bilir misin bir insanı gülümserken görebilmenin bendeki önemini? Bilir misin bana söylenen şarkıları, benim senin için söyleyebilecek oluşumun mealini? Bilir misin elim, kolum, beynim kadar yaşamak için sana ihtiyaç duymamın nasıl bir sorumluluk olduğunu? Bilir misin nefes alıyor oluşunun bana verdiği güveni?  Bendeki de laf, nereden bileceksin ki? Adettir bu; hangi sevilen bilmiş, anlamış seveninin onu nasıl sevdiğini? Mesela Barış Manço ... Nasıl da bizimdi, benimdi. Onun şarkılarıyla büyümek, belgesellerini izlemek... Adam olacak çocuk olmaya and içmek ne demektir bilir misin? Ya da farkettin mi hiç adam olup, olamadığım gerçeğini? Peki, ya adam olamadıysam bu durumun beni nasıl inciteceğini... Bilir misin Hulusi Kentmen 'e olan düşkünlüğümü; onu her izleyişimde kendimi dedemi izlediğime inandırışımı? Sahi, Freud 'u babam sandığımı...

Mini Sohbet: Tanıştır Benimle

Uzun zamandır dolduramamıştı satırları kelimeleriyle. Ne telefonunu açtı ne de gelen mesajları yanıtladı. Yüzü desen hafızalarda silik bir simadan ibaret. Öyle uzun zamandır yoktu ki artık özlenmez olmuştu sesi. Ona beslenen özlem duygusu yerini alışılmış, kabullenilmiş bir uzaklaşmaya bıraktı. Arada adı geçtiğinde herkesin aklında soru işaretleri belirir, ancak birkaçının içinde yoksunluk hissi uyanırdı. Uzun zamandır dökemez olmuştu içindeki hisleri satırlara. Ne çalan telefonun sesi, ne de gelen mesajların döndürebilmişti onu hayata. Kimbilir en son ne zaman bakmıştı aynadaki suretine. Öyle uzun zamandır kendini kapamıştı ki iki göz evine, şimdi geri dönmek istese de dönemezdi kendininkinden başka ayakların yürüdüğü caddelere.  Diyelim ki şansın yaver gitti ve rastladın ona: bana söyler misin kim bu gördüğün karşında? nileud@gmail.com

Meczup

 Kafalarımız karışık, yorgun ve saçmalamaya müsait haller içerisindeyiz. Her birimizin kişisel yaşantısı yeterince problemli değilmiş gibi, bir de etrafımızda olup bitenlerden nefes alamaz duruma geldik. Bir gün otobüste yanımızda oturan adamın kafatasını cama vurarak kırmak isterken; bir başka gün markette çocuğunu kolundan sürükleyen kadını saçlarından et reyonuna asmak isteyebiliriz. Gelin görün ki bu uçuk fantezilerimize rağmen aslında havlayan köpekten hiçbir farkımız yok. Biz sadece adalet, insanlık ve sevgiye olan özlemlerimizin çizdiği yolda, sıyırmak üzere koşar adımlarla sek sek oynuyoruz. 8 adım ileri, 8 adım geri. Lanetlenmesi gereken insanlar yanımızdan bisikletle geçerken, biz olduğumuz yerde zıplayıp duruyoruz. Ne de olsa meczubuz... Bize meczup diyorum ama Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş kimse * olanından değil; şahit olduğumuz çirkinlikler sayesinde dengesini kaybetmiş olanlardanız biz. Her gün haberleri okuduğunda kendini camdan atmak isteyen; "bundan bet...

Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Hayatımızda iyi insanlar olduğu kadar kötü insanlar da var. Peki, bireyin annesinin rahmine düşerken kötü bir karaktere sahip olması mümkün mü? Yoksa onu zamanla içinde bulunduğu koşullar mı kötü yapar? Örneğin, normal şartlar altında zararsız, kendi halinde, iyi huylu olan 2 adet yetişkini bir hapishaneye yerleştirir ve birine üstünlük sağlayacağı bir statü ile, karar-ceza verme gücü; diğerine ise aşağılayıcı bir ortamda, emirlere itaat etme ve mahkumiyet sunarsanız, ikisi de olduğu kimlikten sıyrılıp, zamanla değişir mi? Değişir ise bu değişimleri nasıl şekillenir?   Peki  reelde, ıslah edilmesi için hapishanelere yerleştirilen insanların maruz kaldığı hapishane koşulları, onları iyi yapmaya mı elverişlidir, yoksa onları daha da kötü kılmaya mı sebeptir ?  Daha önce bahsettiğim  Milgram  ve  Little Albert  deneylerinden sonra, şimdi size yine etik dışı olduğuna dair yankı uyandıran, fakat bilim adına oldukça fayda sağlayan Stanford Hapishane ...

Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık)

"Neden, ruhum, aklımdan çıkmamalı, neden. Siz el değmemiş yıldızlar söyletmeyin beni! Nedeni önemli. Ama kanını akıtmayacağım yine de; Yara izi bırakmayacağım onun kardan beyaz cildinde, O ak mermerden yapılmış heykeller kadar pürüzsüz teninde. Işık sönsün, sonra da – sönsün ışığı! Ama ölmeli, yoksa baştan çıkarır başka erkekleri."                                         ( Shakespeare'in Othello'sundan bir alıntı)   Hepimiz birilerini sevdik, seviyoruz, seveceğiz. Bütün bu duygu yoğunluklarımızın arasında bazen, bazı sebepler ya da korkularımızdan ötürü, sevdiğimizi kıskanırız. Çoğu zaman bir sebebimiz olur, zaman zaman da duygusal davranır ve yanlış anlarız. Her koşulda sağlıklı düşünebilen bir insan için bu kıskançlık hissi sonlanır. Ortada yanlış kurulmuş bir ilişki varsa beraberliğe son verilir; yanılgıysa da üstesinden gelinir. Othello ve ...

Küçük Albert Deneyi (Little Albert Experiment)

Küçük Albert Albert 8-9 aylık bir bebekti. Annesi geçimini sağlamak için her gün hastaneye * giderek sütünü para karşılığı satar, Albert da bu sırada hastanenin kreşinde annesinin işi bitene kadar diğer çocuklarla oynardı. O sıralarda aynı hastanede sosyal-psikoloji alanında çalışan John B. Watson ve asistanı Rosalie Rayner, " korkunun, sonradan edinilen şartlı bir refleks mi yoksa doğuştan gelen koşulsuz bir dürtü mü"  olduğu konusunda araştırma yapıyordu. Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Little Albert Experiment, işte bu birbirinden alakasız görünen olaylar ile başladı... Watson ve Rayner, çalışmalarını sürdürürken hastane kreşinde oynayan çocukları da uzaktan incelemeye başlarlar. Ancak, "korku" hakkındaki sualleri için daha doğrudan ve kesin yanıtlar veren testler yapmaları gerekmektedir. Bu mecburiyet küçük bir denek ihtiyacı doğurur ve araştırmaları için izin alabilecekleri bir aile arayışına geçerler. Küçük Albert...

Sizi Affetmiyorum! (Murder of Kitty Genovese Case)

