Ana içeriğe atla

Saçma

Kendim olmama izin ver. 
Kim olmamı istediğini bilmiyorum. Neyin olmamı istediğini de. 
Sadece senin olmamı istediğini biliyorum. 
Alakamız her neyse; çalışanın, kadının, komşun, arkadaşın, kızın olmamı... 
Sen ne istiyorsan bende onu gördüğünü biliyorum. 
Göremediğinde beni itici bulduğunu da. 
Saçma.
Yok sayıyorum. 
En çok da dizüstü çoraplarımla yargılanmama aldırmıyorum.



Yorumlar

  1. İnsanların görmek istedikleri forma dönüşmeye çalışıp sonunda dönüştüğü şeyi tanıyamayan insanlarla dolu bu dünyada bu boş başkalaşmaların saçmalığına dair güzel bir yazı olmuş, kelimelerinden fırlayan sosyal mesaj kaygısız sosyal mesajına sağlık.
    Çok ciddi bir yorum attım,
    çok derin bir bakış açısıyla taradım kelimeleri,
    dizüstü çoraplarınla düete tutuşan dizüstü bilgisayarların dizlerine yama yapmak gerektiğini gördüm;
    bu yama ön yargılara,
    bu yama insanların sökük bakışlarına.
    Bu yama, Yamaha,
    biraz piyano,
    biraz melodi.
    DAN.

    YanıtlaSil
  2. Adsız12:49

    Burada yazdıklarını bizi yönetenlere bir mesaj olarak algıladım, doğru değil mi?

    YanıtlaSil
  3. Adsız07:27

    Evet artı
    Erkek hegomanyasını ve kadın acziyetini. Sevginin gücünü mükemmel kompoze etmiş bir şiir. 100 evet 100 rskamlar en gğzel ifadedir. Kullanın.

    YanıtlaSil
  4. Adsız07:29

    Kendim olmama izin ver!
    Kim olmamı istediğini bilmiyorum. Neyin olmamı istediğini de...
    Sadece senin olmamı istediğini biliyorum.
    Alakamız her neyse; çalışanın, kadının, komşun, arkadaşın, kızın olmamı...
    Sen ne istiyorsan bende onu gördüğünü de biliyorum.
    Göremediğinde beni itici bulduğunu da.
    Saçma!
    Yok sayıyorum!
    En çok da dizüstü çoraplarımla, yargılanmama aldırmıyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

(Ç)Alıntı Blog

Dün gece paylaştığım son yazımın ardından uzun zamandır bakmadığım istatistiklerime bir göz atayım dedim. Gelen blog kanallarından birinin adı hoşuma gitti ve tıkladım. Yazdıkları da ilgimi çekince genel olarak bir göz gezdirdim. Derken, orada kendi yazımı gördüm: Hayal . Bende ki adıyla  Kırmızı Karavan , sevgili Dayatılan için yazdığım yazı. Benim   Hayat Ağacı ' m ve onun  Hayat Ağacı   Benden  Tanıştır Benimle  ve o ndan  Tanıştır Bizi   Ben diyorum  Nereye Varırsa (Lorensa) , ve o  diyor   Nereye Varırsa   Bu da onun bir yazısı, nasıl-ne yazdığına-alıntılara dair:  Yazıyorken Benim, yazılarımın bu sayfada olduğuna dair ne bir bilgim var; ne de herhangi bir yazımın altında ismim. Bu yüzden ilk karşılaştığımda düşündüğüm, iyi niyetle,  "belki de alıntı blogudur" fikrim değişti. Bir de bazılarının orjinal metninden biraz sıyrıldığını görünce dedim ki: alıntı ile çalıntı arasında çok ince bir...

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...