Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık)

"Neden, ruhum, aklımdan çıkmamalı, neden. Siz el değmemiş yıldızlar söyletmeyin beni! Nedeni önemli. Ama kanını akıtmayacağım yine de; Yara izi bırakmayacağım onun kardan beyaz cildinde, O ak mermerden yapılmış heykeller kadar pürüzsüz teninde. Işık sönsün, sonra da – sönsün ışığı! Ama ölmeli, yoksa baştan çıkarır başka erkekleri."                                         ( Shakespeare'in Othello'sundan bir alıntı)   Hepimiz birilerini sevdik, seviyoruz, seveceğiz. Bütün bu duygu yoğunluklarımızın arasında bazen, bazı sebepler ya da korkularımızdan ötürü, sevdiğimizi kıskanırız. Çoğu zaman bir sebebimiz olur, zaman zaman da duygusal davranır ve yanlış anlarız. Her koşulda sağlıklı düşünebilen bir insan için bu kıskançlık hissi sonlanır. Ortada yanlış kurulmuş bir ilişki varsa beraberliğe son verilir; yanılgıysa da üstesinden gelinir. Othello ve ...

dayatmalarda kayboluş..: Baby Nini Firarda

Sevgili Dayatmalarda Kayboluş benim için blogunda öyle bir masal yazmış ki "Çocukluk Anıları" yazımdan esinlenerek. Lütfen okuyun bu güzel emeği, hakikaten harika olmuş! Çok sevimli, çok sevdim!!! Buradan ona tekrar teşekkür ederim!!! dayatmalarda kayboluş..: Baby Nini Firarda : Nini gülücük sipariş etmişti, nini'nin kelimlerindeki çocukluk anılarından bir kısmıyla bir gülücük yollamaya çalıştım Episode 1 : İrlanda'...

Ayrılık Tanrısı Bana Aşık

Uzun zamandır kapımı çalmamıştı ayrılık... Ben de bundan sebep boş bulunup, varlığını ve onun favorilerinden biri olduğumu unutuverdim... Şimdi düşünüyorum da: ben farkına varamamış ya da kabullenmeyi reddetmiştim ama ayrılık bir yerlerden gözlerini bana diktiğini ve yeniden karşılaşmak üzere olduğumuzun sinyallerini çok önceden vermeye başlamış. Başlamasına başlamış ama insan üzüntüden kaçmaya çalışıp da, yüzleşmeyince ne fayda...  Aşkı dolu dolu yaşarken insan, mutluluğu hiç bitmeyecek sanıyor. Çünkü sevdiğini kaybetme korkusu taşırken bile, her zaman sevileceğine ve mutlu olacağına inanmak istiyor. Sonrada farkında olmadan içten içe buna şartlanıyor. Gel zaman git zaman aşkınıza alışmış yaşarken, bir neden gelip ilişkinizi buluyor ve prrr! tüm o mutluluk uçtu gitti... Bazen düşünüyorum "acaba sorun bende mi? " diye. Neden hep ilişkilerim kötü sonlanıyor? Neden hep ya vazgeçilen oluyorum ya da gururu ağır basıp vazgeçen... Aşk, mutluluk yalan desem, o da olmuyor, çü...

Küçük Albert Deneyi (Little Albert Experiment)

Küçük Albert Albert 8-9 aylık bir bebekti. Annesi geçimini sağlamak için her gün hastaneye * giderek sütünü para karşılığı satar, Albert da bu sırada hastanenin kreşinde annesinin işi bitene kadar diğer çocuklarla oynardı. O sıralarda aynı hastanede sosyal-psikoloji alanında çalışan John B. Watson ve asistanı Rosalie Rayner, " korkunun, sonradan edinilen şartlı bir refleks mi yoksa doğuştan gelen koşulsuz bir dürtü mü"  olduğu konusunda araştırma yapıyordu. Tarihteki en önemli psikolojik deneylerden biri olarak kabul edilen Little Albert Experiment, işte bu birbirinden alakasız görünen olaylar ile başladı... Watson ve Rayner, çalışmalarını sürdürürken hastane kreşinde oynayan çocukları da uzaktan incelemeye başlarlar. Ancak, "korku" hakkındaki sualleri için daha doğrudan ve kesin yanıtlar veren testler yapmaları gerekmektedir. Bu mecburiyet küçük bir denek ihtiyacı doğurur ve araştırmaları için izin alabilecekleri bir aile arayışına geçerler. Küçük Albert...

