Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Karısını Şapka Sanan Adam - Oliver Sacks

Psikoloji ve nöroloji ilişkisi... İsterdim ki herkes adına araştırılası, önemsenesi bir bilim olsun bu, zira konuştuğum 10 kişiden 7'si bunun bilim olmadığını savunuyor. İnsanlar bilsin ki Psikoloji bilimi de en az teknoloji kadar işe yarar; kanser kadar korkulası bir kavram. Her geçen gün bir parçasını daha sindirdiğim bu alanda, şimdi size nörolojik bir rahatsızlıktan bahsetmek istiyorum.  Peşin not: Öyle zor, öyle katlanılması güç bir durum ki, en korktuğum hastalık olan Epilepsi'nin bile önüne geçiyor... Yüz Körlüğü (Prosopagnosia) Bu rahatsızlığın kurbanı olan bir insan (prosopagnostik), en yakını olan kişilerin bile yüzlerini tanıyamamaya başlıyor... Hastalığının ilk evrelerinde çevresindekilerin suratının sürekli değiştiğine şahit olan prosopagnostik, yorgunluk ya da benzeri nedenlerden ötürü sanrılar gördüğünü sanır. Zamanla artan ve neredeyse her yeni karşılaşmada tanıdığı simalar yerine değişen suratları gören hasta paniğe kapılır. Çünkü, öz annesinin b...

Güzellik

Aynalar... Kimisi için vazgeçilmez, kimisi için bakması zor. Kendine güvenmeyenler ya da izlemeye doyamayanlar. Masamda var bir tane. Bakıyorum.  Bakıyorum ve düşünüyorum, Güzel bir kadın mıyım? Sen beğendiğin sürece mi güzelim, ben beğendiğim sürece mi kadın? Aynada gördüğüm, yanaklarına şeftali tonu allık fırçasının dokunduğu kadın mı güzel, yoksa yüzünden su taneleri dökülürken güne erkenden merhaba diyen şiş gözler mi? Güzel olan yüzüm, vücudum, tenim mi yoksa derimin altında koşturan hücreler mi? Güzel olan kan akışımın ideal seviyesi mi yoksa tüm bu somut olmayan erdemlerim mi? Peki ya kokum... Kokum beni güzel kılar mı? Söylesene, Güzel miyim ben? Oysa, çok fazla düşünmemek gerek bazen. Güzellik, ne kadar da göreceli. Güzellik, ne kadar da çelişkili. Güzelliğim... Ne kadar da sana bağlı.

Aşk ve Bilim

Hayattaki her şey gibi aşkta da kesinliğe yatırılabilecek tek şey bilimsel boyutu. Onun da net sonuçlanmış bir doğrusu yok, hala araştırma konusu. Yine de bilimsel açıdan aşkı birkaç anekdotla anlatmak istersek:     Dünya tatlısı Türk filmlerimizin meşhur hastalığını hepimiz biliriz; Karasevda. Genç aşık çok hastadır ve iyileşmesinin tek yolu sevdiğiyle  evlenmesidir. Bu senaryo nereden türemiştir dersek: İbni Sina sevginin en önemli belirtisinin (kanıtının) fizyolojik değişikler olduğuna inanır ve bunu kanıtlamak için birçok çalışma yapar. Bu çalışmaları sırasında Horasan’da bir gencin karasevda adını verdiği bir hastalığa yakalandığının tanısını koyar ve iyileşmesi için sevdiği kızla evlenmesi gerektiğini öğütler. Aşk ve sevginin hormonlardan kaynaklandığı kanıtlanmıştır fakat henüz aşk hormonu tanısı konulan tek bir hormon bulunamamıştır.      Yapılan çalışmalarda bir deneğe aşık olduğu kişi gösterilince kanında mutluluk; cinsel ist...

