Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Soba Etkisi

Dünya döndükçe yıllar da olanca hızıyla geçiyor. Dizginlenemez bir şekilde gelişen bilim ve teknolojinin paralelinde hayatlarımız da günden güne kolaylaşıyor. Sevmekle kalmayıp bağımlısı oluyoruz basit olan her şeyin. Bu basitlik sadece zihnimizi ve bedenimizi değil, ilişkilerimizi de tembelleştiriyor. Öyle ki, aynı ev içinde ailemizle bile beş dakika sohbet etmeye üşeniyoruz artık. Biz, bir zamanların sobalı evde büyüyen sıcakkanlı çocukları, farkına varmadık belki ama şimdilerde hayatımıza giren ultra teknoloji sonucu mutasyona uğradık... Bundan yıllar yıllar önce, dünya bu kadar küçük değilken, insanlar mikro topluluklar halinde hayatlarını idame ettirirlerdi. Bugünümüzden farklı olarak eskinin tek yerleşim alanı alternatifleri, adına köy ve kasaba dediğimiz alanlardı. Toplum, yardımlaşma, komşuluk ve birlik olma bilinci gibi kavramları insanlar bu küçük zümrelerde doğurmuş olsalar da, bir yerden sonra izole hayat sürmenin peşine düştüler. Ve, daha geniş yaşam alan...

Mini Sohbet: Evren

Gugulda arattım: “evren kaç yaşında” Solumda evren çıktı 13,8 milyar yıl, sağımda Evren çıktı darağacının gölgesine rağmen 96 yıl. Küstüm kapadım. 

Seni Okuyorum

Koltuksuz evin ortasında halıya uzanmış, Matbaadan çıkma bir adama aşık oluyorum. Bitmesin kelimeler, gelmesin sonumuz diye Önsöze dönüp dönüp yazarla yeniden tanışıyorum.

Mini Sohbet: TIRlattık

Mektup* mu taşıyormuş TIR? TIR mektup mu yazmış? PTT'tedeki T'lerden biri telgraf değil de TIR mı? Gülen böyle beddua etmeyi nerden öğrendi? Başım döndü. *Gündemin yeni maskesi mektup. Acaba üzerine pul yapıştırmış mıdır hoca? 

Hayırlısı

Fetullah ah etti, gelen gideni aratır familyasından yeni bakanlarımız oldu. Borsa uf oldu, dolar oh oldu. -Borsa İstanbul'daki kayıp yüzde 3'ü aştı, endeks 67 bin puanın altına geriledi. Dolar desen 2,0868'lerde- Ölene olan, kalana olacaklar hakkında her şey hâlâ halı altında. Onlar çelik ayna oynarken, olan yine sade vatandaşıma oldu, vah oldu. Acun'la da karşılıklı ağlaşamayacağıma göre, az huzur için uyumaya gittim gelicem.

Şişmansın

İbresinin canı yanıyor diye, tartmaz oldu kantar bizi. Hep birbirimizi suçladık durduk yıllar yılı Sen saçımı çektin, ben sana çelme taktım. Oysa, şimdi anladım yaptığımız şeyin yanlışlığını, Ya sen gel özür dile ya da sen gel özür dile. Aynaya bakmadan tıkındık durduk yıllar yılı, Sen bana dev anası dedin, bense sana balina. Oysa, şişman olan şey sadece egolarımızdı, Ya sen gel özür dile, önce sen gel özür dile.

Aysel Düşününce

Üzerindeki polar pijamaları ve kafasındaki ev topuzuyla oturmuş bilim kurgu romanı okuyordu Aysel. Tam da gemideki Cylon deşifre olacakken   aklına hayatına dair anlamsız bir ayrıntı takıldı. Oysa, Aysel böyle şeylere asla takılmazdı. Elinde tuttuğu beton sertliğindeki kahvesinden çıkan buharlar gözlüğünün camlarını buğulamaya başladı. Sevmedi Aysel bu durumu, hemen doğruldu ve fincanını kenara bıraktı. Onu, bunu, şunu, onları düşündü ama böyle de bir yere varamadı. Sırf üşendiği için süt eklemediği kahvesi bile ona bu gerçek kadar koyu kaçmamıştı. Aysel, düşündü, düşündü ve düşündü. Ama, hayatına giren adamlara sövmesi onu rahatlatmadı. Durdurmak ne mümkün Aysel'i? Hızla salladığı sağ ayağından çıkmak üzere olan uyku çorabını çekiştirirken, kucağında açık kalan kitabının 213. sayfasının ucunu kıvırıp kapattı. Oysa, onun için kitap sayfalarını kıvırmak, saçına yapışan sakız kadar can sıkıcıydı. Aysel, düşündü, düşündü ve düşündü. Ama, nesinin eksik olduğunu anlamadı. Git gide...