Ana içeriğe atla

Kayıtlar

duygular etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yalan Dünya

Kelimeleri olmalı ki insanın,  karşılaştığı her durumda çözülebilsin dili.  O lmasın her şeyi daha da içinden çıkılmaz hale sokan o tutukluk hali. Riya, ihanet, yalan, politika... Ya biz oluyoruz raydan çıkan ya da eşimiz dostumuz oluyor bizi trenin altında bırakan. Her birinde ayrı yanıyor canımız; doluyor kin bohçamız. Derken nutkumuz tutuluyor.  Ne sevdiğimizi söyleyebiliyoruz ne de sevmediğimizi. Ne mutlu olabiliyoruz ne de üzgün. Ne pişmanlıktan bahsedebiliyoruz ne de af dilemekten. Her şeyin taktik ve maske olduğu dünyamızda, tutuk kaldığımız tek gerçek ölüm.   Geriye kalanın hepsi,  en masumun bile gizliden sahte olduğu yalan dünya. Hâl böyle olunca dürüst olmak gitgide zorlaşıyor insanın doğasında. Hele ki (zamanında) sevdiğin insanlardan gelen hayâsızlıklarla. Hele ki (hâlâ) sevdiğin insanlara yaptığın hatalarla. Susmak istemiyoruz çoğu kez: gördüğümü gör-bildiğimi anla   demek istiyoruz bizi yoran ki...

Teşekkür Ederim

"Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye güvenmiyorum" O.Wilde Değişim... Ben ne çok değiştim. Büyüdüm, yaşadım ve tecrübe ettim. Bugün bana hayatımdaki pişmanlıklarımı, keşkelerimi sorsanız hiç düşünmeden bir bir aklıma düşenleri anlatır size dilim. Kalemim ya da klavyem değil, dilim. Ancak, beni gören bir çift göze -bakan değil, gören- ve beni duyan, bir çift kulağa -duyan değil, dinleyen- anlatabilirim içimdekileri.  Kendimi bildim bileli iyi niyetime güvenir, en çok bu özelliğimden ötürü benliğimi severim. Ben insanları olduğu gibi kabul eden, yargılamayan biriyim. Nasıl da yalan,  Nasıl da kandırmaca. Şöyle bir geçmişe baktığımda ne çok eleştirmişim yersiz yere insanları. Destek olmaya çalışsam da ne çok yaralamışım düşüncelerimle onları. Dışarıdan bakınca ne de kolay gelmiş bana kalıplaşmış doğrulara sığınarak akıl vermek. Şimdi o zamanki düşüncelerimi gözden geçiriyorum da, nasıl da yanlışmış bir olayın içine girmeden fikir yürütmek....

Kıyamet Günü Geldi!

kıyamet günü fırtına yutmuştu her birimizi toz bulutunun körelttiği gözlerimiz görememişti etrafta çaresizce çırpınan diğer bedenleri ardından uğultuların zihnimizi sarmasıyla kulaklarımız da sağırlaştı, artık ne kendi çığlığını ne de çevresindeki acı dolu feryatları duyamaz oldu insan evladı inananın kıyamet günü gelip de çalmıştı kapıyı sorgulamaya başladı sondan başa tüm günahlarını bedeni tuzla buz oldu her bir hücresi çamura bulandı dünya üzerinde tek bir insan bile o mikro saliseden sonra nefes alamadı dünya artık yok yerinde inanana kıyamet; inanmayana sönmüş enerji dediler adına son, herkese aynı son! insanlık çalıştı ve  kazandı tükenmeyi cennet diye bir yer varsa şayet, kapısından girecek kul kalmadı  ömrünü oraya adayanların bile sessiz kaldıkları için cehennem olmuştu artık yeri kötüysen zaten şaşırmazsın, iyiysen de neden diye sorma senin dünyanda kötülükler olurken sen sadece kendi ...

Bağımlı (+18)

alkolik olmak istiyorum bazı bazı... 3. yuduma ulaşınca sakinleşmek, dibine vurunca da önemsememek. yani unutabilmek hayatın z raporunu çıkartmayı. kapatayım kepenkleri içinde ben varken, arınayım vücudumdaki kirli kandan. canımın istediği neyse onu konuşayım. uyuştursun bedenimi iki küçük shot, yalanlar olmadan da kendimi dinleyebilmem şart. bağımlı olmak istiyorum çoğu kez... beni bağlayan şey elle tutulur bir madde olsun. yaşayacağım krizden yiyeceğim yaftaya kadar, alacağım kilonun bile nedeni  yoksunluk olsun. sonunda bana biraz netlik gelsin, bir de evrende adım konsun.  bana lazım gelen aklı versin de varsın bedenim bağımlı   olsun.