Hayat Ağacı

Kocaman kalabalığa tepeden bakan  kocaman binaların arasında,  kocaman beklentiler ve hayaller var gerçekleşmeyi bekleyen.  Bir de küçücük titrek kalbimiz  ve  kalbimizle köşe kapmaca oynayan beynimizle biz varız,  bir yılımızın aslında bir salise olduğu ömrümüzde... Sahi,  hayat bu denli kısayken, beyhude geçen yıllar, yıpranmalar niye? Ne dersin?  Bir hiç uğruna,  hiçlerimizi feda ederek hiçe dönüştüğümüzü itiraf edelim mi hep birlikte?  Bir adam tanıyorum, sevmişti bir kadını.  Öyle böyle bir aşk değil bu,  nam-ı diğer ibadetimsi aşktı yaşadığı.  Ama an geldi ve unutuverdi o çok sevdiği kadınını. Kandı  ve kapıldı simsiyah saçları belinin gamzesine değen dünyalar güzeli bir dilbere. Tek bir an,  tek bir saniyeyle değişti önündeki yıllar.  Sahi,  bu kadar kolay mıydı kendine çizdiğin geleceği saptıracak hislerle bir başka dala savrulmak? Bir kadın ...

Bilir misin?

" Sen "in kim olduğu önemli değil... Benim için gülümsediğin anların nedeni olabilmemin anlamını bilir misin? Sahi, bilir misin bir insanı gülümserken görebilmenin bendeki önemini? Bilir misin bana söylenen şarkıları, benim senin için söyleyebilecek oluşumun mealini? Bilir misin elim, kolum, beynim kadar yaşamak için sana ihtiyaç duymamın nasıl bir sorumluluk olduğunu? Bilir misin nefes alıyor oluşunun bana verdiği güveni?  Bendeki de laf, nereden bileceksin ki? Adettir bu; hangi sevilen bilmiş, anlamış seveninin onu nasıl sevdiğini? Mesela Barış Manço ... Nasıl da bizimdi, benimdi. Onun şarkılarıyla büyümek, belgesellerini izlemek... Adam olacak çocuk olmaya and içmek ne demektir bilir misin? Ya da farkettin mi hiç adam olup, olamadığım gerçeğini? Peki, ya adam olamadıysam bu durumun beni nasıl inciteceğini... Bilir misin Hulusi Kentmen 'e olan düşkünlüğümü; onu her izleyişimde kendimi dedemi izlediğime inandırışımı? Sahi, Freud 'u babam sandığımı biliy...

Mini Sohbet: Tanıştır Benimle

Uzun zamandır dolduramamıştı satırları kelimeleriyle. Ne telefonunu açtı ne de gelen mesajları yanıtladı. Yüzü desen hafızalarda silik bir simadan ibaret. Öyle uzun zamandır yoktu ki artık özlenmez olmuştu sesi. Ona beslenen özlem duygusu yerini alışılmış, kabullenilmiş bir uzaklaşmaya bıraktı. Arada adı geçtiğinde herkesin aklında soru işaretleri belirir, ancak birkaçının içinde yoksunluk hissi uyanırdı. Uzun zamandır dökemez olmuştu içindeki hisleri satırlara. Ne çalan telefonun sesi, ne de gelen mesajların döndürebilmişti onu hayata. Kimbilir en son ne zaman bakmıştı aynadaki suretine. Öyle uzun zamandır kendini kapamıştı ki iki göz evine, şimdi geri dönmek istese de dönemezdi kendininkinden başka ayakların yürüdüğü caddelere.  Diyelim ki şansın yaver gitti ve rastladın ona: bana söyler misin kim bu gördüğün karşında? nileud@gmail.com

Meczup

Kafalarımız karışık, yorgun ve saçmalamaya müsait haller içerisindeyiz. Her birimizin kişisel yaşantısı yeterince problemli değilmiş gibi, bir de etrafımızda olup bitenlerden nefes alamaz duruma geldik. Bir gün otobüste yanımızda oturan adamın kafatasını cama vurarak kırmak isterken; bir başka gün markette çocuğunu kolundan sürükleyen kadını saçlarından et reyonuna asmak isteyebiliriz. Gelin görün ki bu uçuk fantezilerimize rağmen aslında havlayan köpekten hiçbir farkımız yok. Biz sadece adalet, insanlık ve sevgiye olan özlemlerimizin çizdiği yolda, sıyırmak üzere koşar adımlarla sek sek oynuyoruz. 8 adım ileri, 8 adım geri. Lanetlenmesi gereken insanlar yanımızdan bisikletle geçerken, biz olduğumuz yerde zıplayıp duruyoruz. Ne de olsa meczubuz... Bize meczup diyorum ama Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş kimse * olanından değil; şahit olduğumuz çirkinlikler sayesinde dengesini kaybetmiş olanlardanız biz. Her gün haberleri okuduğunda kendini camdan atmak isteyen; "bundan beter ne o...

