Ana içeriğe atla

Kayıtlar

ben sana hiç aşık oldum mu?

sen hiç benim tarafımdan sevildin mi? bilir misin benim aşık olduğum adam olmak ne demek? baksan tanır mısın benim gözümde gördüğün kendini?  tenimle tanıştıktan sonra inanabilir misin benden önce sana dokunan ellere? saatin işlevini yitirmez mi bana sarıldığın saniyelerde? sesim kulaklarını, kokum burnunu esir almaz mı gitsem bile? sessizsin... ben seni hiç öptüm mü? bilir misin seni öptüğüm an dudakların neyi haykıracak? sanır mısın üstünden zaman geçse de zihnin beni unutacak? gözlerime gözlerini bir diksen, ah! ayırabilir misin onları yeniden gözlerimden? izin verir misin senden vazgeçmeme, becerebilir misin git demeyi şefkat bulduğun bu gözlere? konuşmuyorsun... sen hiç bana sahip olabildin mi? yaşadın mı benim gözümde yek olma garantisini? olabildin mi her şeyim? döndürebildin mi dünyamı kendi etrafında? her şeyi bırak ve şunu söyle, sen hiç bilir misin benim uğruna sayfalarca yazı yazdığım insan olmak ne demek? söylesene, haberin ol...

Faili Ocak Ayı (Uğur Mumcu, Gaffar Okkan, Hrant Dink)

İnsan olmayı hazmedebilmiş , doğru davranmayı becerebilen, ülkesi için çalışan vatandaşımız var(dı) bizim.   Aydınımız, gazetecimiz, düşüncesi uğruna savaşmak ve ölmek zorunda kalan Uğur Mumcu'muz var(dı)   Bir gün evinin önünde, kendi arabasının içerisinde havaya uçtu bedeniyle beraber bütün gerçekleri/gerçeklerimiz.   Üzüldük, utandık, nefret ettik, isyan çıkardık, adalet dilendik... Milyonların düşünce ve umutlarını öldüren, cesaretlerini kaybettiren bu cinayetin suçlularını istedik. 1993 yılından bu yana... Faili Ocak ayı olan Uğur Mumcu cinayetimiz var bizim. * İnsan olmayı hazmedebilmiş , adil davranmayı becerebilen, ülkesinin tüm bireylerini eşit görüp, seven vatandaşımız var(dı) bizim. Alt kimlik anlayışına ve teröre savaş açan, tüm tehditlere rağmen doğru uğruna savaşan emniyet müdürümüz, Ali Gaffar Okkan'ımız var(dı) Bir akşamüstü, Diyarbakır'da pusuya düşürülmesi sonucu onu kaybettik. Onunla beraber teröre karşı dik duruşumuzu da... ...

Karmaşık

ilhamım geldi bu gece aya bakarken güneşe şiirler yazacağım buz gibi kar üzerinde yürüyüp ayaklarımı yanarken, serin suların buharlaştığı bir hayal kuracağım. bakır aynada kendimi seyre dalıp sarı saçımla kara bıyık yapacağım uykum gelmek istemezse ona kızmayıp, insomnia'mı bağrıma basacağım.

Mini sohbet: Arabesk nedir?

 Arabesk kültür denilen bir gerçek var ülkemizde. 1980'li yıllarla birlikte köyden kente göçün artmasıyla ortaya çıkan, Orhan-Müslüm-Ferdi babalarla yaygınlaşan oryantal bir müzik türü sebeptir buna. Notalardan doğan müzik türü olmasının haricinde, doğu ve batı kültürlerinin sentezi ışığında şekillenen; İstanbul gibi büyük şehirlerdeki varoş bölgelerin yaşam tarzını ve dünyaya bakışını özetleyen alt kültürdür arabesk. Aslında bu Arabımsı şarkı şeklinin kökeni 1940'lara dayanır ve 1948'de yasaklanmışlığı vardır. Fakat bu müziğe karşı olan ihtiyaç ve benimseme duygusuyla arabesk şu anki haline gelmiştir. Arabesk denilince akla hep duygusal ve melankolisi yüksek şarkı sözleri ile ezgiler; isyan; mutsuzluk; haksızlık ve umutsuzluk gelir. Buna hem köyden kente göç etmelerinin sonucunda yaşadıkları mağduriyet ve yoksullaşmaları, hem de o yıllardaki askeri darbe ile oluşan lekeli ve baskılı dönem sebeptir. Gitgide artan günlük sıkıntılar da arabesk furyasının yayılmasında ve ...

