Ana içeriğe atla

Kayıtlar

anı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Aydın BOYSAN

Aydın Boysan & Nini Nasıl da tatlı bir insan! Kendi kanımdan olsa daha fazla sevemezdim, o derece vurgunum üstadımıza! Büyük, küçük demeden herkesin karşısında saygıdan önünü ilikleyen bir insana vurgun olmamak zaten neyime! Hele ki bu devirde. Kitapları, kitaplarında yer verdiği anıları... Ne de güzel anlatıyor bir bir her şeyi. Okurken kendimi onun doğduğu yıllardan, bugüne kadar seyahat halinde buluyorum. Anıları anılarım, annesi annem, oynadığı oyunlar oyunum, yediği dayak dayağım oluyor... (Tabii ki Abanoz anılarına sadece seyirci kalıyorum :)) Anı demekle geçmemek lazım, her biri tarih dersi kıvamında okuruna bir şeyler öğretiyor, veriyor. Hele ki günümüzün gençlerinden biri olarak ben o zamanları hayretle okuyorum. Bir de hayata bakış açısı ve görüşleri; başarıları ve sitemleri... Herkesin, özellikle de genç neslin tanıması gereken biri. Ve, Rakı. Aydın Boysan deyip de onun sohbetinden, rakı tutkusundan bahsetmemek olur mu hiç? En büyük hayallerimden ...

Hıfzı TOPUZ

Hıfzı Topuz & nini Hıfzı Topuz... Onu ve yaptıklarını-başarılarını düşündüğümde, bugün "ben  iletişimciyim- gazeteciyim" diyen bazı insanlar adına çok üzülüyorum. Ya ondan bi haberler ya da kendilerinden... Elbette hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı dünyamızda her şey çok zor. Fakat konu gazetecilik, iletişim, araştırma, özgünlük  ise; bugün bir Hıfzı Topuz olabilmek elimizdeki imkanlardan ötürü çok daha kolay. Yasaksa yasak, tehditse tehdit... İsimler-sebepler farklı olsa da her şey geçmiş yıllarla aynı. Üstüne bir de teknoloji  ve ulaşım kolaylığı girdi hayatımıza, bunu da düşününce iletişimciyim demek daha da kolay olmalıydı günümüzde.  Ama maalesef. Olmuyor. Buradan da anlıyoruz ki Hıfzı Topuz olabilmek için, onun kadar insani kaliteye sahip olunması gerekiyor... Ben kendisini Afrika çalışmalarıyla duymuş ama daha çok kitaplarıyla bilirdim. Kıvrak zekası, kültür birikimi, tarih merakı ve elbette mesleğine duyduğu saygı ile birlikte çok güzel eserlere...

Şafak Pavey: Sarılmak

Şafak Pavey ve nini   Şafak Pavey ... Ondan bahsetmeye başlarken  "Uluslararası Cesur Kadınlar" ödülü sahibesi olan CHP Milletvekili diyerek son dönemin yüzeysel özetini geçebilirim ya da saatler ve sayfalar harcayarak adım adım tüm meziyetlerini seve seve sıralayabilirim. Ondan daha önce defalarca bahsettim (bknz:  Benim Şafak Pavey'im ), gün gelecek yine bahsedeceğim ama bugün size farklı bir şeyi, ona sarılmanın bana verdiği mutluluğu anlatmak istiyorum. Okuyacaklarınızın içinde siyasal ya da ciddi meseleler aramayın. Bu kelimelerim tamamen genç bir kızın duvarında asılı olan postere bakarak daldığı hayallerle; fanatik bir futbolseverin galip geldikleri maç sonrasındaki coşku edasını taşıyor. (gülücük) İçimden geldikçe ya da söylemek istediğim bir şey oldukça  Şafak Pavey'e bir yol bulup ulaşıyordum. O da mutlaka, geç de olsa, nazik bir yanıtla geri dönüş yapıyordu. Günlerden 23 Mart 2012, Cuma - Sarılmam mümkün müdür? Şafak'ın* internet üzerind...

