Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tatlı Rüyalar

Odamızın kapısına bir çivi çaktım, üzerine de sarımsak astım!  (Gayrı uzak durmalıydı iblisler...) 01:43 Rüzgar homurdanmaya başladığında ürpermişti içim: "Ayrılığın uğultusu olabilir bu..." Ben de yalnız uyuyacağım bu gece için silahlarımı kuşandım. Yastığımın altında bir bıçakla, gece lambası ışığında dua ediyorum: bildiğim tüm dillerle, bilmediğim bütün dinlerde. 02:09 Belki pazarlık ederiz diye tüm birikimim komidinin üzerinde. Çırçıplak, gözlerim odanın kapısında, nöbette. Neyim var neyim yoksa vazgeçtim: sadece uyumak istiyorum. 03:22 Evin içinde tıkırtılar; kendimi yorganın altına saklansa tüm kötülüklerden korunacak küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum. Oysa hiç de sevimli gelmezdi zatıma bu gardını düşürmüş pozlar... 03:24 Sahi, çocukken daha mı kolaydı korkular? Bir de, büyüdükçe yalnız mı kalır tüm çocuklar?  03:30 Sarımsaklar kokar...  03:44 Ay ışığı görülmüyor; husuf var bu gece.  Peki ya ben ne yapacağım olu...

02.07.2013

Uzun zaman oldu buraya yazmayalı. Artık o kadar çok şey yazmam gerekiyor ki, kendi inime dönüp keyfi iki kelam edemez oldum... Burada değilken neler mi oldu? Çok şey değişti, bir o kadar da her şey aynı. Nereden başlasın bilemiyor insan; zaten oturup da kendimi anlatmak değil istediğim. Maksat bunca zaman sonra ilk yazım geçiş niteliği ile yerini bulsun. Ama bir #occupygezi gerçeği var ki... Kaç defa yazmak istedim; anlatmak, paylaşmak, şahit olduklarımı buraya dökmek... Ama yapamadım. İtiraf ediyorum ki içimden geçen duyguları ve söylemek istediklerimi dökebilecek kadar kuvvetli kelimeler bulamadım. Direniş hakkında yazılacak o kadar çok şey vardı ki, ne nereden başlayacağımı bilebildim ne de sokaklar dururken eve girmek istedim.  Şu anda dahi ekrana bakıyor ve tılsımlı sözcükler bulmaya çalışıyorum. Bulayım ki direnişe olan hayranlığımı ifade edebileyim ama yok. Belki de zamanla... İşte bunlar kimine göre hep çapulcu, marjinal, ahlaksız duygular. Ama seve seve ve sı...

Salt İsyan

Göz kapaklarımı aralayamıyorum ki yazılmak için çığlık çığlığa dövüşen kelimelerimi karalayabileyim... Yorgunum, suskun değil.

Kese Kağıdından Kelimeler

saklambaç? Y azılmayı bekleyen, aklımdan, içimden gelen binlerce düşünce var şu an: biraz öykü, biraz tepki, biraz da günlük tadında...  Ama yazılamayacak kadar biriktiler. Öyle böyle değil, çok biriktiler. Bu birikime eklenenler, en çok da yazarken ketum olduğum yerlerden geldiler. Anlatma ya da anlatmamak arasında araftayım. A slında şu an sadece uzun uzun, belki de çoğu boş olacak cümleler kurmak istiyorum  kendimi kısıtlamadan.  Hani şu hep kurduğum, olabildiğince devrik ve alabildiğine noktasız ilerleyen kelimeler...  Okuyanların, "Acaba yazarken arada bir es vermeyi denesen nasıl olur?" diye tiye aldığı o çok sevdiğim uzun cümleler. Bu yüzden artık bir yerden başlıyorum: B uraya yazıp da rahatlayamadığım o kadar çok kelimem oldu ki, şimdilerde hepsi heybemden taşmak üzere:  Ülke geneline savuracağım gündemsel küfürlerim, uzaklara yolladığım Mavi sevgilim, göremediğim sevdiklerim, okuyamadığım kitaplarım-dinleyemediğim müzi...

Rakkase

Evvel zaman içinde,  anason kokusu sinince... Bir rakkase çağrılmış meydana. Saçlarıyla kaparken ensesindeki parmak izlerini,  mest etmiş kadeh dolusu adamları bir bir, kadınca,  sinsi sinsi. Derken raksına başlamış Değince kıvrılan ince beline bir yabancının eli,  göğsüne sıkıştırılan paranın kokusuna takılmış ruhu,  ekşitmiş midesini. Devam etmek istemiş,  ama yapamamış. Göz göze de gelince çalgıcının kemanesiyle, biraz da devirdiği şişenin etkisiyle... Tutamamış daha fazla içinde, çıkarıvermiş ne var ne yoksa saten beyazı bir gömleğin üstüne. Ah! Rakkase, ah! Bir o ayak uydurmuşken bu dünyanın kirli düzenine, o da kapıldı bu meretin karşı konulmaz müziğine. ...Rakkase raksla coştururken aşksız meyhane içinde. Ben deyim şu şaraptan, siz deyin o zırnıktan, kapılıvermiş bir kemancının görmeyen gözlerine, " Belki " demiş, " Belki bir gün severim ben de... ". Bu da...

"10 Kasım 1938" ertesi

Cenaze törenlerinden görüntüler                                         "10 Kasım 1938 Perşembe" gününden bu yana, bedenen aramızdan ayrılışının hüznünü akıl ve vefa sahibi olan milyonlarca insan taşıdı.  Yıl oldu bilmem kaç... Sadece hatıranın, yokluğunun içimizi titretmesi gerekirken; bunca yıldır biz, mirasçıların olarak bir Mustafa Kemal adımı atamamanın vicdan azabını çekiyor, bedelini ödüyoruz.  Senden sonra yaşadığımız birçok kirlenmiş yılla birlikte daha bir yalnız, daha bir kimsesiz hisseder olduk. Git gide umut kaybediyor, sana ait anıları kaptırıyoruz.  İyi düşünmeye çalışarak, er ya da geç senin izinden sapanların uyanabileceğini umut ediyorum.  10 Kasım 2011 Perşembe. 10 Kasım 2012 Cumartesi. 10 Kasım 2013 Pazar. ... Bu günlere dair söylenebilecek sözler satırlara sığmaz. Her sene de aynıları tekrarlanır. Okuyabile...

Dinle(n)me Vakti

Ólafur Arnalds