İnsomnia Şarkısı

Şşşh! küçük harflerle... gece yarısından sabahın körüne bağlanırken alır beni bazen yersiz düşünceler. tavana bakarım bazı bazı, kucağımda defterim düşündüklerimi beğenirsem not alırım. bazen de aklıma içi dolu kirli sepeti takılır. o saatte gidip çamaşır makinesini çalıştıramamak, bana kendi hayatımı kim için yaşadığımı sorgulatır... sahi, kim gerçekten kendisi için yaşayabiliyor? bazen de bir kitaba dalarım, gözlerimin acısı harfleri seçmemi engeller. bilir misin sen göz yaşı yoksunluğu nasıl bir şeydir? o kuruluk hissi, sızısı, cehennem azabını burnunun dibine getirir. işte, o an bir inatlaşma başlar benim için: ya gözlerimden cayacağım ya da okunmayı bekleyen sayfalardan. sonra ilk aşkım yetişir imdadıma: müzik. onun sesi, onun dokunuşu ayrı bir huzur verir bana. uykunun kapatamadığı gözlerim onun için kapanır. kitabımdaki düşler de, çalıştıramadığım çamaşır makinesi de o müzikle dans eder. uzandığım yatağımda başım, elim, ayağım ritim tutar. ister keyifli olayı...

Erdal Eren - Sinan Süner

Hatırlamayalım da unutalım mı? Her şeyin yerle bir olmaya başladığı dönemlerden birinde ölen gencecik delikanlılar... Onların hikâyeleri değil mi tüm ülke tarihinin silinmeyecek kara lekesi ve kabuğun altında aralıksız kanayan yarası. Ne yapalım? Hatırlamayalım da unutalım mı? O   O , Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği  (Y.D.G.D.)  üyesi ve ODTÜ öğrencisiydi.   O ,  SSCB'nin (Sovyetler Birliği) Afganistan işgalini protesto etmek amacıyla bir gece duvar        yazısı yazmak üzere toplanan öğrenciler arasından en şanssız olandı. Çünkü o, duvar yazısı ve                  afişlerle uşraştığı sırada, oradan arabasıyla geçmekte olan dönemin MHP'li bakanı Cengiz Gökçek 'in koruması Süleyman Ezendemir'in silahıyla defalarca vurulan ve daha sonra kan kaybından ölene kadar başkent sokaklarında arabayla gezdirilip işkence gören, öldüğü anlaşılınca da hastane kapısına atılan genç adamdı. ...

Onunla Tek Bir Gün

Belki yıllar geçti üzerinden,  yıllarla birlikte bedenler de. Ama ben son bir defa olsun onu görmek istiyorum,                                      devamının olmayacağını bile bile...                                                     Konu o olunca mantık arayamıyorum düşüncelerimde. Zaten arasam da onu tanıdığım günden beri aradığımı bulamıyorum yerinde. Yeniden karşıma çıkmasını, onunla dolu dolu bir gün geçirebilmeyi diliyorum sadece. Onu öyle içimde yaşattım, öyle çok yeniden beraber olacağımıza dair hayaller kurdum ki; bir günüm -sadece tek bir gün- olsa onunla, bütün bu özlem ve hayallerimden kurtularak kendimi azad edebilirmişim gibi geliyor. Olur da olursa... Ne yeniden bir araya geldiğimiz bilinsin, ne de birbirimize karşı sorumluluğum...