Çocukluk Anıları

Kafamda bambaşka bir yazı yazmak vardı. Sonra kendimi çocukluk anılarımı anımsarken buldum...   6 aylıkken emeklemeye başlamışım. İyi, güzel, hoş ama geri geri emeklemeseymişim daha iyi olurmuş. Annemler sırf doğru emekleyeyim diye en sevdiğim oyuncakları alır önüme koyarlarmış. Bense hiç istifimi bozmaz, küçük bir manevrayla popomu oyuncağa döner, yine geri geri oyuncağıma gidermişim. 2 yaşındayken annem, kızım da baya geç kaldı diyerek beni lazımlığa alıştırma konusunda riskli bir karar almış. Riskli diyorum çünkü hikayenin sonunda cehennemlik bir evlat oluyorum.(üzgün) Kadın, al sen beni lazımlığa oturt ve artık bez yok de! Sen misin onu diyen, çaaat! Anneme tokadı patlatmışım. Ah sevgili babam, tuvalet ile karakter, cinselliği şekillendiren insan (Freud) yaşasaydı bana ne derdi adım gibi biliyorum ama sizinle burada paylaşmayı reddediyorum.  Ben bebekken annem beni bir süreliğine anneannemlere bırakmış. -Bir süre dediğime bakmayın, iş için yurt dışı seyahatind...

İnsanlar ve İroni (Alfred Nobel)

 Yazılarımda çok sık bahsettiğim ya da kullandığım bir kavramdır ironi. Bugün okuduğum " Fransızlar yeni bombasını Libya üzerinde denedi ve onlarca kişi hayatını kaybetti" haberi ile aklıma şu bomba denen şey, arkasından da savaş denen olgu ve türevleri geldi... Ne kadar büyük bir aptallık tüm bunlar hepimizin adına... Güya evrende aklı olan tek canlı türüyüz. Vallahi yalan... Bütün beyin eforunu bu yönde, insanlık dışı çıkarlar için harcayanların yerinde olacağıma mavi-yeşil alg olurum daha iyi... kız kaçıran Bir kere biri bana açıklasın, vatandaş dediğimiz canlı, vatandaş olmayan canlıya göre neden daha kıymetli oluyor? Düşman ya da rakip ülkenin topraklarında doğmak, kime beni öldürme hakkını veriyor? Sanmayın ki ütopik ya da hayal boyutunda iyilik diliyorum tüm dünya adına. Dünyanın düzeni bu, bunlar yaşanması gereken bir hal haldı günümüzde. Hatta gayet iyi biliyorum ki güç savaşı ve insanlar arasındaki çatışmalar çok olağan. Yaşamın, yaşayabilmenin bir ...

Sizi Affetmiyorum! (Murder of Kitty Genovese Case)

Soğuk, çok üşüyorum...  Gözlerimi açmak istiyorum ama nafile, aralayamıyorum bile. Ürkütücü, çok karanlık...  Kendimi yalnız hissediyorum, hem de çok yalnız! Neden bana yardım etmediniz, beni niye yalnız bıraktınız? ...   Buraya kapatılmadan önce hepinizi gördüm, her birinize seslendim! O adam üzerimdeyken, her yeni bıçak darbesiyle oluk oluk kanımı akıtırken gözlerim sadece çığlıklarımla ışıkları yanan evlerinizdeydi. Siz de beni gördünüz, sesimi duydunuz.  Çırpındım, yardım dileyerek yalvardım sizlere. Bunca yıllık hukukumuz bir yana, hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi bir insan için endişelenmediniz?  Git gide zayıf düşen bedenimle son gücüme kadar savaş verirken, neden biriniz bile yanıma koşmadınız, polise haber vermediniz? ...  Yarın benim doğum günümdü.  Buradaki birkaç dostum ve siz, kapı komşularım, hepiniz davetliydiniz. Gördünüz mü olanları, bütün hazırlıklarım boşa gitti. Şimdi bu soğuk, karanlık yerde yapayalnızım. Ko...

arkadaşım küstürme beni

küskün çiçek değilim ki ben, dokundun diye boynumu bükeyim, ama bağırırsan yüzüm düşer, bunu peşin peşin söylemeliyim. ha bir de asla düşünmeden, yok yere üstüme gelmemelisin günahımı aldığını unutmam, barışsak da mimlenirsin  kavga-gürültüyü sevemedim hiç, bir de benimle kaba konuşanları, kalıbında varsa bunlardan biri git, zor olur seninle muhabbet bağı. gerçi sevdirdiysen bana kendini, yapınla seni alttan alırım ama, sen de beni ayrı tutmaz ve çabalamazsan, söyle bu dostluk bana ne fayda?   bazen küs kalamam seversem, kızgınlığım söner, kıyamam,  öyle de affediciyim ki aslında, kafamı kırsan uzaklaşamam.  ama an gelir usanır kalırım, artık beni öyle kırmışsındır ki,   yine de pişmansan bize bir şans, dene ve geri al beni.  porselen bebek değilim ki ben, düşürdün diye parçalanayım,  ama  kırılmayacağıma güvendiğin an, sesinle bile dağılırım.  ne etle örülmüş bedenim ne de sevgim kandırmas...