Uzaylılarla İş Birliği

Hepsi onun kadar şanslı değil Geçen gün öyle bir şeyle karşılaştım ki, içim yandı; canım çok acıdı...   Neden mi?  Sahil kenarında yürürken önümde bir adamla kadın yol alıyordu. Adamın elinde parlak ve simsiyah tüyleriyle kocaman bir köpek. Öyle büyüktü ki, köpekle aynı pozisyonu alsam ebatlarımız eşitlenirdi. Yanındaki kadın da tasmayla dünya tatlısı, diğerine nazaran daha küçük bir köpek gezdiriyordu. Zavallının arka bacakları tutmadığı için ona tekerlekli bir düzenek kurmuşlar ve o şekilde diğerleri gibi hayatını, zor ya da eksik de olsa, idame ettirebilmesini sağlamışlardı. Engelli insanlar ve onların nahoş koşullarına olan özel ilgim nasılsa, aynı şekilde yol boyunca o köpek için de kara kara düşündüm. Bir kaza geçirdiği çok açıktı ve bu kaza sonucu doğasının getirdiği hiçbir hissiyatını dilediği gibi yaşayamıyordu. Koşamıyor, oyun oynayamıyor... Köpek bu, insana muhtaç. Anlatmak istedikleri varsa bile anlatamıyor, sadece çırpınıyor. ...  Onlar önümde...

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...

Beni Görüyor musun? - Okura soru

çok mu oldu seni satırlarca sıraladığım kelimelerimden uzak tutalı yalnız mı bıraktım içten içe bana beslediğin alışkanlığını sen de heyecanlanıyor musun ismimin altında çıkan yeni düşüncelerimle karşılaştığında bir adım daha yaklaşıyor musun uzaktan uzağa tanımaya başladığın yabancıya zihninde canlanıyor mu bakışlarım profildeki tek kare fotoğrafa baktığında duyabiliyor musun şarkılarımı dinlerken sana eşlik eden sesimi kapat dediğimde kapatıyor musun benimle beraber gözlerini? sahi, söylesene sen okuyor musun yoksa "görüyor musun" beni?

keşmekeş

yarın yine saatim çalacak telaşım hayatımı 5 geçe yüzüme vurduğum her bir su zerresi git gide soğuyacak hayallerimin isyanı beni yatağımdan kaldıracak  sinsice yastığım bana küs, ben ona hasret savrulacağım sistemin keşmekeşinde sonra elim karnıma gidecek sanki hayalini çok kurarmışım gibi içi boş, doğmayacak bebeğimin yuvasına değecek çalışmaktan yorgun zihnim her sabah beni yatağımdan ayıran o gözü kör olası dünya varya sevgili ne sana ne de bana iznini verecek bebek gülüşüyle ısınan kalbin hayat, insan, aşk, aile, sevgi, adalet... her biri ayrı bir keşmekeş bencilliğin vadisi var ya...oraya tırmanmamak da büyük keşmekeş