Uzaylılarla İşbirliği

Hepsi onun kadar şanslı değil Geçen gün öyle bir şeyle karşılaştım ki, içim yandı; canım çok acıdı...   Neden mi?  Sahil kenarında yürürken önümde bir adamla kadın yol alıyordu. Adamın elinde parlak ve simsiyah tüyleriyle kocaman bir köpek. Öyle büyüktü ki, köpekle aynı pozisyonu alsam ebatlarımız eşitlenirdi. Yanındaki kadın da tasmayla dünya tatlısı, diğerine nazaran daha küçük bir köpek gezdiriyordu. Zavallının arka bacakları tutmadığı için ona tekerlekli bir düzenek kurmuşlar ve o şekilde diğerleri gibi hayatını, zor ya da eksik de olsa, idame ettirebilmesini sağlamışlardı. Engelli insanlar ve onların nahoş koşullarına olan özel ilgim nasılsa, aynı şekilde yol boyunca o köpek için de kara kara düşündüm. Bir kaza geçirdiği çok açıktı ve bu kaza sonucu doğasının getirdiği hiçbir hissiyatını dilediği gibi yaşayamıyordu. Koşamıyor, oyun oynayamıyor... Köpek bu, insana muhtaç. Anlatmak istedikleri varsa bile anlatamıyor, sadece çırpınıyor. ...  Onlar önümde...

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...

Çocukluk Anıları

Kafamda bambaşka bir yazı yazmak vardı. Sonra kendimi çocukluk anılarımı anımsarken buldum...   6 aylıkken emeklemeye başlamışım. İyi, güzel, hoş ama geri geri emeklemeseymişim daha iyi olurmuş. Annemler sırf doğru emekleyeyim diye en sevdiğim oyuncakları alır önüme koyarlarmış. Bense hiç istifimi bozmaz, küçük bir manevrayla popomu oyuncağa döner, yine geri geri oyuncağıma gidermişim. 2 yaşındayken annem, kızım da baya geç kaldı diyerek beni lazımlığa alıştırma konusunda riskli bir karar almış. Riskli diyorum çünkü hikayenin sonunda cehennemlik bir evlat oluyorum.(üzgün) Kadın, al sen beni lazımlığa oturt ve artık bez yok de! Sen misin onu diyen, çaaat! Anneme tokadı patlatmışım. Ah sevgili babam, tuvalet ile karakter, cinselliği şekillendiren insan (Freud) yaşasaydı bana ne derdi adım gibi biliyorum ama sizinle burada paylaşmayı reddediyorum.  Ben bebekken annem beni bir süreliğine anneannemlere bırakmış. -Bir süre dediğime bakmayın, iş için yurt dışı seyahatind...

biraz matrak biraz ciddi, bir karasinek bin düşünce!

sinekler intihar ederler mi? bazı bazı, düşüm düşüm düşünüyorum yerli yersiz bir şeyleri. ne öyle memleket meselesi ne de sonucuna varamadığım bir formül çözümlemesi...  bir anda saçma bir şey geliyor aklıma ve ben ona takılıp kalıyorum.  takıldıkça bir yenisi daha ekleniyor. sonra kafamdan onları şekillendirip bir karara varıyorum ve adeta çok önemli bir şey yapmışımcasına huzura eriyorum. böyle anlarda gugul* benim en iyi dostum. çünkü gugula sorunca illa ki benim gibi saçma bir konuya sapıklık yapıp, kafasını takarak forumlarda ya da sitesinde paylaşmış insanlara rastlıyorum. mesela, bugün  yatakta doğrulduğum an gözüme duvara kendini vurup duran bir karasinek çarptı. bunu neden yapıyor ki? cama toslayıp dursa, dışarı çıkmak istiyor der camı açardım. "kendini öldürmeye mi çalışıyor yoksa" diye düşündüm ve merak ettim. hı hı.  evet, merak ettim. öncelikle neden böyle düşündüğümü size açıklamam lazım:  çok eskiden 2 tane muhabbet kuşumuz var...

