Ana içeriğe atla

İyi Bayramlar & İyi Ki Doğdum

Bu bayram hep kutlansın

Bugün, sokakta, internette, televizyonda, arkadaşımızın suratında...
Nereye baksak 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı var.
Bugünü, kimi ülkemizde çocukların olumsuz koşullarına ve çiğnenen haklarına dikkat çekerek,
kimi de Mustafa Kemal'in armağan ettiği bayramımızı kutlayarak tamamlayacak.

Kimi böyle günleri kutlamayı anlamsız bulduğunu söyleyerek kutlayanlara sataşırken, kimisi falanca yerde çocuklar ölürken siz bayram mı kutluyorsunuz dramasına* kapılacak.

Ben mi?
Ben bugünü kutlayanların harmanlanmış düşüncelerine sahibim, sivri köşelere çekilmeye gerek yok.
23 Nisan, motivasyon ve değerleri "hatırlamak" adına güzel bir bayram.
Ama aynı şekilde her güne işlenmesi gereken çocuk hakları sorumluluk bilincine de dair dikkat çekmek için ideal bir gün.

"1" Gün

Aslında,
"önemli olan bir gün değil, her gün" demeci klişeleşmiş gelse de çoğu kişiye, atlanılan yadsınamaz bir gerçekliği olduğunu savunanlardanım.

Değer vermeyi, verilen değeri göstermeyi bilmiyoruz. 
Öğretilmiş, ezberlenmiş günlerle vicdanımızı rahatlatıyor, takvim gereği görev bildiğimizi yerine getiriyoruz.

Keyifli ya da yorucu, ardı ardına bitirdiğimiz günlerle bir şeyi elimizden kaybedene dek "o" şeyi sıradan görüyoruz.
İnsani yapımız sebep buna, en "benim" diyenin bile kurtulamadığı algısal bir hastalığımız.
Teşekkürler babacığım, iyi ki doğmuşum!



Seni, beni, bizi eleştiriyorum sanmayın.
Zira eleştirmek için yargıladığını yapmıyor olmalı insan.
Ama ben yapıyorum.

Her gününe mâna yüklemem gereken hayatımda doğum günlerimi ayrı seviyorum.
Diğer günlerde doğduğuma küfrettiğimden ya da daha az özel olduğumdan değil,
bugünü bahane edip kendimi şımartmayı alışkanlık edindiğimden.
-Hoop! Geldik mi yine baştaki motivasyon kavramına-



O yüzden 23 Nisan'ı ne olursa olsun kutlayalım isterim.
O yüzden beni sadece 23 Nisan'da arayan arkadaşlarıma sitem etmek yerine teşekkür ederim.

Çünkü yitirene kadar değerini anlamadığımız güzellikleri, hiç olmazsa senede bir gün motivasyon aracı olarak görmenin bize iyi geleceğine eminim.

Uzun lafın kısası,
bayramımızı da beni de çok sevelim. 





* Neden mi drama? 
-Dünya genelinde her gün kaç çocuk ölüyor farkında mısın?
- Dünya genelinde her gün kaç çocuk istismar ediliyor farkında mısın?
- Dünya genelinde her gün kaç çocuk tarafından cinayet işleniyor farkında mısın?
- Dünya genelinde her gün kaç çocuk bakılmayacağı bir evde sadece üreme güdüsünü tatmin eden ebeveynleri yüzünden gözlerini açıyor farkında mısın?
Dünya genelinde her gün insanların başına neler geliyor, dünya nereye gidiyor, bize neler oluyor farkında mısın?
Bu bakış açısıyla bırak özel günleri, alınan nefesin bile bencilce geliyor olması lazım. 
Bu da mümkün olmadığına göre algısal hastalığa selam çakmak şart.

Yorumlar

  1. Adsız14:15

    ikinizi de seviyorum, iyi ki doğmuşsun, iyi ki egemeniz, iyi ki çocuklar var

    YanıtlaSil
  2. doğum günün kutlu olsun... ve herkese nice mutlu 23 Nisanlara...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...