Milgram Deneyi

deneyin orjinal ilanı  Bir deneyde olduğunuzu düşünün, karşılığında hem bilime katkıda bulunacak hem de para kazanmış olacaksınız. Kimi kandırıyorum, çoğunluk bunu sadece para için yapacaktır, neyse... Bu deneyde aynı sizin gibi etten kemikten bir başka insana elektrik şoku uygulamanız ve git gide bu şoku arttırmanız emrediliyor. Ve siz de bu emre itaat ediyor ve "elbette bilim" adına duyduğunuz bin bir çığlık sesini, "kalbim rahatsız, dur acı çekiyorum" diye duvarları yumruklayan kurbanı önemsemeden, kendi itaat güdünüz, para ve ego tatmininizden ötürü bu deneye devam ediyorsunuz.  Neden? Çünkü itaat ederken sorumluluk sizden çıkıyor, siz sadece emirlere uyuyorsunuz... İşte böyle beyin oyunlarıyla kendisini kandırdığını sanıyor insanoğlu. Emri veren de, itaat eden de, kurban olan da yine insan. Bu deneyin etik dışı olan ve katılımcılarının sonraki hayatını etkileyen bir rolü olduğu da aşikar. Fakat burada ben sadece deneye ve sonuçlarına değineceğim....

Kirletilmiş Hayaller

 ...   koca adam telefonda birine ağlıyor; öğrendiklerinden, çaresizliğinden dem vuruyordu. aldatılmak, hayal kırıklığı gururunu ve hayallerini öyle incitmişti ki kapı aralığından koridora, her şeyi unutmak için gece boyunca tükettiği alkolün kokusu sızıyordu. kadın ise gecikeceğini bilmesine rağmen gözünü kırpmadan adamı beklemiş ve odasının önüne geldiğinde olan biteni duymuştu...  kapıyı araladı ve yatağın üzerinde arkası dönük oturan adama doğru yürüdü. kalbinin istediği eliyle adamın başını okşamaktı fakat mantığı ona "yapma" dedi, "yapma ki bildiğini bilmesin"... iki adım geriye gitti ve ellerini belinin arkasında kovuşturarak sordu:  "karnın aç mı?". adam ise arkasını dönmeden cevapladı: " yorgunum, uyuyacağım". kadın gülümseyen ve sıcak bir ses tonuyla "peki, iyi uykular" diyerek odadan çıktı...  kapıyı kapatmasıyla  yere çömelmesi bir oldu.o birkaç dakika içerisinde kendini öyle sıkmıştı ki, çıktığında adeta dizler...

Kajin ve Kemal - Van Depremi

... bir an için afalladım ve "neden" diye sordum... " neden mi? Kajin benim arkadaşımdı, buraya taşındığımızdan beri hep beraberdik. ama artık ayrıyız çünkü o gitti! uzun zamandır yoktu ama dün gece rüyamda beni ziyarete geldi. uzaklarda bir yerden bana sesleniyordu.  duyamıyorum seni Kajin, bir daha söyle dedim ama sesim çıkmadı. birden omzuma eliyle dokundu. başta korktum ama sonra sevindim, iyi görünüyordu. "şimdi duyabiliyor musun beni Kemal?"   duyuyordum ama şaşkındım, cevap vermedim, sustum. "üşüyor musun?"  diye sordu gülümseyen gözlerleriyle. sonra teker teker yeni oyuncaklarıma dokunarak polis arabamı bir ileri bir geri sürdü durdu. bir ara kafasını kaldırıp yüzüme baktı ve yine gülümseyerek sordu: "sirenleri çalışıyor mu bunun?" hayır, sirenleri yok hem sessiz ol herkes uyanacak  diyecektim ama diyemedim. şaşkındım, cevap veremedim, sustum. kırmızı, mavi ışıklarla aydınlandı çadırın karanlığı....