Soğuk, çok üşüyorum...  Gözlerimi açmak istiyorum ama nafile, aralayamıyorum bile. Ürkütücü, çok karanlık...  Kendimi yalnız hissediyorum, hem de çok yalnız! Neden bana yardım etmediniz, beni niye yalnız bıraktınız? ...   Buraya kapatılmadan önce hepinizi gördüm, her birinize seslendim! O adam üzerimdeyken, her yeni bıçak darbesiyle oluk oluk kanımı akıtırken gözlerim sadece çığlıklarımla ışıkları yanan evlerinizdeydi. Siz de beni gördünüz, sesimi duydunuz.  Çırpındım, yardım dileyerek yalvardım sizlere. Bunca yıllık hukukumuz bir yana, hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi bir insan için endişelenmediniz?  Git gide zayıf düşen bedenimle son gücüme kadar savaş verirken, neden biriniz bile yanıma koşmadınız, polise haber vermediniz? ...  Yarın benim doğum günümdü.  Buradaki birkaç dostum ve siz, kapı komşularım, hepiniz davetliydiniz. Gördünüz mü olanları, bütün hazırlıklarım boşa gitti. Şimdi bu soğuk, karanlık yerde yapayalnızım. Ko...

arkadaşım küstürme beni

küskün çiçek değilim ki ben, dokundun diye boynumu bükeyim, ama bağırırsan yüzüm düşer, bunu peşin peşin söylemeliyim. ha bir de asla düşünmeden, yok yere üstüme gelmemelisin günahımı aldığını unutmam, barışsak da mimlenirsin  kavga-gürültüyü sevemedim hiç, bir de benimle kaba konuşanları, kalıbında varsa bunlardan biri git, zor olur seninle muhabbet bağı. gerçi sevdirdiysen bana kendini, yapınla seni alttan alırım ama, sen de beni ayrı tutmaz ve çabalamazsan, söyle bu dostluk bana ne fayda?   bazen küs kalamam seversem, kızgınlığım söner, kıyamam,  öyle de affediciyim ki aslında, kafamı kırsan uzaklaşamam.  ama an gelir usanır kalırım, artık beni öyle kırmışsındır ki,   yine de pişmansan bize bir şans, dene ve geri al beni.  porselen bebek değilim ki ben, düşürdün diye parçalanayım,  ama  kırılmayacağıma güvendiğin an, sesinle bile dağılırım.  ne etle örülmüş bedenim ne de sevgim kandırmas...

Milgram Deneyi

deneyin orjinal ilanı  Bir deneyde olduğunuzu düşünün, karşılığında hem bilime katkıda bulunacak hem de para kazanmış olacaksınız. Kimi kandırıyorum, çoğunluk bunu sadece para için yapacaktır, neyse... Bu deneyde aynı sizin gibi etten kemikten bir başka insana elektrik şoku uygulamanız ve git gide bu şoku arttırmanız emrediliyor. Ve siz de bu emre itaat ediyor ve "elbette bilim" adına duyduğunuz bin bir çığlık sesini, "kalbim rahatsız, dur acı çekiyorum" diye duvarları yumruklayan kurbanı önemsemeden, kendi itaat güdünüz, para ve ego tatmininizden ötürü bu deneye devam ediyorsunuz.  Neden? Çünkü itaat ederken sorumluluk sizden çıkıyor, siz sadece emirlere uyuyorsunuz... İşte böyle beyin oyunlarıyla kendisini kandırdığını sanıyor insanoğlu. Emri veren de, itaat eden de, kurban olan da yine insan. Bu deneyin etik dışı olan ve katılımcılarının sonraki hayatını etkileyen bir rolü olduğu da aşikar. Fakat burada ben sadece deneye ve sonuçlarına değineceğim....

beyaz yatak

dinle    bembeyaz bir yatağım olsun istiyorum  karyolanın ayaklarına mavi denizin dalgaları çarpsın  sahil boyunca yalın ayak yürüyüş yapayım ama,  yatağıma yatarken ayaklarımda kum kalmasın.  sonra ılık bir esinti istiyorum,  üstüme bir şey örtmem gerekmesin  gecenin soğuğu sahile indiğinde bile  çıplak tenim ve düşüncelerim sıcağı hissetsin.  dalganın sesleri gürültülü şehrim,  yıldızların ışığı pırıltılı dünyam olsun.  deniz kenarındaki tek bir yatak bana yeter  ama o da mutlaka beyaz olsun.  ...