Hayallerim

el, dil, düşünce değmemiş hayallerim, ağzımdan çıkmadığı için kulağımın duymadığı; paylaşmadığımdan kimsenin kirletemediği düşlerim var benim. çünkü rubik küpü gibi hayallerim, başkalarının elinde renkleri karmakarışık; beyazı tamamlamaya çalışırlarken geride bıraktıkları alacakaranlık. yaşamak, yaşatmak istediğim hayallerim,  oldurmak istediğim gerçeklerle bir başına ruh devrimi yapan fantezilerim var benim. ama kara kutu gibi hayallerim, salise salise tüm kurduklarım kaydedilse de, cesedimle kendini imha edecek tüm düşlerim,  düşüncelerim.

Naegleria fowleri

kim için, ne uğruna yaşadığını-çalıştığını sorguladın mı hiç? dilersen 3 üniversite üzerine yüksek akademik başlarılara imza at; dilersen dünyanın en güzel/yakışıklı, çekici, herkesin imrendiği insan ol; dilersen yeni nesil Koç, Sabancı sayıl; dilersen tüm dünyanın şerefi-namusu senden sorulsun; dilersen cennette en ön sırada yerin hazır olsun; ... Kim için, ne uğruna bugününü yaşadığını bana açıklayamıyorsan; bırak bana açıklamayı kendine-sisteme-hayata dair bunu hiç sorgulamadıysan sen benim için " tıkla bak, şundan " farksızsın!  Acıyorum ezbere yaşayan insanlara, öyle böyle değil-çok acıyorum. Hele ki çocuklarını böyle yetiştiren ailelere gerçekten darılıyorum. Ben ve benim gibi hissedenler ,  daha kim olduğunu bilmeyen insanlarla trikotaj misali çevresi örülmüş, anarşist-tembel gibi yaftalar yemiş,  onlara göre çaresiz; onların yanında yalnız birey leriz biz!

Karmaşık

ilhamım geldi bu gece aya bakarken güneşe şiirler yazacağım buz gibi kar üzerinde yürüyüp ayaklarımı yanarken, serin suların buharlaştığı bir hayal kuracağım. bakır aynada kendimi seyre dalıp sarı saçımla kara bıyık yapacağım uykum gelmek istemezse ona kızmayıp, insomnia'mı bağrıma basacağım.

İnsomnia Şarkısı

Şşşh! küçük harflerle... gece yarısından sabahın körüne bağlanırken alır beni bazen yersiz düşünceler. tavana bakarım bazı bazı, kucağımda defterim düşündüklerimi beğenirsem not alırım. bazen de aklıma içi dolu kirli sepeti takılır. o saatte gidip çamaşır makinesini çalıştıramamak, bana kendi hayatımı kim için yaşadığımı sorgulatır... sahi, kim gerçekten kendisi için yaşayabiliyor? bazen de bir kitaba dalarım, gözlerimin acısı harfleri seçmemi engeller. bilir misin sen göz yaşı yoksunluğu nasıl bir şeydir? o kuruluk hissi, sızısı, cehennem azabını burnunun dibine getirir. işte, o an bir inatlaşma başlar benim için: ya gözlerimden cayacağım ya da okunmayı bekleyen sayfalardan. sonra ilk aşkım yetişir imdadıma: müzik. onun sesi, onun dokunuşu ayrı bir huzur verir bana. uykunun kapatamadığı gözlerim onun için kapanır. kitabımdaki düşler de, çalıştıramadığım çamaşır makinesi de o müzikle dans eder. uzandığım yatağımda başım, elim, ayağım ritim tutar. ister keyifli olayı...

arkadaşım küstürme beni

küskün çiçek değilim ki ben, dokundun diye boynumu bükeyim, ama bağırırsan yüzüm düşer, bunu peşin peşin söylemeliyim. ha bir de asla düşünmeden, yok yere üstüme gelmemelisin günahımı aldığını unutmam, barışsak da mimlenirsin  kavga-gürültüyü sevemedim hiç, bir de benimle kaba konuşanları, kalıbında varsa bunlardan biri git, zor olur seninle muhabbet bağı. gerçi sevdirdiysen bana kendini, yapınla seni alttan alırım ama, sen de beni ayrı tutmaz ve çabalamazsan, söyle bu dostluk bana ne fayda?   bazen küs kalamam seversem, kızgınlığım söner, kıyamam,  öyle de affediciyim ki aslında, kafamı kırsan uzaklaşamam.  ama an gelir usanır kalırım, artık beni öyle kırmışsındır ki,   yine de pişmansan bize bir şans, dene ve geri al beni.  porselen bebek değilim ki ben, düşürdün diye parçalanayım,  ama  kırılmayacağıma güvendiğin an, sesinle bile dağılırım.  ne etle örülmüş bedenim ne de sevgim kandırmasın sen...

