Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mini Sohbet: Hepimiz İnsanız

Bizli konuşmama, hepimizi aynı "insan" kalıbına koymama kızmayın. İşin gerçeği bu. Belki sen eline silah alıp kan döken biri değilsin ya da yardım tırlarını yağmalayan... Belki sen oto yıkama açtığında arabalar rahat girsin çıksın diye binanın 3 kolonunu kesen adam da değilsin. Ama sen, kansere sebebiyet verensin; onu genlerinlede kuşaktan kuşağa aktaransın. Sen kürk giymek isteyen;  ozon tabakasını delensin. Sen vücuduna horman enjekte edensin.  Sen kendini en üstün gören ve hiç ölmeyecek zannedensin. Sen farkında olmadan yine bir yerlerde, birilerinin ölümüne göz yuman katilsin. Sen insanlık kavramını kavramaktan uzakta, üstünlüğünü dünyayı yok etmek için kullanansın. Ben, sen, biz, onlar... Hepimiz farklı ölüm ve yıkım senaryolarına farkında olmadan sebebiyet verenleriz. Kuru Burunlular Benim için herkes insan, herkes aynı, herkes insanın wikipedia'daki karşılığıdır. (lütfen tıklayın  ve hepsini inceleyin) Herkesin içindeki iyilikle tanışması d...

Ekim 2011 (Uğursuz Ekim)

Başlığın açılımı:  "Negatif olayların" yarattığı etkiden daha çok, biz "negatiflik" üretiyoruz. Çok fazla olumsuzluk var. Gitgide geriye giden bir millet, sadece gerilese neyse bir de bölünmeye başlayan bir millet + ideolojisi, inançları, çıkarları birbirleriyle çatışan ülkenin önde gelenleri ve özgürlüğünü kaybetmiş koruyucularımız + bitmek bilmeyen şehit haberleri + Van'da yaşanan büyük deprem ve kayıplar + ve daha gündemdeki yeri sürekli oynayan fakat, aslında hep ülke gerçeği olan birçok kötü-yetersiz-acıklı olumsuz durum. suç senin değil Ekim ayı 80 kuşağının sonuna doğru doğdumu ve hemen hemen bunların hepsine yaşamım boyunca hep şahit olduğumu düşünecek olursak varılacak netice: hiçbiri yeni değil. Şu git gide tatsızlaşan Ekim ayına gelince, bu yaşananlar da ilk değil. İki gün önce terörden sebep yas tutarken, şimdi deprem kayıplarına üzülüyoruz. Van, 1. derece deprem bölgesi, komşuları da 2.derece deprem kuşağında. Yani en tehlikeli böl...

Şafak Pavey

Şafak Pavey Şafak Pavey'i çoğunluk 12 Haziran 2011 seçimlerinde, CHP İstanbul Milletvekili seçilmesi ve fiziksel engellerine rağmen dik ve güler yüzlü duruşuyla tanıdı. Oysa daha nice saygı duyulacak, ayakta alkışlanacak özellikleri var bu tatlı kadının. Hayatında başardıkları ve başaracaklarına dair kronolojik ve doğrudan bilgi için onun adıyla açılan siteye bakabilirsiniz:   http://www.safakpavey.com/ "İmdat doğa" Şafak Pavey Hakkında Her Şey: Nasıl engelli oldu? 17 yaşında yurt dışına çıkan, hayalleri ve eğitiminde seçtiği dallar sanat olan, dansa çok ilgi duyan ve sinemacı olmayı isteyen bir genç kızdan; Geçirdiği kaza sonucu  tren altında kalarak sol kol ve bacağını kaybeden; bütün hayallerini bir kenara bırakmak zorunda kalmasına rağmen, kendine ve insanlara yeni hayaller çizebilen bir kadına kadar uzanıyor hikâye. -O ve azmi, Zürih Üniversitesi Hastanesi'nde tez konusu oluyor- Ne içinde duyduğu iyilikten, ne çalışkanlığın...

Ben ne uğruna öldüm?

