Ana içeriğe atla

Boykot Haberturk

sansürlü meme, sansürlü sigara, sansürlü kadeh, sansürlü öpüşme, sansürlü sex, sansürlü "gay" kelimesi, sansürler de sansürler, bipbipbipbipbipbipbipbipbip...

savaş görüntüleri, silahlar, ölümler, çocuk gelişimini engelliyor diye kapatılan siteler, "Boxer" dergisine dönen ülkemin tirajı en yüksek gazeteleri...


Gel gör ki bir kadın, kanlar içerisinde, çıplak, huzursuz, ölü bedeni ile manşetlerde. Neden: Bir kez daha vahşice ölebilsin diye.
Bu kadının iki çocuğu, ailesi, arkadaşları ve sevenleri, o manşeti gören herkesin travması kimin umrunda?

Ben demiyorum ki herkes "insan" olsun; psikolojiden anlasın; tiraj peşinde olmasın; gözünü kan bürümesin. 

Öyle ütopik hayallerim yok benim.
Ama şu hasta ruhluluğa biri dur diyebilmeli bence.

Bir hışımla yazdığım bu yazıda, aklımdan dilime düşen binlerce cümleyi hayal gücünüze bırakıyorum:
Çünkü şahsi sansürüm el vermiyor burada kusmak istediğim nefrete. 

Maalesef bu ilk değil. Maalesef  Haberturk yalnız da değil...

Ve yine maalesef biz izin verdikçe amip misali çoğalıp, ruh emiciler gibi karışıyorlar ruhumuza..


Bir  "Ogrish" yolunda ilerliyorlar, dur demeyeni bilmeyenler - bilemeyenler dikkat!
not: sizi rahatsız eden bir yayın olduğunda muhattabınız olan basın konseyine başvurabilirsiniz.

Yorumlar

  1. Hepimizin hayatının Truman Burbank'in hayatına benzediği şu günlerde, çok önemli de olsa tartışılması gereken konu bu değildir. Fotoğrafı yayınlayan basın kuruluşunun sadece öldürülen kadının ailesine karşı vicdani bir sorumluluğu vardır. Otosansür en kötü sansür şeklidir. Fotoğrafı yayınlamamak bu vahşeti önleyemeyecektir. Kaldıki biz; bu tür fotoğrafların yayınlanmasını değil, kadın cinayetlerini ve her türlü cinayeti önlemeliyiz.

    YanıtlaSil
  2. Öncellikle hoşgeldin Hektor,
    Sana katılıyorum, her geçen gün artan şiddet ve sonucundaki ölümlerden çok bu fotoğraf olayının gündemde yankı uyandırması üzücü bir şey. Kabul etmeliyiz ki insanlar patlamaya hazır bir bomba gibi fakat sürü psikolojisiyle, çoğunluğun tepki verdiği, popüler olaylarda sadece.

    Başka insanların bu olaya tepki vermesindeki sebebi tam olarak bilemem ama benim yazımda gösterdiğim tavır tamamen ülkemizdeki yayının, medyanın geldiği noktayadır. Başlangıcı her ne kadar haberturk ve bu vahşet fotoğrafı olsa da genel bir aç gözlülük, sömürü ve medya eleştirisidir.

    İnsan vahşetinin çirkinliğini ayrıca dile getirdim başka bir yazımda, çaresi için çok büyük bir birlik, sağduyu ve zaman gerekiyor maalesef. Bizim kültürümüzde özellikle köklü değişiklikler şart.
    Bir de unutmadan belirtmek isterim, gündemde bulunan konuya değinecek olursak eğer, öldürülen kadının ailesi dışında okuyuculara da sorumluluğu vardır gazetenin. O fotoğrafın o şekilde yayınlanması, bir çok çocuk, genç, bu tarz olaylardan dolayı mağdur olan kadınlar- eşleri, vb... kişiler için sağlıksız bir durum ortaya koyuyor. İnsanların dikkatini çektirmek ise amaç, bu zaten bilinmeyen bir konu değil ülkemizde. Yarın bu haberde unutulacaktır. Çünkü halkımız, adaletimiz , eğitimimiz 3 maymundan biraz hallice..

    paylaşımın için teşekkür ederim Hektor, sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Sizi anlıyorum ve ben yine de diyorum ki; o gazeteye bakanların vicdanlarının yaralanması ve psikolojilerinin bozulması belki de yararlı olmuştur. Bazı şeyler 'kör kör parmağım gözüne' olmadan insanların kafalarına girmiyor. Zaten bilinen gerçek deyip işin içinden çıkamayız. Üstelik bakmasını bildikten sonra, o gazetedeki fotoğraf vahşetine benzer olanları her yerde görebiliriz. 12 Eylül referandumundan sonra yüksek yargıda çalışan kadın sayısı yüzde kırkkbeş'den, yüzde üç'e düştüğüne göre erkek egemen toplumda ve erkeklerin yüzdeyüz ağır bastığı bir parlamento'da yine erkeklerin çıkardığı yasalarla kadınlarımızı koruyacağımızı sanmak da biraz safdillik olur.

    YanıtlaSil
  4. Bu defa da yazdığın her hangi bir cümleye doğru olmadığını düşünüp karşı gelebilmek, hak vermemek isterdim. Ne yazık ki gerçek bunlar.
    Değinemediğim bir konuya değindiğin için ayrıca teşekkür ederim ve fırsat buldukça yine düşüncelerini paylaşmanı dilerim..

    YanıtlaSil
  5. Teşekkür ederim sevgili nini. Burada yazılarınla buluşan ilk yorumumun, görüşlerinle paralellik taşımasına sevindim. Karşı gelebileceğin ve hak vermediğin yorumlarım da olabilir, ama ben; sen yazdıkça düşüncelerimi paylaşmaya devam edeceğim. Ancak çok üretkensin, senin hızına nasıl yetişeceğim onu düşünüyorum:)

    YanıtlaSil
  6. Geç olsun güç olmasın Hektor, okuyor olman benim için yeterli:)

    Daha yeni olduğu için çok hevesliyim, sürekli bir şeyler yazmak istiyorum. yazamadığım günlerde bile sağda solda bıraktığım notlarımı yayınlıyorum, bakalım bu azmim ne kadar sürecek:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...