Antika Adalet Terazisi

... Madem bugünün adaleti bir N.Ç.'dir, bürokratik üstünlüktür, paranın gücüdür, Silivri'nin ideoloji suçlusu sakinleridir... Madem bu denli çarpıklaştı hayatımız, adaletin yolu yordamı değişti. Varsın adalet yerini bulmasın, varsın bizim için şu saniye adalet ortadan kalksın. N.Ş.A. genç, umut ve inanç dolu olması gereken bir vatandaş olarak, bugün "adalet" denilen şeyden korkar oldum. Nerede zamanın gerçek, bize öğretilen umut kapısı; yaraya merhem, yapılana ceza olan o eski terazisi, nerede bugünün umut kırıcı, yara açıcı, taraflı terazisi... Anlaşılan aradığımız terazi antika olmuş ve müzede ikamet etmekte...

Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Hayatımızda iyi insanlar olduğu kadar kötü insanlar da var. Peki, bireyin annesinin rahmine düşerken kötü bir karaktere sahip olması mümkün mü? Yoksa onu zamanla içinde bulunduğu koşullar mı kötü yapar? Örneğin, normal şartlar altında zararsız, kendi halinde, iyi huylu olan 2 adet yetişkini bir hapishaneye yerleştirir ve birine üstünlük sağlayacağı bir statü ile, karar-ceza verme gücü; diğerine ise aşağılayıcı bir ortamda, emirlere itaat etme ve mahkumiyet sunarsanız, ikisi de olduğu kimlikten sıyrılıp, zamanla değişir mi? Değişir ise bu değişimleri nasıl şekillenir?   Peki  reelde, ıslah edilmesi için hapishanelere yerleştirilen insanların maruz kaldığı hapishane koşulları, onları iyi yapmaya mı elverişlidir, yoksa onları daha da kötü kılmaya mı sebeptir ?  Daha önce bahsettiğim  Milgram  ve  Little Albert  deneylerinden sonra, şimdi size yine etik dışı olduğuna dair yankı uyandıran, fakat bilim adına oldukça fayda sağlayan Stanford Hapishane De...

Çamur (Kısa hikaye)

...dün gece bedenimi kış evimin arka bahçesindeki çamurlu arazide bıraktım.  her adımımda biraz daha gömüldü bataklığa ayaklarım. havanın soğukluğu iliklerime kadar işlerken kalbimin atışları normal dışı seyir etmeye başlamıştı. göz kapaklarım gittikçe daha da ağırlaşıyor, kıl köklerimde sinsi sızılar kol geziyordu. bir an için duraksadım ve yutkunup biraz daha ilerleme kararı aldım. ...yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. ben diyeyim 2 kilometre, siz diyin 3! yorulunca yeniden durdum ve ardımda bıraktığım izlere baktım. ben diyeyim15, siz diyin 20 adım! aslında, hala ne kadar da evimin yakınındayım. yorgun vücudum zihnimi ve sanrılarımı da ele geçirmişti. zamanımın dolduğunun farkına vardığım her saniye  bir başka uzvum daha işlevini yitirdi. son bir şans diledim içimden, yüzleşebilirim dedim. evet, demesine aynen böyle dedim ama vicdanıma dinletemedim. çok geç olmuştu benim için artık. kaslarımın son eforunu da sarfederek yüzümü göğe doğru kaldırdım, hiç yıldız yoktu. bir...

Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık)

"Neden, ruhum, aklımdan çıkmamalı, neden. Siz el değmemiş yıldızlar söyletmeyin beni! Nedeni önemli. Ama kanını akıtmayacağım yine de; Yara izi bırakmayacağım onun kardan beyaz cildinde, O ak mermerden yapılmış heykeller kadar pürüzsüz teninde. Işık sönsün, sonra da – sönsün ışığı! Ama ölmeli, yoksa baştan çıkarır başka erkekleri."                                         ( Shakespeare'in Othello'sundan bir alıntı) Hepimiz birilerini sevdik, seviyoruz, seveceğiz. Bütün bu duygu yoğunluklarımızın arasında bazen, bazı sebepler ya da korkularımızdan ötürü, sevdiğimizi kıskanırız. Çoğu zaman bir sebebimiz olur, zaman zaman da duygusal davranır ve yanlış anlarız. Her koşulda sağlıklı düşünebilen bir insan için bu kıskançlık hissi sonlanır. Ortada yanlış kurulmuş bir ilişki varsa beraberliğe son verilir; yanılgıysa da üstesinden gelinir. Othello ve Desdemon...

dayatmalarda kayboluş..: Baby Nini Firarda

Sevgili Dayatmalarda Kayboluş benim için blogunda öyle bir masal yazmış ki "Çocukluk Anıları" yazımdan esinlenerek. Lütfen okuyun bu güzel emeği, hakikaten harika olmuş! Çok sevimli, çok sevdim!!! Buradan ona tekrar teşekkür ederim!!! dayatmalarda kayboluş..: Baby Nini Firarda : Nini gülücük sipariş etmişti, nini'nin kelimlerindeki çocukluk anılarından bir kısmıyla bir gülücük yollamaya çalıştım Episode 1 : İrlanda'...

Ayrılık Tanrısı Bana Aşık

Uzun zamandır kapımı çalmamıştı ayrılık... Ben de bundan sebep boş bulunup, varlığını ve onun favorilerinden biri olduğumu unutuverdim... Şimdi düşünüyorum da: ben farkına varamamış ya da kabullenmeyi reddetmiştim ama ayrılık bir yerlerden gözlerini bana diktiğini ve yeniden karşılaşmak üzere olduğumuzun sinyallerini çok önceden vermeye başlamış. Başlamasına başlamış ama insan üzüntüden kaçmaya çalışıp da, yüzleşmeyince ne fayda... Aşkı dolu dolu yaşarken insan, mutluluğu hiç bitmeyecek sanıyor. Çünkü sevdiğini kaybetme korkusu taşırken bile, her zaman sevileceğine ve mutlu olacağına inanmak istiyor. Sonrada farkında olmadan içten içe buna şartlanıyor. Gel zaman git zaman aşkınıza alışmış yaşarken, bir neden gelip ilişkinizi buluyor ve prrr! tüm o mutluluk uçtu gitti... Bazen düşünüyorum "acaba sorun bende mi? " diye. Neden hep ilişkilerim kötü sonlanıyor? Neden hep ya vazgeçilen oluyorum ya da gururu ağır basıp vazgeçen... Aşk, mutluluk yalan desem, o da olmuyor, çünk...

Küçük Albert Deneyi (Little Albert Experiment)

Küçük Albert Albert 8-9 aylık bir bebekti. Annesi geçimini sağlamak için her gün hastaneye * giderek sütünü para karşılığı satar, Albert da bu sırada hastanenin kreşinde annesinin işi bitene kadar diğer çocuklarla oynardı. O sıralarda aynı hastanede sosyal-psikoloji alanında çalışan John B. Watson ve asistanı Rosalie Rayner, " korkunun, sonradan edinilen şartlı bir refleks mi yoksa doğuştan gelen koşulsuz bir dürtü mü"  olduğu konusunda araştırma yapıyordu. Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Little Albert Experiment, işte bu birbirinden alakasız görünen olaylar ile başladı... Watson ve Rayner, çalışmalarını sürdürürken hastane kreşinde oynayan çocukları da uzaktan incelemeye başlarlar. Ancak, "korku" hakkındaki sualleri için daha doğrudan ve kesin yanıtlar veren testler yapmaları gerekmektedir. Bu mecburiyet küçük bir denek ihtiyacı doğurur ve araştırmaları için izin alabilecekleri bir aile arayışına geçerler. Küçük Albert...