Aynamdaki Kadın

Bir kadın var,  zaman zaman aynada karşıma çıkıyor. Bazen sabahları, bazen de gecenin bir yarısı kızarmış burnu ve gözlerini dikip bana bakıyor. Kim olduğunu merak ediyorum. Bazen onu tanıdığımı düşünüyorum, bazen de gerçekten tanımış olabilmeyi diliyorum. Aynamdaki kim merak ediyorum.  Sorgulamak istesem de korkularım beni geri çekiyor. Öyle yorgunum ki artık,  o gözlere bakma fikri bile beni ürkütüyor. Aynamdaki kadının nesi var merak ediyorum. Aynamda... O kadın,  küçük bir kız çocuğu gibi ağlıyor. Biliyorum, hissediyorum ki  benim söyleyebileceğim hiçbir şey onun kendisini daha iyi hissetmesini sağlayamayacak. O ağlarken, ben sadece elim kolum bağlı bir halde onun için bir şeyler yapabilmiş olmayı dileyeceğim. An geliyor, Susup bakışıyoruz. Nutkum tutuluyor nedensiz,  oysa becerebilsem ona hiçbir şeyden korkmamasını söylerdim.  Hissettiği korku, pişmanlık, kırgınlık, çaresizlik.  Hepsi, ...

Bağımlı (+18)

alkolik olmak istiyorum bazı bazı... 3. yuduma ulaşınca sakinleşmek, dibine vurunca da önemsememek. yani unutabilmek hayatın z raporunu çıkartmayı. kapatayım kepenkleri içinde ben varken, arınayım vücudumdaki kirli kandan. canımın istediği neyse onu konuşayım. uyuştursun bedenimi iki küçük shot, yalanlar olmadan da kendimi dinleyebilmem şart. bağımlı olmak istiyorum çoğu kez... beni bağlayan şey elle tutulur bir madde olsun. yaşayacağım krizden yiyeceğim yaftaya kadar, alacağım kilonun bile nedeni  yoksunluk olsun. sonunda bana biraz netlik gelsin, bir de evrende adım konsun.  bana lazım gelen aklı versin de varsın bedenim bağımlı   olsun.

Hayallerim

el, dil, düşünce değmemiş hayallerim, ağzımdan çıkmadığı için kulağımın duymadığı; paylaşmadığımdan kimsenin kirletemediği düşlerim var benim. çünkü rubik küpü gibi hayallerim, başkalarının elinde renkleri karmakarışık; beyazı tamamlamaya çalışırlarken geride bıraktıkları alacakaranlık. yaşamak, yaşatmak istediğim hayallerim,  oldurmak istediğim gerçeklerle bir başına ruh devrimi yapan fantezilerim var benim. ama kara kutu gibi hayallerim, salise salise tüm kurduklarım kaydedilse de, cesedimle kendini imha edecek tüm düşlerim,  düşüncelerim.

Naegleria fowleri

kim için, ne uğruna yaşadığını-çalıştığını sorguladın mı hiç? dilersen 3 üniversite üzerine yüksek akademik başlarılara imza at; dilersen dünyanın en güzel/yakışıklı, çekici, herkesin imrendiği insan ol; dilersen yeni nesil Koç, Sabancı sayıl; dilersen tüm dünyanın şerefi-namusu senden sorulsun; dilersen cennette en ön sırada yerin hazır olsun; ... Kim için, ne uğruna bugününü yaşadığını bana açıklayamıyorsan; bırak bana açıklamayı kendine-sisteme-hayata dair bunu hiç sorgulamadıysan sen benim için " tıkla bak, şundan " farksızsın!  Acıyorum ezbere yaşayan insanlara, öyle böyle değil-çok acıyorum. Hele ki çocuklarını böyle yetiştiren ailelere gerçekten darılıyorum. Ben ve benim gibi hissedenler ,  daha kim olduğunu bilmeyen insanlarla trikotaj misali çevresi örülmüş, anarşist-tembel gibi yaftalar yemiş,  onlara göre çaresiz; onların yanında yalnız birey leriz biz!

Mikail Boz ne yaptı?

İnsanlar ve eleştiri... Ortada olumlu bir eleştiri varsa amenna. Peki, olumsuzlarda? İnsanlar başkalarını çoğu kez eğitimsizlik ve cehaletlerinden ötürü hor görülürler. Aynı masada oturmak, bir konu hakkında akademik geçmişi olmayan biriyle konuşmak yersiz gelir. Kendisiyle eş düzeydedir ya da değildir,  bu tip insanları eleştirmek kimin haddine? Bilinmelidir ki tüm bu önyargılarının nedeni  hazımsızlık problemi çeken egolarıdır. sistemin hedefi zaten gençliği böyle yapmak Bunca faili ego olan konular arasında, neden mi eğitim&ego ilişkisine değiniyorum? Çünkü günlerdir aklımdan çıkmayan ve can sıkıcı olan bir haber var gündemimizde: Bir üniversitenin dekanı,  hakkında olumsuz eleştiri yazan ekşisözlük yazarı öğrencisini okuldan uzaklaştırıyor. Hepimiz biliyoruz ki biz böyle bir ülkeyiz. Başımızda ahkam kesenler ve üst kademe eğitimcilerimiz bile bu denli gaddarlar düşünce özgürlüğüne karşı. Ben sadece burada içimi döküp, nerede o eski cesur, özgür ge...