Kötü Anılar Silinir mi?

 Hayatımız boyunca biriyle tanışmamız, onun tanıdığı birileriyle daha tanışmamıza sebep olur. Bu döngü böyle zincirleme sürer gider. Ama önemli olan bu tanışıklıkların bize kattığıdır. İsimlerini duyduğumuzda bizlerde uyandırdığı intibadır. Kimileri bir suret, iki kelime olarak aklımızda kalıp çoğu kez unutulurken, kimileri hafızamıza çivi çakar. Ama bazen artık hatırlamak istemeyiz onları. Silmek isteriz kötü anıları bir bir beynimizden. Anıları silmeyi beceremezsek beynimizi,o da yetmezse kalbimizi söküp atmak isteriz yerinden. Melankoliyi kenara bırakıp gerçekçi olacak olursak, bu söküp atma işlemlerini gerçekleştirmemiz mümkün değil. Zira, bunları yapacak kadar ne bir kuvvet, ne de teknik olarak anatomik bir yeti olabilir herhangi bir insanda. eternal sunshine of the spotless mind Böyle bir konuya girmişken ' Eternal Sunshine of the Spotless Mind' filmini anmazsak olmaz. Malum bu filme de konu olan aslında şu an bahsettiğim istenmeyen kötü anılar ve onlardan kurtu...

Canım Anneannem Benim!

Canım canım canım canım! Her zaman bilge, her zaman nasihat sever. Bayılır sizi karşısına alsın ve hayatınızın güzelleşmesi namına sohbet etsin. Doğrulardan bahsetsin, hatalara karşı uyarsın. Yer yer karamsar ve iç sıkıcı da olsa, aklı ve kalbindeki mutluluğu saçsın. Hele ki konu torunuysa... Bugün gözümü onun heyecanla kız kardeşim MID'ı sorguladığı sesiyle açtım:  "Bu kitap senin mi? Sehpada buldum, ben çok sevdim bunu, benim olsun bu. Bunu yazan kimse benim gibi düşünmüş"  Resmen neyin nesi bu heyecan diye kalktım. Ne göreyim! Anneannemin elinde Montaigne/Denemeler kitabı. Tutmuş kollarının arasında, kitaba ve yazara övgüler yağdırıyor. (Tatlım benim!) Ben de uyku sersemi "o kadar sevdiysen al, sende kalsın, oku" dedim. Bir sevinç ki sormayın! "Okurum tabii, yanımdan da ayırmam. Gerektiğinde açar gösteririm bak burada da böyle yazıyor diye"  (gülücük) anneannemi temsilen gözlüğü ve Montaigne   Onun bir kitap karşısındaki bu çocuksu s...

Cevo

-Bu bir anı yazısıdır- Abi-kız kardeş ilişkisi, deli dolu ama çok özel bir ilişkidir...  Doğduğumda abim beni hiç istememiş: Bu nee, kız bu, ben top oynayamam bununla; istemiyorum bunu ben!  Akıllı ebeveynlerimizden "baba" olan abime şu şekilde yaklaşmış: Bak yavrum, sen şimdi bu kızı istemiyorsun ama o büyüyecek, çok güzel olacak. Sonra Kel Mahmut gelecek, kardeşinle evlenmek isteyecek. Biz de başlık parası isteyeceğiz ve ne istersen sana alacağız. - Neden Kel Mahmut bilemiyorum ama bildiğimiz "Kel Mahmut" değil,  onu biliyorum (gülücük) -  -Uçak da alacak mıyız?  -Tabii! Bir süre düşünen sevgili abim tüm isteklerine benim üzerimden sahip olacağına kanaat getirip beni sevme kararı almışken, akıllı ebeveynlerimizden "anne" olan abime şöyle der:  Peki, ya kardeşin Kel Mahmut'u beğenmezse; ben evlenmem bununla diyerek fakir biriyle evlenirse? İşte sonrası tam bir dram. Yerinden adeta füze misali fırlayan abim, daha birkaç günlük olan ...