Çocukluk Anıları

Kafamda bambaşka bir yazı yazmak vardı. Sonra kendimi çocukluk anılarımı anımsarken buldum...   6 aylıkken emeklemeye başlamışım. İyi, güzel, hoş ama geri geri emeklemeseymişim daha iyi olurmuş. Annemler sırf doğru emekleyeyim diye en sevdiğim oyuncakları alır önüme koyarlarmış. Bense hiç istifimi bozmaz, küçük bir manevrayla popomu oyuncağa döner, yine geri geri oyuncağıma gidermişim. 2 yaşındayken annem, kızım da baya geç kaldı diyerek beni lazımlığa alıştırma konusunda riskli bir karar almış. Riskli diyorum çünkü hikayenin sonunda cehennemlik bir evlat oluyorum.(üzgün) Kadın, al sen beni lazımlığa oturt ve artık bez yok de! Sen misin onu diyen, çaaat! Anneme tokadı patlatmışım. Ah sevgili babam, tuvalet ile karakter, cinselliği şekillendiren insan (Freud) yaşasaydı bana ne derdi adım gibi biliyorum ama sizinle burada paylaşmayı reddediyorum.  Ben bebekken annem beni bir süreliğine anneannemlere bırakmış. -Bir süre dediğime bakmayın, iş için yurt dışı seyahatind...

İnsanlar ve İroni (Alfred Nobel)

Yazılarımda çok sık bahsettiğim ya da kullandığım bir kavramdır ironi. Bugün okuduğum " Fransızlar yeni bombasını Libya üzerinde denedi ve onlarca kişi hayatını kaybetti" haberi ile aklıma şu bomba denen şey, arkasından da savaş denen olgu ve türevleri geldi... Ne kadar büyük bir aptallık tüm bunlar hepimizin adına... Güya evrende aklı olan tek canlı türüyüz. Vallahi yalan... Bütün beyin eforunu bu yönde, insanlık dışı çıkarlar için harcayanların yerinde olacağıma mavi-yeşil alg olurum daha iyi... kız kaçıran Bir kere biri bana açıklasın, vatandaş dediğimiz canlı, vatandaş olmayan canlıya göre neden daha kıymetli oluyor? Düşman ya da rakip ülkenin topraklarında doğmak, kime beni öldürme hakkını veriyor? Sanmayın ki ütopik ya da hayal boyutunda iyilik diliyorum tüm dünya adına. Dünyanın düzeni bu, bunlar yaşanması gereken bir hal haldı günümüzde. Hatta gayet iyi biliyorum ki güç savaşı ve insanlar arasındaki çatışmalar çok olağan. Yaşamın, yaşayabilmenin bir ku...

Sizi Affetmiyorum! (Murder of Kitty Genovese Case)

Soğuk, çok üşüyorum...  Gözlerimi açmak istiyorum ama nafile, aralayamıyorum bile. Ürkütücü, çok karanlık...  Kendimi yalnız hissediyorum, hem de çok yalnız! Neden bana yardım etmediniz, beni niye yalnız bıraktınız? ...   Buraya kapatılmadan önce hepinizi gördüm, her birinize seslendim! O adam üzerimdeyken, her yeni bıçak darbesiyle oluk oluk kanımı akıtırken gözlerim sadece çığlıklarımla ışıkları yanan evlerinizdeydi. Siz de beni gördünüz, sesimi duydunuz.  Çırpındım, yardım dileyerek yalvardım sizlere. Bunca yıllık hukukumuz bir yana, hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi bir insan için endişelenmediniz?  Git gide zayıf düşen bedenimle son gücüme kadar savaş verirken, neden biriniz bile yanıma koşmadınız, polise haber vermediniz? ...  Yarın benim doğum günümdü.  Buradaki birkaç dostum ve siz, kapı komşularım, hepiniz davetliydiniz. Gördünüz mü olanları, bütün hazırlıklarım boşa gitti. Şimdi bu soğuk, karanlık yerde yapayalnızım. Ko...