Tek Gecelik Aşk

Keşke gitmek zorunda olmasaydın. Keşke sonsuza dek koynumda kalsaydın da bu kara kışta birbirimizi ısıtsaydık. Keşke yularlarımız başkalarının elinde olmasaydı da seninle dilediğimizce yaşayabilseydik. Ama olmadı, gitmek zorundaydın ve biz ayrıldık. Sen bir başkasının aşkıydın ve sadece soğuk bir kış gecesinde yanımda ısınıp benimle oyalandın. Şimdi ait olduğun yerdesin.  Bu gece bir insanın boynuna sokulacak ve göğsünde uyuyacaksın. Ben ise elimde keşkeler ve dün gecenin anısıyla kalacağım. Sen, tek gecelik aşkım. Kar fırtınasının ortasında buluştuğum, soğuktan donan bedenini kollarımla ısıttığımdın.  Sen, sadece küçük bir bakışma sonucunda hiç tereddüt etmeden evime aldığımdın.  Sen, ilk görüşte neyin nesidir; bana zarar verir mi diye sorgulamadan kapıldığım, sımsıkı sarıldığımdın. Sen benim sırrım,  herkesten gizli odama sızan ve havlularımla kurulanandın. Sen gideli saatler oldu ama o keskin kokun hala yastığımda, odamda. Nasıl oldu da...

ben sana hiç aşık oldum mu?

sen hiç benim tarafımdan sevildin mi? bilir misin benim aşık olduğum adam olmak ne demek? baksan tanır mısın benim gözümde gördüğün kendini?  tenimle tanıştıktan sonra inanabilir misin benden önce sana dokunan ellere? saatin işlevini yitirmez mi bana sarıldığın saniyelerde? sesim kulaklarını, kokum burnunu esir almaz mı gitsem bile? sessizsin... ben seni hiç öptüm mü? bilir misin seni öptüğüm an dudakların neyi haykıracak? sanır mısın üstünden zaman geçse de zihnin beni unutacak? gözlerime gözlerini bir diksen, ah! ayırabilir misin onları yeniden gözlerimden? izin verir misin senden vazgeçmeme, becerebilir misin git demeyi şefkat bulduğun bu gözlere? konuşmuyorsun... sen hiç bana sahip olabildin mi? yaşadın mı benim gözümde yek olma garantisini? olabildin mi her şeyim? döndürebildin mi dünyamı kendi etrafında? her şeyi bırak ve şunu söyle, sen hiç bilir misin benim uğruna sayfalarca yazı yazdığım insan olmak ne demek? söylesene, haberin ol...

Faili Ocak Ayı (Uğur Mumcu, Gaffar Okkan, Hrant Dink)

İnsan olmayı hazmedebilmiş , doğru davranmayı becerebilen, ülkesi için çalışan vatandaşımız var(dı) bizim.   Aydınımız, gazetecimiz, düşüncesi uğruna savaşmak ve ölmek zorunda kalan Uğur Mumcu'muz var(dı)   Bir gün evinin önünde, kendi arabasının içerisinde havaya uçtu bedeniyle beraber bütün gerçekleri/gerçeklerimiz.   Üzüldük, utandık, nefret ettik, isyan çıkardık, adalet dilendik... Milyonların düşünce ve umutlarını öldüren, cesaretlerini kaybettiren bu cinayetin suçlularını istedik. 1993 yılından bu yana... Faili Ocak ayı olan Uğur Mumcu cinayetimiz var bizim. * İnsan olmayı hazmedebilmiş , adil davranmayı becerebilen, ülkesinin tüm bireylerini eşit görüp, seven vatandaşımız var(dı) bizim. Alt kimlik anlayışına ve teröre savaş açan, tüm tehditlere rağmen doğru uğruna savaşan emniyet müdürümüz, Ali Gaffar Okkan'ımız var(dı) Bir akşamüstü, Diyarbakır'da pusuya düşürülmesi sonucu onu kaybettik. Onunla beraber teröre karşı dik duruşumuzu da... ...