kağıttan gemiden sana mektup var

merhaba. ben bilmediğin bir insanım ve canım sıkıldıkça bilmediğim insanlara mektup yazarım. sonra sokağa çıkar bilmediğim bir binanın, yine bilmediğim bir posta kutusunun içine bırakırım. neden mi? bilmediğim sen, benim kendimce bildiğimi okursun belki diye. şansına hangi tecrübelerim denk gelirse...  yok. arama boşuna, zarfta isim, adres, iz bulamazsın. çünkü yok. lazım değiller. yine de çok istersen sen bana kısaca kağıttan gemi diyebilirsin. ama haberin olsun, kağıttan gemiyim dediysem suda ıslanan ama ıslatılamayan cinsindenim. ve ben bu mektupla birlikte senden, içinde yer etmiş olan bir olaya, kişiye tüm nefreti kovmanı istiyorum.  mutsuz kağıttan gemiler  ben, yani senin 'gizemli, tek zarflık mektup arkadaşın olan kağıttan gemi',  kişilere karşı olan nefretimi uğurlarken aslında kendimi azad ediyorum. karşında olsam ve bana sorsan "peki sana yaşatılanları affettin mi?" diye, hayır derim. çünkü affettim desem, affettim değil. başka ...

Kötü Anılar Silinir mi?

Hayatımız boyunca biriyle tanışmamız, onun tanıdığı birileriyle daha tanışmamıza sebep olur.  Bu döngü böyle zincirleme sürer gider. Ama önemli olan bu tanışıklıkların bize kattığıdır. İsimlerini duyduğumuzda bizlerde uyandırdığı intibadır. Kimileri bir suret, iki kelime olarak aklımızda kalıp çoğu kez unutulurken, kimileri hafızamıza çivi çakar. Ama bazen artık hatırlamak istemeyiz onları. Silmek isteriz kötü anıları bir bir beynimizden. Anıları silmeyi beceremezsek beynimizi,o da yetmezse kalbimizi söküp atmak isteriz yerinden. Melankoliyi kenara bırakıp gerçekçi olacak olursak, bu söküp atma işlemlerini gerçekleştirmemiz mümkün değil. Zira, bunları yapacak kadar ne bir kuvvet, ne de teknik olarak anatomik bir yeti olabilir herhangi bir insanda. eternal sunshine of the spotless mind Böyle bir konuya girmişken ' Eternal Sunshine of the Spotless Mind' filmini anmazsak olmaz. Malum bu filme de konu olan aslında şu an bahsettiğim istenmeyen kötü anılar ve onlardan kurtul...

yalnız değilsin

ben, kimisi için biri, kimisi için diğeriyim. önemli olan ben hep yanıbaşındayım varlığımı düşün beni gör, duy, hisset konuş benimle  anlat bana içindekileri kalbin çok mu incildi? otobüse binmekten mi yoruldun?  komşu ülkende çocuklar açlıktan mı ölüyor? ne dilersen dile benden sen istediğin sürece hep seni dinleyen, hep sana çare olanım... ben, seni olmak istediğin kişi yapabilecek mavi perinim   sana istediğin her şeyi sağlayacak lambandan çıkan cinim külkedisi hikayeni gece yarısı sona erdirmeyenim seni neşelendiren tinkerbell benim ben, senin yaşadığın dünyanın büyük fenalıklarına karşı Eirene , küçüklerine karşı bezelye tanesini yatağından yok edenim. sen yeter ki iste, ben binbir gece masallarının bin ikincisiyim. ne zaman, nerede, nasıl olursa olsun ben senin yanındayım her kim olursan ol,  ihtiyaç duyduğun anda gözlerini kapa ve varlığımı düşün bana fısılda, hemen geleyim varlığımı hisset ve ...

Kalbi Kırılmış Kadın

kalbin kırıldığında neler yapabilirsin? asil durmak istiyorsan ve becerebilirsen kendi kendini yemekten başka bir şey yapamazsın bir süre. bu iyi bir şey mi her zaman? hayır.  zira bazen savurman  gerekir  içindeki nefreti. O kırgın, kırılmış cam kırıklarını saplaman lazım gelir bir bir camı kıranın iki kaşının ortasına.  işe yarar mı? kısmen.  tam olarak geçiremese de kırgınlığını, hafifletir yükünü.  kıran mı?  o hiçbir şey anlamaz senin saldırından, üstüne bir de suçlu çıkarsın. sensindir onun hayatını zindan eden. herkes de bunu bilir kendisi böyle bildiğinden. sonrasında bir de anlaşılmamanın kırgınlığı, d amlaya damlaya küveti delen su damlası gibi.  iyisi mi, kırıldığında aklına gelecek ilk şey " daha fazla kırılmayacağım, en azından aynı kişi tarafından " olsun. derler ya herkesin sende bir kotası olmalı diye.. tamam işte. o kotaya bak, kıranı seç, yavaş yavaş indirge kotasını.  kota dışına da yol ver.  melanko...