arkadaşım küstürme beni

küskün çiçek değilim ki ben, dokundun diye boynumu bükeyim, ama bağırırsan yüzüm düşer, bunu peşin peşin söylemeliyim. ha bir de asla düşünmeden, yok yere üstüme gelmemelisin günahımı aldığını unutmam, barışsak da mimlenirsin  kavga-gürültüyü sevemedim hiç, bir de benimle kaba konuşanları, kalıbında varsa bunlardan biri git, zor olur seninle muhabbet bağı. gerçi sevdirdiysen bana kendini, yapınla seni alttan alırım ama, sen de beni ayrı tutmaz ve çabalamazsan, söyle bu dostluk bana ne fayda?   bazen küs kalamam seversem, kızgınlığım söner, kıyamam,  öyle de affediciyim ki aslında, kafamı kırsan uzaklaşamam.  ama an gelir usanır kalırım, artık beni öyle kırmışsındır ki,   yine de pişmansan bize bir şans, dene ve geri al beni.  porselen bebek değilim ki ben, düşürdün diye parçalanayım,  ama  kırılmayacağıma güvendiğin an, sesinle bile dağılırım.  ne etle örülmüş bedenim ne de sevgim kandırmasın sen...

Milgram Deneyi

deneyin orijinal ilanı Bir deneyde olduğunuzu düşünün, karşılığında hem bilime katkıda bulunacak hem de para kazanmış olacaksınız. Kimi kandırıyorum, çoğunluk bunu sadece para için yapacaktır, neyse... Bu deneyde aynı sizin gibi etten kemikten bir başka insana elektrik şoku uygulamanız ve git gide bu şoku arttırmanız emrediliyor. Ve siz de bu emre itaat ediyor ve "elbette bilim" adına duyduğunuz bin bir çığlık sesini, "kalbim rahatsız, dur acı çekiyorum" diye duvarları yumruklayan kurbanı önemsemeden, kendi itaat güdünüz, para ve ego tatmininizden ötürü bu deneye devam ediyorsunuz.  Neden? Çünkü itaat ederken sorumluluk sizden çıkıyor, siz sadece emirlere uyuyorsunuz... İşte böyle beyin oyunlarıyla kendisini kandırdığını sanıyor insanoğlu. Emri veren de, itaat eden de, kurban olan da yine insan. Bu deneyin etik dışı olan ve katılımcılarının sonraki hayatını etkileyen bir rolü olduğu da aşikar. Fakat burada ben sadece deneye ve sonuçlarına değineceğim. Lütf...

Kirletilmiş Hayaller

 ... koca adam telefonda birine ağlıyor; öğrendiklerinden, çaresizliğinden dem vuruyordu. aldatılmak, hayal kırıklığı gururunu ve hayallerini öyle incitmişti ki kapı aralığından koridora, her şeyi unutmak için gece boyunca tükettiği alkolün kokusu sızıyordu. kadın ise gecikeceğini bilmesine rağmen gözünü kırpmadan adamı beklemiş ve odasının önüne geldiğinde olan biteni duymuştu...  kapıyı araladı ve yatağın üzerinde arkası dönük oturan adama doğru yürüdü. kalbinin istediği eliyle adamın başını okşamaktı fakat mantığı ona "yapma" dedi, "yapma ki bildiğini bilmesin"... iki adım geriye gitti ve ellerini belinin arkasında kovuşturarak sordu:  "karnın aç mı?". adam ise arkasını dönmeden cevapladı: " yorgunum, uyuyacağım". kadın gülümseyen ve sıcak bir ses tonuyla "peki, iyi uykular" diyerek odadan çıktı...  kapıyı kapatmasıyla  yere çömelmesi bir oldu.o birkaç dakika içerisinde kendini öyle sıkmıştı ki, çıktığında adeta dizlerinin ...