Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Mart, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Karısını Şapka Sanan Adam - Oliver Sacks

Psikoloji ve nöroloji ilişkisi... İsterdim ki herkes adına araştırılası, önemsenesi bir bilim olsun bu, zira konuştuğum 10 kişiden 7'si bunun bilim olmadığını savunuyor. İnsanlar bilsin ki Psikoloji bilimi de en az teknoloji kadar işe yarar; kanser kadar korkulası bir kavram. Her geçen gün bir parçasını daha sindirdiğim bu alanda, şimdi size nörolojik bir rahatsızlıktan bahsetmek istiyorum.  Peşin not: Öyle zor, öyle katlanılması güç bir durum ki, en korktuğum hastalık olan Epilepsi'nin bile önüne geçiyor... Yüz Körlüğü (Prosopagnosia) Bu rahatsızlığın kurbanı olan bir insan (prosopagnostik), en yakını olan kişilerin bile yüzlerini tanıyamamaya başlıyor... Hastalığının ilk evrelerinde çevresindekilerin suratının sürekli değiştiğine şahit olan prosopagnostik, yorgunluk ya da benzeri nedenlerden ötürü sanrılar gördüğünü sanır. Zamanla artan ve neredeyse her yeni karşılaşmada tanıdığı simalar yerine değişen suratları gören hasta paniğe kapılır. Çünkü, öz annesinin b...

Güzellik

https://www.instagram.com/p/m57y22ur6I/ Aynalar... Kimisi için vazgeçilmez, kimisi için bakması zor. Kendine güvenmeyenler ya da izlemeye doyamayanlar. Masamda var bir tane. Bakıyorum.  Bakıyorum ve düşünüyorum, Güzel bir kadın mıyım? Sen beğendiğin sürece mi güzelim, ben beğendiğim sürece mi kadın? Aynada gördüğüm, yanaklarına şeftali tonu allık fırçasının dokunduğu kadın mı güzel, yoksa yüzünden su taneleri dökülürken güne erkenden merhaba diyen şiş gözler mi? Güzel olan yüzüm, vücudum, tenim mi yoksa derimin altında koşturan hücreler mi? Güzel olan kan akışımın ideal seviyesi mi yoksa tüm bu somut olmayan erdemlerim mi? Peki ya kokum... Kokum beni güzel kılar mı? Söylesene, Güzel miyim ben? Oysa, çok fazla düşünmemek gerek bazen. Güzellik, ne kadar da göreceli. Güzellik, ne kadar da çelişkili. Güzelliğim... Ne kadar da sana bağlı.

Aşk ve Bilim

bilim · Hayattaki her şey gibi aşkta da kesinliğe yatırılabilecek tek şey bilimsel boyutu. Onun da net sonuçlanmış bir doğrusu yok, hala araştırma konusu. Yine de bilimsel açıdan aşkı birkaç anekdotla anlatmak istersek:     Dünya tatlısı Türk filmlerimizin meşhur hastalığını hepimiz biliriz; Karasevda. Genç aşık çok hastadır ve iyileşmesinin tek yolu sevdiğiyle  evlenmesidir. Bu senaryo nereden türemiştir dersek: İbni Sina sevginin en önemli belirtisinin (kanıtının) fizyolojik değişikler olduğuna inanır ve bunu kanıtlamak için birçok çalışma yapar. Bu çalışmaları sırasında Horasan’da bir gencin karasevda adını verdiği bir hastalığa yakalandığının tanısını koyar ve iyileşmesi için sevdiği kızla evlenmesi gerektiğini öğütler. Aşk ve sevginin hormonlardan kaynaklandığı kanıtlanmıştır fakat henüz aşk hormonu tanısı konulan tek bir hormon bulunamamıştır.      Yapılan çalışmalarda bir deneğe aşık olduğu kişi gösterilince kanında m...

