Ana içeriğe atla

(anti)² depresan



Bazı şeyler vardır. Öyle kafana göre deneyimleyip vazgeçmemen gerekir. Mesela helyum gazı. Mesela one night stand. Mesela dolu küvete sokulan saç kurutma makinesi ya da poşete sıkılıp solunan soğutucu. Örnekler uzar gider. İşte, antidepresanlar da tam bu listeye layık. Öyle alıyorum deyip alamaz, bırakıyorum deyip terk edemezsin.

Şimdi daha sade ilerlemek için antidepresana bir isim vereceğim. Hikâyeleştirmemiz daha kolay olsun. Bence Cemil güzel.


Bir dk. Önce o eli bir indir!
Şimdi bu Cemil ile ilk tanışmada biraz gergin oluyor insan. Hayatıma ne katacak ki, ufacık, fıdıl haliyle beni nasıl mutlu edecek ki...
Öncelikle şunda anlaşalım. Cemil'i hayatına mutlu olman için sokmuyor kimse. Ona böyle sorumluluklar yükleme.

Bebe aspirini mi bu?
Vücudun da benliğin de başlangıçta direniyor Cemil'e. Bazı bazı Cemil'ler dişlerini sıkmana, çenenin ağrımasına, gece kabus görmene neden olabiliyor. -Yazının tümünde ortalama ve başlangıç dozundaki bir Cemil söz konusu- Ama sonra yavaştan alışıyorsun. Ne olduğunu anlamadan iyi geliyor Cemil sana. Etrafta iyi de ne değişti, ben öyle mutlu değilim ki diye dolaşırken, Cemil aslında senin yerine dengeni koruyor, eksik serotonini salgılatıyor vs. Burada birtakım bilimsel detaylar da yazabilirdi ama bu yazının konusu o değil.

Derken...
Birlikte ortalama bir hayat sürerken, bir süre sonra bir fikir düşer aklına: Bence Cemil'i artık terk edebilirim.
Bazen nedeni olmaz, bazen olan nedenler incir çekirdeğini doldurmaz. Konu her ne olursa olsun hemen git dememelisin Cemil'e. Cemil giderse üzülürsün. O üzüldüğü için değil, Cemil kapış kapış kapılıyor...


Sahne 1
Başta her şey güzel gelir. Tıpkı uzun ilişki sonrası terk edenin hissettiği özgürlük hissi gibi. Vücudun senden daha önce fark eder Cemil'in yokluğunu. Onsuz ne yapacağız? şimdi diyerek salgılar ilgili hormonları vücuduna ve sen hiç olmadığın kadar iyi hissedersin. Daha fazla neşe, tat, duyu, libido... Ne de güzel geldi sana Cemil'siz hayat!
-Ta ki vücudunun onsuzluğa tamamen uyandığı ve dayanıksız hissettiği ana kadar...-

Sahne 2
Sonrası depresif, sonrası ağrılı...



Ortalamada sahne 1 ve 2 mutlaka yaşanır. Tabii biri olmadan diğeri de yaşanır... Öyle ya da böyle. Sonuçta, nasıl yavaş yavaş alıştıysan Cemil'e, öyle terk et onu. Öyle ha' dedin diye çıkmaz Cemil hayatından. Çıkamaz. Çıkmamalı da.

Yorumlar

  1. Cemiiiiiiiil... :)

    Ben de beklerim Kafa'ya, sevgiler çok! :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

(Ç)Alıntı Blog

Dün gece paylaştığım son yazımın ardından uzun zamandır bakmadığım istatistiklerime bir göz atayım dedim. Gelen blog kanallarından birinin adı hoşuma gitti ve tıkladım. Yazdıkları da ilgimi çekince genel olarak bir göz gezdirdim. Derken, orada kendi yazımı gördüm: Hayal . Bende ki adıyla  Kırmızı Karavan , sevgili Dayatılan için yazdığım yazı. Benim   Hayat Ağacı ' m ve onun  Hayat Ağacı   Benden  Tanıştır Benimle  ve o ndan  Tanıştır Bizi   Ben diyorum  Nereye Varırsa (Lorensa) , ve o  diyor   Nereye Varırsa   Bu da onun bir yazısı, nasıl-ne yazdığına-alıntılara dair:  Yazıyorken Benim, yazılarımın bu sayfada olduğuna dair ne bir bilgim var; ne de herhangi bir yazımın altında ismim. Bu yüzden ilk karşılaştığımda düşündüğüm, iyi niyetle,  "belki de alıntı blogudur" fikrim değişti. Bir de bazılarının orjinal metninden biraz sıyrıldığını görünce dedim ki: alıntı ile çalıntı arasında çok ince bir...

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...