Bu hafta da onlarca şehit verdik... Hepimiz travmatik bir süreçteyiz uzun uzun yıllardır. Kabullenilmiş çaresizliğimiz ve edindirildiğimiz normal karşılama duygusuyla yaklaşıyoruz bir şeylere. İki gün bilemedin bir hafta günümüze, gecemize karışıyor yaslar, sonra yeniden gündem değişikliği. Bir daha üzücü haberler, bir daha gündem değişikliği. Dile kolay, terör denen bela 30 yılı aşkın süredir bizlerle. Benim için ben doğduğum günden bu güne hiç bitmedi, Türkiye'nin coğrafi özellikleri gibi, ders kitaplarına girecek kadar rutin bir olgusu oldu. Şehitleriyle, onların sevdikleriyle, bizim üzüntülerimizle, yok olan hayatlarla, paranoyak yetişen beyinlerle bu abes süreç hiç bitmeden ilerliyor. Bir hışım intikam yeminleri ederek; birbirimizi kışkırtarak; " bıçak kemiğe dayandı " klişesini dillendirerek; her şey politikacıların yüzünden diyerek birbirlerimizin laflarını yine birbirlerimize satıyoruz. Bu kadar yalnızken nasıl bu kadar güçlü olabilir bir örgüt ya d...

EV

Domenico'nun en tanınmış çalışmalarından birisi  Yaşlı Adam  ve  Çocuk   Çocuk esirgeme kurumları ve huzur evleri... Elden geldiği kadar gönüllü olup, oradaki insanlarla zaman geçirmenin yeri doldurulamaz önemine inanıyorum. Zira onlara ayırılacak az bir zaman, b ugüne kanmamayı, yarını şimdiden düşünmeyi öğretebilir insana, ki bu en bencil faydasıdır. Asıl duygu ise, karşı tarafa hissettirebileceğin mikro saniyelik de olsa önemsenmiş olma hissiyatıdır. Benim "EV" hayalim,  ciddi anlamda kuvvetli bir sermaye ve emek gerektiriyor. Emekten yana sıkıntı duymuyorum da, sermaye sıkıntı. Şimdi benimle oldukça büyük bahçesi olan, kocaman bir ev düşle: Bu evde, huzur evine gitmek zorunda kalan yaşlılar ve kimsesiz çocuklar beraber yaşayacak. Birbirlerinin yalnızlıklarını yine kendileri; birbirlerine destek olarak giderecekler.  Personeli, bakıcıları, gönüllüleriyle beraber sıcak bir aile ortamı olacak. Bu iki uzak kuşağın birbir...

Benim Rakı Sofram

rakı  tokuşturması başkadır Kimi mutlu olur, kimi pişman Aslında sen ne seversin, kendin olup da beni bir tanısan Bıraksan ön yargılarını, alsak elimize birer duble rakı Aslında sen ne hoş insansın, sürünü bırakıp kendin olsan Vursan kadehini kadehime; çatalın da hazırladığım mezelerde Konuşsak sabaha kadar kafa kafaya,  yeniden tanışsak rakı masasında Her yanı yalan dolan bu dünyanın, aşktan bile korkar olmuş Mecnun Bu masada her şey başka, nazını kaybetmiş Leyla nerede meçhul Düşünme, Biraz rakı           Üstüne su                                     Onun da üstüne buz Bu ayık dünyada birkaç saat yokuz! şerefe *** rakıyı sevebilen herkese ve içimdeki Aydın Boysan sevgisine ithafen bir kez daha şerefe!                              ...

