Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Külüstür

Ben sana aşık oldum Külüstür. Sen devdin, bense yeni yetme. Altında kaldığım an daha da büyümem sandın ama bak, büyüdüm. Stockholm Sendromu deseler de adına, Ben sana aşık olduğumda Külüstür, Ne dediklerini anlamadığım gibi üstüne bir de sana doğru süzüldüm. Sen mi? Yine anlamadın Külüstür... Zor da değildi aslında, Belli ki ilk ezilişte aşktı benimkisi.  Belli ki benden habersizliğindi çürüten seni. Ama bak, ne olursa olsun ben içinden büyüdüm. Şaşırmadan dinle.

Kaya (Marble)

Mevzubahis, d algalarla olan münasebetinden alsa da fotoğraftaki rengini, özünde kar beyaz olan, nam-ı diğer marble bir kaya. Bir kayanın üstündeyim. Çıkıntılı, hafiften rahatsız bir kaya. Ama yerleşecek kıvamda bir düzlük buluyorum yıl boyu masa başından kalkmayan "rahatı yerinde" yaşamıma. -"Kaya" sınıflandırmama kanma, "marble" diyorlar adına buralarda.- Yirmi metre ötesi lacivert, berisi yeşil bir deniz var ayaklarımın altında. Biçimsiz, sıra sıra turuncu dubaların ardından gelen dalgalar yüzüme patlıyor köklerime çarptıkça. Islanıyor tüm dünyam. Sırılsıklam oluyor bacaklarım, gözlüğümün camı ve iki kelam etmeye çabaladığım, tavernadan rica edilmiş kenarı yırtık kağıt parçası. Ama umursamıyorum. Bir tek kelimelerim ölümsüzleşirken destek olan kitabın ıslanmasına içleniyorum. -Sayfasını kıvırmaya bile kıyamadığım kitabın ıslanmasına.- Ne akan mürekkep ne de etkisi geçen güneş kremi kaldırabiliyor beni olduğum yerden. Öylesine huzu...

"Siz Beni Artık Sevmiyorsunuz!"

... diye surat asmıştı okurlarına -kimse görmedi-.  Oysa, eskisi gibi yazsa belki de böyle bir trip hiç gerekmeyecekti. Oturdum ve eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar toy, ne kadar naif, ne kadar da umut dolu. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken;"o" günü, yazdığı hislerini hatırlarken. Hele o uzunun da uzunu cümlelerim... Ne de çok yazmışım. Ne de çok yazacak şey bulmuşum. Şimdi o kadar yazamıyor oluşuma kızgınım. -Yazacak şeyim olmadığından değil, yazamayışlarıma kızgınım- En çok kendime, azdan da biraz fazla size kırgınım. Nerdeyim? Nerdesiniz?

Bu 19 Mayıs Hüzünlüyüz...

Günlerdir nefesimiz kömür karası... Ama onun fotoğraflarına bakmak bile temiz bir nefes! Nefes.  Minnet. Borç.  Özlem.  Sevgi.  Zoraki, korkuyla, putperestlikle değil candan sevgi.  En çok da nefes.  Nefes  Nefes  Nefes  Yüz ifadesi bile nefes!

SOMA'da İşkence Görüyoruz

Oturtulduk bir sandalyeye, işkence görüyoruz. Ellerimiz arkadan bağlı, ayaklarımızda prangalar. Kapatamayalım diye bantladıkları göz kapaklarımız yetmezmiş gibi bir de ağzımıza koca bir çorap tıktılar. Alay eder gibi zevkle izlettiriyorlar, dinlettiriyorlar, okutturuyorlar. Öyle ki bu işkenceyle açlık değil, Susuzluk değil, Darp değil, İnsanlık öldürüyor bizi. Soma bir kez daha yüzümüze vururken işlevsizleştirilişimizi, Nefes alamıyoruz. Sonunda tüm millet bir olduk, işkence görüyoruz.

İyi Bayramlar & İyi Ki Doğdum

Bu bayram hep kutlansın Bugün, sokakta, internette, televizyonda, arkadaşımızın suratında... Nereye baksak 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı var. Bugünü, kimi ülkemizde çocukların olumsuz koşullarına ve çiğnenen haklarına dikkat çekerek, kimi de Mustafa Kemal'in armağan ettiği bayramımızı kutlayarak tamamlayacak. Kimi böyle günleri kutlamayı anlamsız bulduğunu söyleyerek kutlayanlara sataşırken, kimisi falanca yerde çocuklar ölürken siz bayram mı kutluyorsunuz dramasına *   kapılacak. Ben mi? Ben bugünü kutlayanların harmanlanmış düşüncelerine sahibim, sivri köşelere çekilmeye gerek yok. 23 Nisan, motivasyon ve değerleri "hatırlamak" adına güzel bir bayram. Ama aynı şekilde her güne işlenmesi gereken çocuk hakları sorumluluk bilinci ne de dair dikkat çekmek için ideal bir gün. "1" Gün Aslında, "önemli olan bir gün değil, her gün" demeci klişeleşmiş gelse de çoğu kişiye, atlanılan yadsınamaz bir gerçekliği olduğunu savu...

Tabu

( Girizgâh 'ın ardından...) Söylemek istediklerimi söyleyemediğim, yaşamak istediklerimin önüne kendi ellerimle set koyduğum bir günün daha ardından odamdayım. Ay inmiş penceremin önüne, perde aralığından beni dikizliyor. Ben ise ondan bihaber usul usul çözüyorum gömleğimin düğmelerini aynaya karşı. Dışarıdan gelen esintiyle değil de düşüncelerimle ürperirken tüylerim, aynadaki yansımam pütür pütür tenimi ele veriyor. Dert etmiyorum pürüzsüz olmayışımı. Dokunmaya başlıyorum kendime. Seviyorum kendimi daha önce kimselerin sevmediği gibi. Ama fayda etmiyor, üşüyorum. Yorgun ve susuz kalmış bedenim uyumak isterken, aklım her günü birbirin aynısı olan rutin hayatıma dair soğuk sorguların peşinde. Bedenim başka şey istiyor, aklım başka derken unutuğum ruhumu tek başına dansa kalkmış halde buluyorum . Hepsini bir araya toplayacak beynim ise sarhoşluktan dengesiz. Dünyası dönüyor, midesi bulanıyor. Hiç olmazsa sabaha iyi uyansın diye bir bardak su almaya mutfağa gidecekk...