Karmaşık

ilhamım geldi bu gece aya bakarken güneşe şiirler yazacağım buz gibi kar üzerinde yürüyüp ayaklarımı yanarken, serin suların buharlaştığı bir hayal kuracağım. bakır aynada kendimi seyre dalıp sarı saçımla kara bıyık yapacağım uykum gelmek istemezse ona kızmayıp, insomnia'mı bağrıma basacağım.

Mini sohbet: Arabesk nedir?

 Arabesk kültür denilen bir gerçek var ülkemizde. 1980'li yıllarla birlikte köyden kente göçün artmasıyla ortaya çıkan, Orhan-Müslüm-Ferdi babalarla yaygınlaşan oryantal bir müzik türü sebeptir buna. Notalardan doğan müzik türü olmasının haricinde, doğu ve batı kültürlerinin sentezi ışığında şekillenen; İstanbul gibi büyük şehirlerdeki varoş bölgelerin yaşam tarzını ve dünyaya bakışını özetleyen alt kültürdür arabesk. Aslında bu Arabımsı şarkı şeklinin kökeni 1940'lara dayanır ve 1948'de yasaklanmışlığı vardır. Fakat bu müziğe karşı olan ihtiyaç ve benimseme duygusuyla arabesk şu anki haline gelmiştir. Arabesk denilince akla hep duygusal ve melankolisi yüksek şarkı sözleri ile ezgiler; isyan; mutsuzluk; haksızlık ve umutsuzluk gelir. Buna hem köyden kente göç etmelerinin sonucunda yaşadıkları mağduriyet ve yoksullaşmaları, hem de o yıllardaki askeri darbe ile oluşan lekeli ve baskılı dönem sebeptir. Gitgide artan günlük sıkıntılar da arabesk furyasının yayılmasında ve ...

İnsomnia Şarkısı

Şşşh! küçük harflerle... gece yarısından sabahın körüne bağlanırken alır beni bazen yersiz düşünceler. tavana bakarım bazı bazı, kucağımda defterim düşündüklerimi beğenirsem not alırım. bazen de aklıma içi dolu kirli sepeti takılır. o saatte gidip çamaşır makinesini çalıştıramamak, bana kendi hayatımı kim için yaşadığımı sorgulatır... sahi, kim gerçekten kendisi için yaşayabiliyor? bazen de bir kitaba dalarım, gözlerimin acısı harfleri seçmemi engeller. bilir misin sen göz yaşı yoksunluğu nasıl bir şeydir? o kuruluk hissi, sızısı, cehennem azabını burnunun dibine getirir. işte, o an bir inatlaşma başlar benim için: ya gözlerimden cayacağım ya da okunmayı bekleyen sayfalardan. sonra ilk aşkım yetişir imdadıma: müzik. onun sesi, onun dokunuşu ayrı bir huzur verir bana. uykunun kapatamadığı gözlerim onun için kapanır. kitabımdaki düşler de, çalıştıramadığım çamaşır makinesi de o müzikle dans eder. uzandığım yatağımda başım, elim, ayağım ritim tutar. ister keyifli olayı...