Kalbi Kırılmış Kadın

kalbin kırıldığında neler yapabilirsin? asil durmak istiyorsan ve becerebilirsen kendi kendini yemekten başka bir şey yapamazsın bir süre. bu iyi bir şey mi her zaman? hayır.  zira bazen savurman  gerekir  içindeki nefreti. O kırgın, kırılmış cam kırıklarını saplaman lazım gelir bir bir camı kıranın iki kaşının ortasına.  işe yarar mı? kısmen.  tam olarak geçiremese de kırgınlığını, hafifletir yükünü.  kıran mı?  o hiçbir şey anlamaz senin saldırından, üstüne bir de suçlu çıkarsın. sensindir onun hayatını zindan eden. herkes de bunu bilir kendisi böyle bildiğinden. sonrasında bir de anlaşılmamanın kırgınlığı; d amlaya damlaya küveti delen su damlası gibi.  iyisi mi, kırıldığında aklına gelecek ilk şey " daha fazla kırılmayacağım, en azından aynı kişi tarafından " olsun. derler ya herkesin sende bir kotası olmalı diye.. tamam işte. o kotaya bak, kıranı seç, yavaş yavaş indirge kotasını.  kota dışına da yol ver.  melanko...

Zayıflığın sırrı

Zayıf, daha doğrusu normal kiloda, orantılı gözüken biriyim. İçerisinde asla "düzen" barındırmayan bir beslenme düzenim var. Ne kahvaltı saatim bellidir ne de herhangi diğer bir öğünüm. Yani öyle örnek, sağlıklı bir birey profili çizemeyeceğim sana. Peşin peşin söylüyorum ki burada yazacağım şeyler seni kızdırabilir. Sitem ve takıntılarım sana şımarıklık olarak da gelebilir. Ama unutma ki herkesin derdi de kilosu da kendine mesele. Çok yemek yemiyorum ama yaşamak için değil, yemek için yaşıyorum. Yemek yerken mutlu oluyorum; sevdiğim bir yemekse eğer zevkten çıldırıyorum. Bazı zamanlar kahvaltı ederken akşam ne yesem diye düşünmeye başlıyorum. Doyduğum anda bırakamıyorum elimden çatalı. Beynime gelen "doydun artık bırak yemeği"sinyalini damağımdaki zevk gölgeliyor. Sıkı bir karın hedefliyorum ama  maalesef favori yemeklerim ne kadar zararlıysa bir o kadar lezzetliler. Bu da hedefimi baltalıyor! Fena halde kızartma delisiyim. Patates kızartması ve N...

Sevgili Kış

Geldi yine kasvetli, yağmurlu, soğuk zamanlar... Yine tembelim, çok tembelim. Ne dışarı çıkmak istiyorum, ne de bir şey yapmak. Bütün gün pijamam, battaniyem ve kafamdaki klasik ev topuzumla beraber film izlemek, kitap okumak daha cazip geliyor. Biraz daha soğusun bunlara sıcak çikolata ya da salep de eklerim ben.  Tüm bunların yanında, gelin görün ki yemek yeme ivmemde bir düşüş yok. Hatta kışı bahane ederek sıkıldıkça, üşüdükçe, yağmur yağdıkça, paçam ıslandıkça, 7458765 parça giyindikçe kızıp daha fazla yediğim bile oluyor. Hele bir de boğazlı kazak giydiysem daha da fena.. Melankoliye meyilli olduğumdan ya da bundan zevk aldığımdan değil, buna zorunlu kaldığımdan alt üst oluyorum karanlık havayı görünce.  Böyleyimdir ben, daha kışın "k" sını görmeden kestaneleri sererim sobanın üstüne. Sevmiyorum şiddetli yağmurları, çamuru, soğuğu. Üşümekten nefret ediyorum. Benim için tek egüzel anları evin içindeyken dışarıda yağan yağmuru izlemek ya da tutmuş kar üzerind...

