Ana içeriğe atla

Cevo

-Bu bir anı yazısıdır-

Abi-kız kardeş ilişkisi, deli dolu ama çok özel bir ilişki bence. 

Doğduğumda abim beni hiç istememiş:
Bu nee, kız bu, ben top oynayamam bununla; istemiyorum bunu ben! 
Akıllı ebeveynlerimizden 'baba' olan abime şu pedagojik yaklaşımda bulunmuş:
Bak yavrum, sen şimdi bu kızı istemiyorsun ama o büyüyecek, çok güzel olacak. Sonra Kel Mahmut gelecek, kardeşinle evlenmek isteyecek. Biz de başlık parası isteyeceğiz ve ne istersen sana alacağız.
- Neden Kel Mahmut bilemiyorum ama bildiğimiz 'Mahmut Hoca' değil, onu biliyorum (gülücük) - 
- Uçak da alacak mıyız? 
- Tabii!
Bir süre düşünen sevgili abim tüm isteklerine benim üzerimden sahip olacağına kanaat getirip beni sevme kararı almışken, akıllı ebeveynlerimizden 'anne' olan ise abime şöyle meydan okur: 
Peki, ya kardeşin Kel Mahmut'u beğenmezseve ben evlenmem bununla diyerek fakir birini severse?
Sonrası tam bir dram... Yerinden adeta füze misali fırlayan abim, daha birkaç günlük olan beni boğazlar. (gülücük)
Öldürürüm onu, yapamaz öldürürüm!
Babamın gülüşmeleri arasında beni annem kurtarmış.
-Bu arada kendisiyle aramda sadece 5 yaş fark olduğunu artık söylemeliyim sanırım. Psikopat abiye çıkmasın adı, üzülürüm (gülücük) - 

Böyle başlayan ilişkimiz sonrasında oldukça uyumlu devam etti. Zaten aksi bir durum için de abimin hiçbir bahanesi kalmamıştı. Çünkü ben futbol oynayan, istediğinde onunla dişe diş kana kan dövüşen kız kardeştim. 

En sevdiğim oyunumuz benim Zeyna onun ise Herkül olduğu boğuşmalarımızdı. 
Kendimi yastıklarla donatıp, belime de frizbimi takıp, 'ayyy yaaay yaaaaa!' (Bkz. Zeyna çığlığı) diye çığırarak abime saldırırdım. Hiç acımaz o da bana saldırırdı. Bu eğlenceli oyunumuz ya onun burnunun kanamasıyla ya da benim ağlamamla sonlanırdı. Ha' bir de kendisi benim ağlamamı yüzümü yastıklarla kapatıp veya başımı pencereden dışarı çıkarıp annemize duyurmamaya çalışırdı. (gülücük) 

Aslında güzel ve eğlenceli olan çok anımız var ama hepsi yaz yaz bitmez. Son olarak ilmi bir bilgi benden size: oldukça gür ve sağlıklı saçlarım vardır ki bunu tamamen sevgili abime borçluyum.

Çünkü hep tomar tomar saçlarımı yolar, sonra da onları avucuma tutuştururdu. Evet, kendisi şu anki saçlarımı bu emeğine borçlu olduğumu söylüyor.

Yazarken canım çekti... Burada olsaydı gider üstüne "Hulk Hogan" diyerek atlardım. Ama yok, neyse, o zaman eskiden evdeki rutin diyaloğumuzla bitiriyorum:
 -gaaaardeşiiimmm 
-nerdeesiiiiin? 
-burdaaaayıımm!

Yorumlar

  1. abinde de sıkı omuz varmış haaa :)


    sevgiler

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederim onun adına, sevgiler:)

    YanıtlaSil
  3. aaaaa bendende ona bol bol sevgiler :) sana yok dettttt !

    YanıtlaSil
  4. abisiz büyüyen bir kız çocugu transformers bilmez!futbol maçı yapmaz!çikalatanın kıymetini anlamaz:) yaşasın abicikler

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

(Ç)Alıntı Blog

Dün gece paylaştığım son yazımın ardından uzun zamandır bakmadığım istatistiklerime bir göz atayım dedim. Gelen blog kanallarından birinin adı hoşuma gitti ve tıkladım. Yazdıkları da ilgimi çekince genel olarak bir göz gezdirdim. Derken, orada kendi yazımı gördüm: Hayal . Bende ki adıyla  Kırmızı Karavan , sevgili Dayatılan için yazdığım yazı. Benim   Hayat Ağacı ' m ve onun  Hayat Ağacı   Benden  Tanıştır Benimle  ve o ndan  Tanıştır Bizi   Ben diyorum  Nereye Varırsa (Lorensa) , ve o  diyor   Nereye Varırsa   Bu da onun bir yazısı, nasıl-ne yazdığına-alıntılara dair:  Yazıyorken Benim, yazılarımın bu sayfada olduğuna dair ne bir bilgim var; ne de herhangi bir yazımın altında ismim. Bu yüzden ilk karşılaştığımda düşündüğüm, iyi niyetle,  "belki de alıntı blogudur" fikrim değişti. Bir de bazılarının orjinal metninden biraz sıyrıldığını görünce dedim ki: alıntı ile çalıntı arasında çok ince bir...

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...