Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Gaz

? Her şey bir toz bulutuyla başladı, Diler ve bilirim ki yine bir toz bulutu ile sona erecek... Fizikten siyasete uzanan metaforun dibinde herkese tanıdık gelen gizli nesne: GAZ Onu deplasmanda yemeye çok alışmıştım ama evimde otururken yemek de ayrı bir hava kattı varoluşuma! Kadıköy'deyim. Anneannemin evinde. Kim derdi ki naftalin kokan bu evin kokusunu bir gün biber gazı dolduracak. Kim derdi ki Taksim'le başlayan bu toz bulutu gün geçtikçe tüm posta kutularına sızacak. Kim derdi ki devlet tarafından yıldırılmış bir neslin çocukları yeni devlete meydan okuyacak.

Pazar Karalaması - 2020 Olimpiyatları

Esra Elönü "Geziciler olimpiyat halkalarını burunlarına taksın!" der; Suat Kılıç ise "Kına stokları tükenmiş!" Bir solukta 2020 Olimpiyatları'nın ev sahipliği hayali suya düşerken, beklenen sansasyonel açıklamalar da sırayla gündemi meşgul ediyor. Peşin olarak dile getirmek isterim ki 2020 Olimpiyatları için Türkiye'nin seçilmesi lehimize sonuçlar doğururdu. İçinde bulunduğumuz koşullar ne olursa olsun, bu durumun bize dolaylı ya da doğrudan; maddi ve siyasi anlamda getirileri olumlu olacaktı. Ama, Ayranımız yok içmeye..! Amacı insanlar ve ülkeler arası barışın sağlanması olan bir organizasyonda, daha kendi halkı ile arasındaki meseleyi çözememiş; vatandaşlarını birbirine düşürme gafletindeki bir hükümetin tutunması ve ülkesini temsil etmesi bence namümkündü. Her ne kadar Gezi'yi ve Gezi'deki biz "gezizekalı"ları bu hezimetin sebebi olarak lanse etmeye çalışsalar da, bu seçimde ülkelerin değerlendirildikleri aday ülke hazır...

Kelime Oyunu

Yarıda kalmış bir kitap, ihmal edilmiş bir blog; evet, girizgâhta günah çıkaran var!  Bütün gün ekran karşısında parmaklarımı klavyeden ayıramazken, kendim için bırakın yazmayı, iki tweet bile atamaz oldum. Ama bu yazının konusu bu değil. Hıfzı Topuz, Şafak Pavey, Aydın Boysan vs. Bana ya da bloguma aşina olanlar bu isimlerin ne anlama geldiğini bilir.  Biri için bir günde 15 saat yol çektiğimi bilirim, diğeri için bütün gün sağa sola koşturduğumu. Ama bu defa kendimi bile şaşırttım! Ali İhsan Varol TV'de izlediğim tek program olan Kelime Oyunu 'nun sunucusu; ekranda karşılaşmaya çok alışkın olmadığımız türde; naif, zarif ve bilgili adam.  O kadar uzun zamandır izliyorum ki onu ve bu sıcak yarışmayı; aklımda yarışma fikri yokken, sırf tanışabilmek ve o atmosferi solumak için bir gece birkaç kadehten cesaret alıp yarışmaya başvurdum.  Sonra ne mi oldu? Tabii ki birinciliği almama rağmen  Silkelenasyon :) Sıra İhs...

Tatlı Rüyalar

Odamızın kapısına bir çivi çaktım, üzerine de sarımsak astım!  (Gayrı uzak durmalıydı iblisler...) 01:43 Rüzgar homurdanmaya başladığında ürpermişti içim: "Ayrılığın uğultusu olabilir bu..." Ben de yalnız uyuyacağım bu gece için silahlarımı kuşandım. Yastığımın altında bir bıçakla, gece lambası ışığında dua ediyorum: bildiğim tüm dillerle, bilmediğim bütün dinlerde. 02:09 Belki pazarlık ederiz diye tüm birikimim komidinin üzerinde. Çırçıplak, gözlerim odanın kapısında, nöbette. Neyim var neyim yoksa vazgeçtim: sadece uyumak istiyorum. 03:22 Evin içinde tıkırtılar; kendimi yorganın altına saklansa tüm kötülüklerden korunacak küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Oysa hiç de sevimli gelmezdi zatıma bu gardını düşürmüş pozlar... 03:24 Sahi, çocukken daha mı kolaydı korkular? Bir de, büyüdükçe yalnız mı kalır tüm çocuklar?  03:30 Sarımsaklar kokar...  03:44 Ay ışığı görülmüyor; husuf var bu gece.  Peki ya ben ne yapacağım olu...

02.07.2013

Uzun zaman oldu buraya yazmayalı. Artık o kadar çok şey yazmam gerekiyor ki, kendi inime dönüp keyfi iki kelam edemez oldum... Burada değilken neler mi oldu? Çok şey değişti, bir o kadar da her şey aynı. Nereden başlasın bilemiyor insan; zaten oturup da kendimi anlatmak değil istediğim. Maksat bunca zaman sonra ilk yazım geçiş niteliği ile yerini bulsun. Ama bir #occupygezi gerçeği var ki... Kaç defa yazmak istedim; anlatmak, paylaşmak, şahit olduklarımı buraya dökmek... Ama yapamadım. İtiraf ediyorum ki içimden geçen duyguları ve söylemek istediklerimi dökebilecek kadar kuvvetli kelimeler bulamadım. Direniş hakkında yazılacak o kadar çok şey vardı ki, ne nereden başlayacağımı bilebildim ne de sokaklar dururken eve girmek istedim.  Şu anda dahi ekrana bakıyor ve tılsımlı sözcükler bulmaya çalışıyorum. Bulayım ki direnişe olan hayranlığımı ifade edebileyim ama yok. Belki de zamanla... İşte bunlar kimine göre hep çapulcu, marjinal, ahlaksız duygular. Ama seve seve ve sı...

Salt İsyan

Göz kapaklarımı aralayamıyorum ki yazılmak için çığlık çığlığa dövüşen kelimelerimi karalayabileyim... Yorgunum, suskun değil.

Kese Kağıdından Kelimeler

saklambaç? Y azılmayı bekleyen, aklımdan, içimden gelen binlerce düşünce var şu an: biraz öykü, biraz tepki, biraz da günlük tadında...  Ama yazılamayacak kadar biriktiler. Öyle böyle değil, çok biriktiler. Bu birikime eklenenler, en çok da yazarken ketum olduğum yerlerden geldiler. Anlatma ya da anlatmamak arasında araftayım. A slında şu an sadece uzun uzun, belki de çoğu boş olacak cümleler kurmak istiyorum  kendimi kısıtlamadan.  Hani şu hep kurduğum, olabildiğince devrik ve alabildiğine noktasız ilerleyen kelimeler...  Okuyanların, "Acaba yazarken arada bir es vermeyi denesen nasıl olur?" diye tiye aldığı o çok sevdiğim uzun cümleler. Bu yüzden artık bir yerden başlıyorum: B uraya yazıp da rahatlayamadığım o kadar çok kelimem oldu ki, şimdilerde hepsi heybemden taşmak üzere:  Ülke geneline savuracağım gündemsel küfürlerim, uzaklara yolladığım Mavi sevgilim, göremediğim sevdiklerim, okuyamadığım kitaplarım-dinleyemediğim müzi...