Ana içeriğe atla

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz...

Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum.
Tam da Dağlıca (okumak için tık tık) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı? 
...
Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar:
Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir.
Ne kadarı doğru? 
Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı?
Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz.

O halde olan ne?
Kanıksıyoruz. (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak)

Maruz kaldığımız bunca saldırı ve ardından yapılan algı/medya yönetimiyle durumu normalize ediyoruz.
Üzüntümüz hep aynı. Sadece daha çabuk "toparlanıyoruz". (Halı altına süpürdüğümüz tozlardan nefes darlığı çekene kadar)
Bir yerlerde başımıza bir şey gelir mi korkumuz, bundan bir yıl öncesine göre çok daha az. (Daha fazla korkmamızı gerektiren onca saldırı düzenlenmiş olmasına rağmen)
Ve şimdi yüzleşip kanıksamak üzere olduğumuz yeni iki olgu daha var, "Yalnız bir insan ölmüyor, onun yakınları, umut da ölüyor." ile "Sadece yabancılar değil, senin de yakınların ölmeye başladı."
Bir süre sonra bunları da kanıksar mıyız? İlki belki ama ikincisi çok güç.
Gerçekten bir yabancının değil de kendi canın yandığında, değil kanıksamak, nefes almak bile çok güç.

İşte, bu yüzden girişte sorduğum sorunun yanıtı belli. Sizinkini bilmem ama benimki belli: EVET.

Kanıksamayı otomatiğe bağladığımız günümüz koşullarında, kanıksayamayacağımız şeyler yaşamadan önce kaybettiklerimizle yüzleşecek "cesareti" kendimizde bulmalıyız.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz. Bu mücadeleden daha fazla birbirimizi kaybetmeden, "ah" etmeden kurtulabilmemiz umuduyla.

10 Aralık 2016 saldırısının ardından.

Yorumlar

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...