Ana içeriğe atla

Sizi Affetmiyorum! (Murder of Kitty Genovese Case)

Soğuk, çok üşüyorum... 
Gözlerimi açmak istiyorum ama nafile, aralayamıyorum bile.
Ürkütücü, çok karanlık...
 Kendimi yalnız hissediyorum, hem de çok yalnız!
Neden bana yardım etmediniz, beni niye yalnız bıraktınız?
...
  Buraya kapatılmadan önce hepinizi gördüm, her birinize seslendim! O adam üzerimdeyken, her yeni bıçak darbesiyle oluk oluk kanımı akıtırken gözlerim sadece çığlıklarımla ışıkları yanan evlerinizdeydi. Siz de beni gördünüz, sesimi duydunuz. 
Çırpındım, yardım dileyerek yalvardım sizlere. Bunca yıllık hukukumuz bir yana, hiç mi vicdanınız sızlamadı, hiç mi bir insan için endişelenmediniz?
 Git gide zayıf düşen bedenimle son gücüme kadar savaş verirken, neden biriniz bile yanıma koşmadınız, polise haber vermediniz?
...
 Yarın benim doğum günümdü.
 Buradaki birkaç dostum ve siz, kapı komşularım, hepiniz davetliydiniz. Gördünüz mü olanları, bütün hazırlıklarım boşa gitti. Şimdi bu soğuk, karanlık yerde yapayalnızım. Korkuyorum sanmayın sakın, çünkü artık korkmuyorum. 
Ben sadece yaşadığım vahşet karşısında seyirci kalan size kırgınım ve üzgünüm. 
Biraz da acıyorum.
Azdan çok da mutsuzum. Yarın yeni yaşıma girecekken, bu gün suskunum. 
Kimbilir, belki de sizin yüzünüzden. 
Şimdi,
uçuramadığım rengarenk balonlarımı giderken yanıma alıyorum. 
Onlar etrafta uuşurken ben ölümümü kabulleniyorum.
Ve size son sözüm: asla affetmiyorum...



 Yukarıda yer alan mikro hikaye durduk yere dökülmedi klavyeden. Beni çok etkileyen bir olayın izlerini taşıyor. 1964 yılında gerçekleşen bir olay var, "Kitty Genovese'in öldürülüşü"
Bunu toplum psikolojisi yönünde etkili bir vaka haline getiren ve yıllar boyu tüm dünyada tartışmalara yol açan ise uğradığı saldırıdan çok, hikayede de size hissettirmeye çalıştığım olaya tanık olanların tutumu. Kısaca:

Genç bir kadın iş çıkışı evine dönerken mahallesinde tanımadığı bir adam tarafından bıçaklı saldırıya uğruyor. Bütün herkes camlara, balkona çıkıp olayı izlerken hiçbiri kadına yardımcı olmuyor. Sonra polis soruşturmasında ortaya çıkan bir gerçek ise: 38 adet görgü tanığı arasında, tam 35dk boyunca kimse kadına yardım etmediği gibi, polisi dahi aramıyor.
Bu sosyo-psikoloji alanında çığır açan vakalardan biri oluyor. Sonra üzerine yapılan çalışmalarda varılan sonuç ise: Görgü tanıklarının bir kısmı ya olaya müdahale etmenin kendileri için riskli olduğunu düşünüyor ve sessiz kalıyor; ya da polisi ararlarsa başlarının belaya gireceğini düşünüyor. Bir kısmı ise ne de olsa bir başkası polisi çoktan aramıştır diye düşünüp, sadece izlemekle yetiniyor.

Bu tanık psikolojisi hakkında daha sonra da sizle paylaşmak istediğim onlarca bilimsel şey var, ancak burada sizi Kitty Genovese gibilerin acı ama gerçek hikayesiyle tanıştırmak istedim.
(Bu olay tarihte "Murder of Kitty Genovese Case" olarak geçer)


Yorumlar

  1. Nini , gene olayı çok güzel ve çarpıcı bir dille hikaye etmişsin , kalemine sağlık .

    YanıtlaSil
  2. yok böyle bir şey..bu kadar iyi anlatılabilir böylesi sapkınlıklar..yüreğine, kalemine sağlık..

    YanıtlaSil
  3. çok ılgınctı nını
    tskler paylastıgın ıcın

    YanıtlaSil
  4. Türkiye'de zaten genelde olan bir durum,millet kavga izlemeye o kadar adaptedirki,birini öldürmeye çalışsınlar sankı fılm ızlıyorlarmıs gıbı ızlerler.ozellıklede kadınları.

    YanıtlaSil
  5. Böyle olayları son günlerde sıklıkla duyuyoruz. Hep yorumumuz " insanlığımızı kaybettik, eskiden böylemiydi" oluyor.

    Demek ki insanlığımızı falan kaybetmemişiz bizz. Zaten yokmuş ki :((

    YanıtlaSil
  6. teşekkür ederim her birinize... maalesef ki haklısınız, insanın doğası diye kendini koyverip, bu lekelere imza atanların sayısı saymakla bitmez... öyle çok olay ekleniyor ki her gün bu kara listelere...

    hiç olmazsa duyarlı olan insanlarla, bu tarz olayları paylaşarak çoğalıyor oluyoruz..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

(Ç)Alıntı Blog

Dün gece paylaştığım son yazımın ardından uzun zamandır bakmadığım istatistiklerime bir göz atayım dedim. Gelen blog kanallarından birinin adı hoşuma gitti ve tıkladım. Yazdıkları da ilgimi çekince genel olarak bir göz gezdirdim. Derken, orada kendi yazımı gördüm: Hayal . Bende ki adıyla  Kırmızı Karavan , sevgili Dayatılan için yazdığım yazı. Benim   Hayat Ağacı ' m ve onun  Hayat Ağacı   Benden  Tanıştır Benimle  ve o ndan  Tanıştır Bizi   Ben diyorum  Nereye Varırsa (Lorensa) , ve o  diyor   Nereye Varırsa   Bu da onun bir yazısı, nasıl-ne yazdığına-alıntılara dair:  Yazıyorken Benim, yazılarımın bu sayfada olduğuna dair ne bir bilgim var; ne de herhangi bir yazımın altında ismim. Bu yüzden ilk karşılaştığımda düşündüğüm, iyi niyetle,  "belki de alıntı blogudur" fikrim değişti. Bir de bazılarının orjinal metninden biraz sıyrıldığını görünce dedim ki: alıntı ile çalıntı arasında çok ince bir...

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...