Hayat Ağacı

   Kocaman kalabalığa tepeden bakan  kocaman binaların arasında,  kocaman beklentiler ve hayaller var gerçekleşmeyi bekleyen.  Bir de küçücük titrek kalbimiz  ve  kalbimizle köşe kapmaca oynayan beynimizle biz varız,  bir yılımızın aslında bir salise olduğu ömrümüzde... Sahi,  hayat bu denli kısayken, beyhude geçen yıllar, yıpranmalar niye? Ne dersin?  Bir hiç uğruna,  hiçlerimizi feda ederek hiçe dönüştüğümüzü itiraf edelim mi hep birlikte?  Bir adam tanıyorum, sevmişti bir kadını.  Öyle böyle bir aşk değil bu,  nam-ı diğer ibadetimsi aşktı yaşadığı.  Ama an geldi ve unutuverdi o çok sevdiği kadınını. Kandı  ve kapıldı simsiyah saçları belinin gamzesine değen dünyalar güzeli bir dilbere. Tek bir an,  tek bir saniyeyle değişti önündeki yıllar.  Sahi,  bu kadar kolay mıydı kendine çizdiğin geleceği saptıracak hislerle bir başka dala savrulm...

Bilir misin?

" Sen "in kim olduğu önemli değil... Benim için gülümsediğin anların nedeni olabilmemin anlamını bilir misin? Sahi, bilir misin bir insanı gülümserken görebilmenin bendeki önemini? Bilir misin bana söylenen şarkıları, benim senin için söyleyebilecek oluşumun mealini? Bilir misin elim, kolum, beynim kadar yaşamak için sana ihtiyaç duymamın nasıl bir sorumluluk olduğunu? Bilir misin nefes alıyor oluşunun bana verdiği güveni?  Bendeki de laf, nereden bileceksin ki? Adettir bu; hangi sevilen bilmiş, anlamış seveninin onu nasıl sevdiğini? Mesela Barış Manço ... Nasıl da bizimdi, benimdi. Onun şarkılarıyla büyümek, belgesellerini izlemek... Adam olacak çocuk olmaya and içmek ne demektir bilir misin? Ya da farkettin mi hiç adam olup, olamadığım gerçeğini? Peki, ya adam olamadıysam bu durumun beni nasıl inciteceğini... Bilir misin Hulusi Kentmen 'e olan düşkünlüğümü; onu her izleyişimde kendimi dedemi izlediğime inandırışımı? Sahi, Freud 'u babam sandığımı...

Mini Sohbet: Tanıştır Benimle

Uzun zamandır dolduramamıştı satırları kelimeleriyle. Ne telefonunu açtı ne de gelen mesajları yanıtladı. Yüzü desen hafızalarda silik bir simadan ibaret. Öyle uzun zamandır yoktu ki artık özlenmez olmuştu sesi. Ona beslenen özlem duygusu yerini alışılmış, kabullenilmiş bir uzaklaşmaya bıraktı. Arada adı geçtiğinde herkesin aklında soru işaretleri belirir, ancak birkaçının içinde yoksunluk hissi uyanırdı. Uzun zamandır dökemez olmuştu içindeki hisleri satırlara. Ne çalan telefonun sesi, ne de gelen mesajların döndürebilmişti onu hayata. Kimbilir en son ne zaman bakmıştı aynadaki suretine. Öyle uzun zamandır kendini kapamıştı ki iki göz evine, şimdi geri dönmek istese de dönemezdi kendininkinden başka ayakların yürüdüğü caddelere.  Diyelim ki şansın yaver gitti ve rastladın ona: bana söyler misin kim bu gördüğün karşında? nileud@gmail.com

Meczup

 Kafalarımız karışık, yorgun ve saçmalamaya müsait haller içerisindeyiz. Her birimizin kişisel yaşantısı yeterince problemli değilmiş gibi, bir de etrafımızda olup bitenlerden nefes alamaz duruma geldik. Bir gün otobüste yanımızda oturan adamın kafatasını cama vurarak kırmak isterken; bir başka gün markette çocuğunu kolundan sürükleyen kadını saçlarından et reyonuna asmak isteyebiliriz. Gelin görün ki bu uçuk fantezilerimize rağmen aslında havlayan köpekten hiçbir farkımız yok. Biz sadece adalet, insanlık ve sevgiye olan özlemlerimizin çizdiği yolda, sıyırmak üzere koşar adımlarla sek sek oynuyoruz. 8 adım ileri, 8 adım geri. Lanetlenmesi gereken insanlar yanımızdan bisikletle geçerken, biz olduğumuz yerde zıplayıp duruyoruz. Ne de olsa meczubuz... Bize meczup diyorum ama Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş kimse * olanından değil; şahit olduğumuz çirkinlikler sayesinde dengesini kaybetmiş olanlardanız biz. Her gün haberleri okuduğunda kendini camdan atmak isteyen; "bundan bet...