Ana içeriğe atla

Pencere - Serhat Çelikel

Serhat Çelikel- Pencere

Pencere
Başarılı, okuyucusuna kelimelerini yaşatan ve kurulması bence ayrı bir yetenek olan uzun cümleleri sık sık kullandığı gibi, bu cümlelerin anlaşılır olmasını da sağlayan bir edebiyat eseri. Yazımsal kalitesi ve çoğunlukla genç yazarlarda rastlayamadığımız dil kıvraklığının sürükleyiciliği haricinde, o kadar iyi betimleme; karakter yaratma ve o karakterin psikolojisini hissettirme; gözlem; şaşırtma ve orjinallik gibi unsurlar var ki, aklımda okuduğum kitaplarından bahsetmek istediğim onlarca üstadımız varken, şimdi burada oturmuş Serhat Çelikel'in Pencere'sini size anlatıyorum. Belki kitabın etkisi belki de yazarın kimliğini araştırdığımda karşıma çıkan genç yaştaki başarıları sebep buna.

 YKY tarafından çıkarılan bu kitabın içerisinde birbirinden farklı öykü ve dünyalar yer alıyor. Benim tavsiyeme güvenmenizin haricinde, yayın kuruluşunun sitesinde yer alan "Avize" adlı öykünün tadımlık bölümünü buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Aslında benim de özellikle paylaşmak istediğim bir öykü var fakat hem buraya yazması oldukça uzun sürer (gülücük) hem de kitaba dair yazardan habersiz bir bölüm yayınlayarak büyü bozmak istemiyorum.
Unutmadan! Genç yazarın, yine kendisi gibi genç olan bu kitabının, onun ilk öykü denemesi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim, zira bu önemli ayrıntıyı özellikle belirtilmediği sürece anlamamız mümkün değil.

 Ciddi anlamda bende hayranlık uyandıran "Pencere" kitabına dair  tavsiyemle sizi baş başa bırakmadan önce, sizinle bir de Serhat Çelikel'in 2009'da yayınladığı "Renkzaman" şiir kitabından sevdiğim bir bölümü paylaşmak istiyorum;

(...)

senin için firavunca eylemlere giriştim
mezarımda ters döndüm
susuz bir anneye yavru bir gök üflettim
tuttum üç adımlık yere
tırnaklarım ve parmaklarım
-la gittim
tümden unuttum
kaç günümüz kaldığını


(...)




İtiraf notu: Kıskanmadım, kelimelerine imrenmedim dersem yalan olur.

Yorumlar

  1. Doğum Günün Kutlu Olsun :) Kitabı not ediyorum Nini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Bolat,

      Kitabı özellikle senin de okumanı çok isterim, senin gibi birikimli birisinin bana hak verip vermemesi benim için çok mühim.

      Bir de çok teşekkür ederim ama benim doğum günü değil ki(üzgün)
      23 Nisan'da doğdum ben^^ hem sen ne zaman kutlarsan o zaman da mutlu olurum ki^^

      Sil
    2. Artık bunu gecikmiş bir doğum günü kutlamış olduk benim de 29 Ekim demek ki cumhuriyet çocuğuyuz biz :))

      Sil
    3. Ne mutlu ki öyleyiz^^

      Sil
  2. Duygu yüklü ve sanat kokuyor.Mutlaka okuyacağım,yazdım aklıma...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaman! Eriyor...

      Kesinlikle...
      Sonra geri dönüş yaparsan üzerinde de konuşabiliriz, sevgiler...

      Sil
  3. En açık yazan blogcanımsın bu kitabın adını not ediyorum..sağolasın..:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. crazywoman,
      çok teşekkür ederim^^
      canım....

      Sil
    2. Okunacaklar listesine alındı. :)

      Sil
    3. durumumyok,
      sevindim...

      Sil
  4. okumadım okumalıyım.
    :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...