Ana içeriğe atla

Zayıflığın sırrı

Zayıf, daha doğrusu normal kiloda, orantılı gözüken biriyim.
İçerisinde asla "düzen" barındırmayan bir beslenme düzenim var.
Ne kahvaltı saatim bellidir ne de herhangi diğer bir öğünüm. Yani öyle örnek, sağlıklı bir birey profili çizemeyeceğim sana.

Peşin peşin söylüyorum ki burada yazacağım şeyler seni kızdırabilir. Sitem ve takıntılarım sana şımarıklık olarak da gelebilir. Ama unutma ki herkesin derdi de kilosu da kendine mesele.

Çok yemek yemiyorum ama yaşamak için değil, yemek için yaşıyorum.
Yemek yerken mutlu oluyorum; sevdiğim bir yemekse eğer zevkten çıldırıyorum. Bazı zamanlar kahvaltı ederken akşam ne yesem diye düşünmeye başlıyorum.

Doyduğum anda bırakamıyorum elimden çatalı.
Beynime gelen "doydun artık bırak yemeği"sinyalini damağımdaki zevk gölgeliyor.

Sıkı bir karın hedefliyorum ama maalesef favori yemeklerim ne kadar zararlıysa bir o kadar lezzetliler. Bu da hedefimi baltalıyor!

Fena halde kızartma delisiyim.
Patates kızartması ve Nutella.
Bu ikisi için kendimi kesebilirim, o derece.

Çevremdeki herkes patates olduğumu düşünüyor. -fazla minyon oluşum da sebep veriyor olabilir-

Zaten bir iddiam var ki, herkes saçma buluyor olsa da bana inandırıcı geliyor:
Patates kızartması bende kilo yapmıyor!

Savunmamda şudur: Kendimi bildim bileli aralıksız yediğim bir yemek vücudum tarafından müttefik olarak görülüyor. 

Bir oturuşta en büyük boy fast food menü yiyebiliyorum. Yanımdakilerin patatesleri bitmediyse onları da bitiriyorum.

Alkole hiç girmiyorum, o ayrı bir kilo nedeni.
Gece yarısı atıştırmalarımı sabah yediğim Nesfit kurtarmıyor.
Çikolata tüketimim had safhada.

Bütün bunların üstüne bir de hazım ve mide problemlerim var. Canım yansa da, bunları bile bile bu şekilde beslenmeye devam edecek kadar da iradesizim yemek konusunda.

Kimi günüm tek öğünle geçiyor, yemek yemeyi bile unutuyorum.
Kimi günüm de tam tersi. -hayal gücünüze bırakıyorum-

Spor desen "yarın kesin başlıyorum" modunda devam ediyor.

Ama, tüm bunların sonucunda hala zayıfım! Bu yazımın temasının ilk bölümü. Bir de ikincisi var:

Çevremde ki genel diyalog:

n: çok şişmanladım, göbeğim kocaman
x: hangi göbek?

Tamam. Şişman olduğumu, kilomun fazla olduğunu iddia etmiyorum ama çok da istediğim vücuda sahip değilim. Bunun için kendimi ne derece baskı altına almalıyım peki?

Bu yazıyı yazma nedenim, bugün oturup aynen bunları düşünmüş olmam. Eskiden birden fazla çeşit spor ve diyet yapmama rağmen kendimi şişman hissederdim. Hele o göbeğim, şu ankinin belki de yarısı bile değildi. Ama o sıralar bana sorsanız dünyanın en çirkin şeyiydi.

Belki ergenlik, belki psikolojik, belki de güzellik dayatmasının tavan yaptığı bu jenarasyonun sebep olduğu modadan ötürü kendimi çok fazla zorluyordum.

Derken o sıralar yaşadığım birkaç talihsizlikten ötürü midemden ağır bir hastalık yaşadım. Bir anda 7-8 kilo verdim, sürekli istifra ediyor, bazı zamanlar ağzımdan konuşurken öd suyum fışkırıyordu. Size iğrenç gelmesin, bundan daha beterlerini yaşayanlar da var...

Kendini çok aç hissedip yemek yiyememek ne demek; aptalca bir özentiyle göbeğine kafayı takmak ne kadar saçma;
sağlığını kaybedip besin eksikliğinden düşünememek, gitgide salaklaşmak ne demek o zaman anladım.

Demem o ki, o zamanlardan bu zamana çok şey değişti hayatımda. Sağlığıma zararı olmadığı sürece kiloma kafayı takıp kendimi öldüremiyorum. Canım ne isterse yiyorum. Belki bir travma sebep buna, belki de doğru olan bu kendimce.

Öyle ya da böyle, arada aynaya bakıp kendime söylensem de aslında diğer hemcinslerim kadar kendime dert edemiyorum kiloyu.
Çünkü, deli gibi kafama taktığım zamanlarda bile bir gram veremezken, şimdi en başta anlattığım yaşam şeklimle kilomda bir değişiklik olmuyor, üstüne kilo bile verebiliyorum.

Bu yazıdan çıkarımın benim kadar sağlıksız yaşaman değil; kendini yıpratmaman olsun.
Dengeli beslen gibi bir tavsiyede bulunamıyorum çünkü kendim bunu beceremiyorum.
Ama çok takma kafana.
Sık sık hareket et.
Asla bir başkasıyla kıyaslama kendini.
Kalorisi çok diye yemediğin o çikolataların sana 8475785 kalori olarak geri döndüğünü unutma sen saplanıp kaldıkça.
Yapmazsın biliyorum ama, sakın yemek sonrası gidip kusma adı altındaki intihar çeşidine de eğilimli olma!

ama her şey kararında, takma dediysem de bikini tribi taşımaya devam et dna'larında! (gülücük)


tabii ki önemli bir bilgi vermeden de susmuyorum!!

Yorumlar

  1. Adsız00:37

    yorumlarim neden siliniyor ismimi vermedigim icin mi? bu yazında dikkatimi ceken sey mezura evde hep bulundururum bilmiyorum biseyleri olcmek hosuma gidiyor.
    İ.A

    YanıtlaSil
  2. Bir önceki yorumun ismimi kullandığın ve evet anonim kişi olduğun için yayınlanmadı canım İ.A
    Bu yorumundada ayrı bir zevzek olduğun için teşekkür ederim:)

    YanıtlaSil
  3. Zayıf kalmaya devam et. Fakat daha zararsız şeyler yiyebilirsin. Diyeceksin ki, şu dünyada en güzel şeyler en muzır olanlardır...Konu dışı: Yem verdikçe büyüyor mu balıkların?

    YanıtlaSil
  4. Emin değilim hektor, ama her sayfaya girişimde beslemeye devam ediyorum bir umut:)

    YanıtlaSil
  5. Dikkat ettim, büyümüyorlar. Bu kadar beslenmeye hiç kilo alınmaz mı? Sanırım onlar hep böyle kalacaklar. Hiç büyümeyen bir aslan yavrusuna sahip olmak ister çoğu insan. Onlar da büyümesler keşke, demek geliyor insanın içinden:)

    YanıtlaSil
  6. Yanıtlar
    1. Adsız20:33

      Neyin üzerine içtiğin önemli :)

      Sil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...