Erdal Eren - Sinan Süner

Hatırlamayalım da unutalım mı? Her şeyin yerle bir olmaya başladığı dönemlerden birinde ölen gencecik delikanlılar... Onların hikâyeleri değil mi tüm ülke tarihinin silinmeyecek kara lekesi ve kabuğun altında aralıksız kanayan yarası. Ne yapalım? Hatırlamayalım da unutalım mı? O   O , Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği  (Y.D.G.D.)  üyesi ve ODTÜ öğrencisiydi.   O ,  SSCB'nin (Sovyetler Birliği) Afganistan işgalini protesto etmek amacıyla bir gece duvar        yazısı yazmak üzere toplanan öğrenciler arasından en şanssız olandı. Çünkü o, duvar yazısı ve                  afişlerle uşraştığı sırada, oradan arabasıyla geçmekte olan dönemin MHP'li bakanı Cengiz Gökçek 'in koruması Süleyman Ezendemir'in silahıyla defalarca vurulan ve daha sonra kan kaybından ölene kadar başkent sokaklarında arabayla gezdirilip işkence gören, öldüğü anlaşılınca da hastane kapısına atılan genç adamdı. ...

Onunla Tek Bir Gün

Belki yıllar geçti üzerinden,  yıllarla birlikte bedenler de. Ama ben son bir defa olsun onu görmek istiyorum,                                      devamının olmayacağını bile bile...                                                     Konu o olunca mantık arayamıyorum düşüncelerimde. Zaten arasam da onu tanıdığım günden beri aradığımı bulamıyorum yerinde. Yeniden karşıma çıkmasını, onunla dolu dolu bir gün geçirebilmeyi diliyorum sadece. Onu öyle içimde yaşattım, öyle çok yeniden beraber olacağımıza dair hayaller kurdum ki; bir günüm -sadece tek bir gün- olsa onunla, bütün bu özlem ve hayallerimden kurtularak kendimi azad edebilirmişim gibi geliyor. Olur da olursa... Ne yeniden bir araya geldiğimiz bilinsin, ne de birbirimize karşı sorumluluğum...

Antika Adalet Terazisi

... Madem bugünün adaleti bir N.Ç.'dir, bürokratik üstünlüktür, paranın gücüdür, Silivri'nin ideoloji suçlusu sakinleridir... Madem bu denli çarpıklaştı hayatımız, adaletin yolu yordamı değişti. Varsın adalet yerini bulmasın, varsın bizim için şu saniye adalet ortadan kalksın. N.Ş.A. genç, umut ve inanç dolu olması gereken bir vatandaş olarak, bugün "adalet" denilen şeyden korkar oldum. Nerede zamanın gerçek, bize öğretilen umut kapısı; yaraya merhem, yapılana ceza olan o eski terazisi, nerede bugünün umut kırıcı, yara açıcı, taraflı terazisi... Anlaşılan aradığımız terazi antika olmuş ve müzede ikamet etmekte...

Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Hayatımızda iyi insanlar olduğu kadar kötü insanlar da var. Peki, bireyin annesinin rahmine düşerken kötü bir karaktere sahip olması mümkün mü? Yoksa onu zamanla içinde bulunduğu koşullar mı kötü yapar? Örneğin, normal şartlar altında zararsız, kendi halinde, iyi huylu olan 2 adet yetişkini bir hapishaneye yerleştirir ve birine üstünlük sağlayacağı bir statü ile, karar-ceza verme gücü; diğerine ise aşağılayıcı bir ortamda, emirlere itaat etme ve mahkumiyet sunarsanız, ikisi de olduğu kimlikten sıyrılıp, zamanla değişir mi? Değişir ise bu değişimleri nasıl şekillenir?   Peki  reelde, ıslah edilmesi için hapishanelere yerleştirilen insanların maruz kaldığı hapishane koşulları, onları iyi yapmaya mı elverişlidir, yoksa onları daha da kötü kılmaya mı sebeptir ?  Daha önce bahsettiğim  Milgram  ve  Little Albert  deneylerinden sonra, şimdi size yine etik dışı olduğuna dair yankı uyandıran, fakat bilim adına oldukça fayda sağlayan Stanford Hapishane De...