Steve Jobs ve Tenzile Erdoğan

Başlık kafanızda (?) mi yarattı? Haklısınız, ben de yan yana yadırgamadım değil... Şu sıra can sıkıntısından fazla takip ediyor bulunduğum "sosyal medya", gazetelerdeki okuyucu yorumları, sözlük- benzer platformlarda bulunan ve kafamda duracağına, burada dırdırım olsun dediğim iki konum var. Okumak ve dırdırımı çekmek isteyenler yazının devamına buyursunlar... Yapım gereği birisinin ölmüş oluşuna yoğun bir şekilde üzülürüm. Ölüm doğal bir döngüdür, kabul. Fakat genel olarak insanlar kayıplara istemdışı empati kurarlar ve üzülürler diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum, olabilir.. Ama böyle paylaşımcı olduğumuza inanmak hoşuma gidiyor.   Neyse, sataşma amacı gütmeden belirtiyorum ki: Steve Jobs 'un hastalığı döneminde ve arkasından gelen ölümüne üzülenlerden biriyim.  O nunla hiçbir alakası-çıkarı olmayan insanların "neden" üzülüyor olduklarına anlam veremeyen kişilere saygı duyuyorum. Saçma bulan kişilere ise anlatmaya çalışmak gibi  boş bir uğraş içeri...

İki Baba

Bir baba var bildiğim;  Kızının her anında yanında. Bir gün çocuğunu görememiş olsun, bütün günü  onu özlemek , görmeyi beklemekle geçiyor. Bir hayat boyu görmemek mi? Düşüncesi bile ona en ağır küfür oluyor... O bir baba. O çınar ağacı gibi. Öyle ki, insan çıplak gözle görüyor onun koca dallarını, heybetini, kuvvetini. Uzaktan şahit olurken bile kendini güvende hissediyorsun. Sanıyorsun ki ağacın gölgesindesin, mis gibi bir serinlik vuruyor yüzüne... Zannetme ki  şeklinden ya da imkanından geliyor büyüklüğü, sevgisi ve düşkünlüğünden geliyor ağacının özü. Ve, Bir baba daha var hiç bilmediğimden dolayı bilebildiğim;  o ise bir süs bitkisi bile değil.

Boykot Haberturk

sansürlü meme, sansürlü sigara, sansürlü kadeh, sansürlü öpüşme, sansürlü sex, sansürlü "gay" kelimesi, sansürler de sansürler, bipbipbipbipbipbipbipbipbip... savaş görüntüleri, silahlar, ölümler, çocuk gelişimini engelliyor diye kapatılan siteler, "Boxer" dergisine dönen ülkemin tirajı en yüksek gazeteleri... Gel gör ki bir kadın, kanlar içerisinde, çıplak, huzursuz, ölü bedeni ile manşetlerde. Neden: Bir kez daha vahşice ölebilsin diye. Bu kadının iki çocuğu, ailesi, arkadaşları ve sevenleri, o manşeti gören herkesin travması kimin umrunda? Ben demiyorum ki herkes "insan" olsun; psikolojiden anlasın; tiraj peşinde olmasın; gözünü kan bürümesin.  Öyle ütopik hayallerim yok benim. Ama şu hasta ruhluluğa biri dur diyebilmeli bence. Bir hışımla yazdığım bu yazıda,   aklımdan dilime düşen binlerce cümleyi hayal gücünüze bırakıyorum: Çünkü şahsi sansürüm el vermiyor burada kusmak istediğim nefrete.  Maalesef bu ilk değil. Maalesef  Haberturk yalnı...

Mini Sohbet: Şerefe

"Merhaba, naber?" dediklerinden kelime; "Dostum, anlat dinliyorum" dediklerinden " düşünce " kaparsın. Siz siz olun arkadaşlarınızı yakın, dostlarınızı daha da yakın tutun. Çünkü dost dediğiniz, kalbinize ettiği kadar aklınıza da eşlik eder.  İnsan bu, içinde aşırı bir hainlik taşımıyorsa zaten, derdin olduğunda seninle beraber derdine içerleyecektir.  Güzeldir ama herkesin dost olabildiğine delalet değildir. Zaman geçirmek, bir şeyler paylaşmak için elbette referansa gerek yok. Ama siz yine de düşüncelerinizin yanında git gide büyüdüğü kişilerle olmaya gayret edin. Sizinle çaresizliğinize eşlik edenin, ağlayanın değil; çaresizliğinize üzülmeyi kenara bırakıp çarenize çare eklemeye çalışanın dostunuz olduğunu bilin. Zira sağduyunuzu kaybetmemeniz sizin olduğu kadar, yanınızdakilerin de elindedir. Bunlar arkadaşım Chebis'in söylediği bir aforizma sonucu aklıma düşenlerdir.  Kim olduklarını seçmeniz ve kıymetlerini bilmeniz dileği ile, şere...