Heyecanlı Randevu

 Bu gece istediğim tek şey kusursuz olmak; zarif, güzel ve alımlı bir kadın olarak karşına çıkmak! Sonra da beni gördüğün an duyacağın heyecanı salondaki herkesle beraber hissetmek...  Anladım ki sana karşı olan hislerimi dizginlemem, onlardan sıyrılmam imkansız. Kendimi kendimden saklamak yerine sana göstermeli ve kanına işlemeliyim. Doğru anı uzun zamandır bekliyordum ki, ortak arkadaşımızın telefondan gelen sesine tereddüt etmeden yanıt verdim: Evet, elbette nişan yemeğinize geleceğim!  Dün gece neredeyse hiç uyuyamadım. Gardırobun başında tüm kıyafetlerimi denerken sabahladım. En son bir kaç kombinimi kenara ayırdım. Sanıyorum ki kararımı da verdim, kırmızı olan. Üzerime oturan, sırtı açık, diz boyu elbisem en uygunu. Altına da yüksek ökçeli şık bir siyah topuklu. Hem sade hem de çekici. Senin için yaptığım bu telaşa inanamıyorum ama önce duş almam gerek. Zira tüm gece boyunca söndürdüğüm izmaritlerin haddi hesabı yok. ...Üzerimden akan su zerreleri ...

beyaz yatak

dinle    bembeyaz bir yatağım olsun istiyorum  karyolanın ayaklarına mavi denizin dalgaları çarpsın  sahil boyunca yalın ayak yürüyüş yapayım ama,  yatağıma yatarken ayaklarımda kum kalmasın.  sonra ılık bir esinti istiyorum,  üstüme bir şey örtmem gerekmesin  gecenin soğuğu sahile indiğinde bile  çıplak tenim ve düşüncelerim sıcağı hissetsin.  dalganın sesleri gürültülü şehrim,  yıldızların ışığı pırıltılı dünyam olsun.  deniz kenarındaki tek bir yatak bana yeter  ama o da mutlaka beyaz olsun.  ...

Karşı Komşunun Penceresi

 Paralel evrenlerde değil, aynı evren içinde,  Hemen yanıbaşımda, karşı binamda bir pencere.  Gündüz kapalı panjurları, ayrı bir gizem, ayrı bir kuşku,  Geceleri açılan tek bir panjurun sesi, adeta alarmı çalan guguk kuşu.  Gel zaman git zaman alıştı düzene bu bünye,  Panjur sesini duymamla beraber gözüm dalar oldu o pencereye.  Zaman zaman aklıma düşer, "kimler, ne yaşarlar?" diye,  Baktıkça hep aynı gölgeyi görürüm gece vakti loş ışığın göbeğinde.  Gün olur, hafta olur, ay olur, yıl olur.  Her gece aynı saatte orada, flu da olsa yerine kurulur.  Merakım ağır basıyor, o cama gelene kadar uyuyamıyorum,  Geldiğindeyse, panjuru kapatana kadar uykuya dalıyorum.  Ama bu gece farklıydı, bu gece kararlıydım.  Kim ve neden her gece orada olduğunu sonunda anlaycaktım.  Karanlık salonumun penceresindeyim, önümde kafeini bol bir kahve,  Panjuru açılıyor, nihayet saati geldi, o ...

kağıttan gemiden sana mektup var

kağıttan gemi merhaba. ben bilmediğin bir insanım ve canım sıkıldıkça bilmediğim insanlara mektup yazarım. sonra sokağa çıkar bilmediğim bir binanın, yine bilmediğim bir posta kutusunun içine bırakırım. neden mi? bilmediğim sen, benim kendimce bildiğimi okursun belki diye. şansına hangi tecrübelerim denk gelirse...  yok. arama boşuna, zarfta isim, adres, iz bulamazsın. çünkü yok. lazım değiller. yine de çok istersen sen bana kısaca kağıttan gemi diyebilirsin. ama haberin olsun, kağıttan gemiyim dediysem suda ıslanan ama ıslatılamayan cinsindenim. ve ben bu mektupla birlikte senden, içinde yer etmiş olan bir olaya, kişiye tüm nefreti kovmanı istiyorum.  mutsuz kağıttan gemiler  ben, yani senin 'gizemli, tek zarflık mektup arkadaşın olan kağıttan gemi',  kişilere karşı olan nefretimi uğurlarken aslında kendimi azad ediyorum. karşında olsam ve bana sorsan "peki sana yaşatılanları affettin mi?" diye, hayır derim. çünkü affettim desem, ...