Çamur (Kısa hikaye)

...dün gece bedenimi kış evimin arka bahçesindeki çamurlu arazide bıraktım.  her adımımda biraz daha gömüldü bataklığa ayaklarım. havanın soğukluğu iliklerime kadar işlerken kalbimin atışları normal dışı seyir etmeye başlamıştı. göz kapaklarım gittikçe daha da ağırlaşıyor, kıl köklerimde sinsi sızılar kol geziyordu. bir an için duraksadım ve yutkunup biraz daha ilerleme kararı aldım. ...yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. ben diyeyim 2 kilometre, siz diyin 3! yorulunca yeniden durdum ve ardımda bıraktığım izlere baktım. ben diyeyim15, siz diyin 20 adım! aslında, hala ne kadar da evimin yakınındayım. yorgun vücudum zihnimi ve sanrılarımı da ele geçirmişti. zamanımın dolduğunun farkına vardığım her saniye  bir başka uzvum daha işlevini yitirdi. son bir şans diledim içimden, yüzleşebilirim dedim. evet, demesine aynen böyle dedim ama vicdanıma dinletemedim. çok geç olmuştu benim için artık. kaslarımın son eforunu da sarfederek yüzümü göğe doğru kaldırdım, hiç yıldız yoktu. bir...

Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık)

"Neden, ruhum, aklımdan çıkmamalı, neden. Siz el değmemiş yıldızlar söyletmeyin beni! Nedeni önemli. Ama kanını akıtmayacağım yine de; Yara izi bırakmayacağım onun kardan beyaz cildinde, O ak mermerden yapılmış heykeller kadar pürüzsüz teninde. Işık sönsün, sonra da – sönsün ışığı! Ama ölmeli, yoksa baştan çıkarır başka erkekleri."                                         ( Shakespeare'in Othello'sundan bir alıntı) Hepimiz birilerini sevdik, seviyoruz, seveceğiz. Bütün bu duygu yoğunluklarımızın arasında bazen, bazı sebepler ya da korkularımızdan ötürü, sevdiğimizi kıskanırız. Çoğu zaman bir sebebimiz olur, zaman zaman da duygusal davranır ve yanlış anlarız. Her koşulda sağlıklı düşünebilen bir insan için bu kıskançlık hissi sonlanır. Ortada yanlış kurulmuş bir ilişki varsa beraberliğe son verilir; yanılgıysa da üstesinden gelinir. Othello ve Desdemon...

dayatmalarda kayboluş..: Baby Nini Firarda

Sevgili Dayatmalarda Kayboluş benim için blogunda öyle bir masal yazmış ki "Çocukluk Anıları" yazımdan esinlenerek. Lütfen okuyun bu güzel emeği, hakikaten harika olmuş! Çok sevimli, çok sevdim!!! Buradan ona tekrar teşekkür ederim!!! dayatmalarda kayboluş..: Baby Nini Firarda : Nini gülücük sipariş etmişti, nini'nin kelimlerindeki çocukluk anılarından bir kısmıyla bir gülücük yollamaya çalıştım Episode 1 : İrlanda'...

Ayrılık Tanrısı Bana Aşık

Uzun zamandır kapımı çalmamıştı ayrılık... Ben de bundan sebep boş bulunup, varlığını ve onun favorilerinden biri olduğumu unutuverdim... Şimdi düşünüyorum da: ben farkına varamamış ya da kabullenmeyi reddetmiştim ama ayrılık bir yerlerden gözlerini bana diktiğini ve yeniden karşılaşmak üzere olduğumuzun sinyallerini çok önceden vermeye başlamış. Başlamasına başlamış ama insan üzüntüden kaçmaya çalışıp da, yüzleşmeyince ne fayda... Aşkı dolu dolu yaşarken insan, mutluluğu hiç bitmeyecek sanıyor. Çünkü sevdiğini kaybetme korkusu taşırken bile, her zaman sevileceğine ve mutlu olacağına inanmak istiyor. Sonrada farkında olmadan içten içe buna şartlanıyor. Gel zaman git zaman aşkınıza alışmış yaşarken, bir neden gelip ilişkinizi buluyor ve prrr! tüm o mutluluk uçtu gitti... Bazen düşünüyorum "acaba sorun bende mi? " diye. Neden hep ilişkilerim kötü sonlanıyor? Neden hep ya vazgeçilen oluyorum ya da gururu ağır basıp vazgeçen... Aşk, mutluluk yalan desem, o da olmuyor, çünk...