Küçük bir kızdan protest şiir

- Kız kardeşim M.I.D'in 13 yaşında okulda yazdığı şiir. Hiçbir noktasına dokunmadan yayınlıyorum- İNSANLAR Siz parayla Dünya’yı düzeltebileceğinizi sanıyorsunuz, Oysa Dünya’mız ölmek üzere , haberiniz yok, Tek haberinizin olduğunuz şey,alışveriş mağazalarının indirimleridir. Siz ormanları yangınlardan, Tuttuğunuz adamlarla kurtaracağınızı sanıyorsunuz, Haberiniz yok ki asıl nedeni sizlersiniz, Dünya’yı bu hale sizler ve bizler getirdik, Hepimiz zehirledik Dünya’yı, “ Ben yapsam ne olur sanki ” diye kestirip, Attınız Dünya’mızı bir çöp gibi sokağa,unutup,gittiniz onu orada. Siz küresel ısınmayı rüşvet vererek, Durduracağınızı sanıyorsunuz, Siz kendinizden başkasını düşünmezsiniz, O kadar cimrisiniz ki,bahçenize bir ağaç dikemiyor, İki adım ötenizdeki çöp kutusunu gitmeye üşeniyor, Geri dönüşümlü çöplerinizi ayrı koymayı bile beceremiyor, Pikniklerde ateşlerinizi söndürmeyi bile beceremiyorsunuz. Siz geçinmeye çalışan insan...

Mini Sohbet: Sıkılıyorum

-sıkılıyor musun? -evet sıkılıyorum -kendi kendine mi konuşuyorsun? -cevabı bilmiyor muyum? -sus bence! -sustum -... Şaka ya da espri denemesi değil. Şizofrenik bir durum hiç değil. Zaten kendime öyle bir teşhis koysam paylaşmaktan kaçınmayız.  Biz.  Ben ve nileud. Sadece sıkılıyorum. Bir süredir öyle çok şey yapmak istiyorum; öyle çok hedefim var ki, bunları gerçekleştiremiyor olmaktan dolayı çok daralıyorum. Yapamadığım şeylerin beni kara delik misali yuttuğuna inanmaya başladı k . Evet, işim çok ama yine de çok sıkılıyorum.  Kafasında ev topuzu, üstünde pijamayla oturup yazı yazan bize yılmadan katlanın ve canınız istedikçe okuyun, yazın diyorum. Sustuk.

Kevin Richardson (lion whisperer)

lion whisperer Bir insan düşünün ki  en vahşi kabul edilen hayvanlarla sımsıcak bir ilişki içerisinde olsun...  Hayvan davranışları uzmanı olan bu mükemmel insan, fazlasıyla hayranlık ve saygı duyduğum; tanışmayı çok istediğim kişilerden biri.  Yaşam alanı git gide daralan hayvanların en doğal koşullarda yaşamlarını idame etmelerini sağlayan Kevin Richardson t akip edilmesi ve örnek alınması gereken kişilerin arasında yer ediniyor. Öyle ki, b u adamın yaptıklarını izledikten sonra insanın hayat felsefesi bile değişiyor.     Ben demiyorum ki evinizde aslan, sırtlan besleyin. Örnek alın dediysem inancını, sabrını, çabasını ve en önemlisi içinde duyduğu o kuvvetli sevgiyi. Zira, işin bize güzel gelen kısımların arkasında yoğun bir emek ve "finansör" sıkıntısı yer alıyor... Benimle birlikte siz de şu güzelliklere bir bakın lütfen; bebek aradaki 7 fark? favori dostuyla şefkat biri sarılmak mı dedi? oyun zamanı Bunlar ban...