Ana içeriğe atla

Hurç


Cismini anneannemin evinde öğrenmiştim, adını ise sonralar da. Evde ayak altından kalksın istenen her ne varsa tıkılırdı içine. Kimi zaman nevresimler kimi zaman kışlıklar. Yaz bitince yazlıklar... Hafızamda yer eden istikameti ise tavan altı. Tavan arası değil, üstü de değil. Aslında ne denir bilmiyorum ama galiba "tavan altı". Zira dar koridorun karşılıklı duvarlarına yerleştirilen destekler üzerine konulmuş tahtalardan oluşan bölmeler vardı evde: L şeklindeki koridorun bir başında, bir de L köşesinde olmak üzere iki tane tavan altı. Kullanılmayan eşyalarla birlikte hurçlar oraya kaldırılırdı. Bir de tavana çakılan çivilerle tutturulan örtüleri olurdu onların. Koridorda yürüyen kafasını kaldıracak olursa içindekileri perdelerdi o örtüler.

Tavan altından bir şey almak gerektiğinde, televizyonlu odanın küçük ve kapalı balkonunda duran merdiveni kullanırdık. O merdivene tırmanıp ne var ne yok diye bakmayı ne de severdim çocuk dünyamda. İlk bir sefer neyse de, her defasında aynı şeylere, aynı heyecanı duyabilirdim sırf araya biraz zaman giriyor, göreceklerim özlenmiş oluyor diye. Oysa, hiçbiri sürpriz değildi. L'nin başı kıyafetlerin olduğu hurç ve valizlerle, köşesiyse ayakkabılar, elektronik aletler, kablolar ve çivilerle doluydu.

-Tavana kaldırılacaklar...
Böyle bir söylem dolanırdı mevsim geçişlerinde. Yukarıdan inen hurç, aşağıda, koridora yığılan kıyafetlerle doldurulurdu. Sonra evin kuvvetlisi yükler omzuna, küçük balkondan aldığı merdivenle tavan altına çıkarırdı. Kenarlarına da poşetlere, çantalara doldurulmuş kıyafetler sıkıştırılırdı -milim boş alan kalmamalıymışçasına-. Yine bu hurç günlerinden bir gün; dedemin merdivenle indirdiği; aynı gün yeniden çıkardığı hurç gelir aklıma. Bir de sonraki günlerde şişen omzu. Hurç yüzünden incindiğini sandığım sırtı. Günlerce yattığı salondaki çekyatı...

Sevmedim o günlerde tavan altını. Giymek istemedim ısınan havalarda bahar kıyafetlerimi. Hep gözümün önüne geldi merdivenle tırmandığı tavan altı. Keşke dedim. Keşke o çıkarmasaydı... Çünkü zordu. Hep zordur zaten ama o dönem çok daha zordu. Bir hurç, onun ölümüne neden oldu. Animasyon gifleri gibi tekrarlanıyor gözümde. Sırtı dönük, sağ omzuna almış bir hurç, çıkıyor küçük balkondan getirdiği merdivenle tavan altına. Ardından omzundaki şişlik. Salondaki çekyat. Derken yine sırtı dönük, sağ omzuna almış bir hurç, çıkıyor... Oynayıp duruyor aynı görüntü. Daha da bileniyorum hurca. Oysa çok sürmemişti. Öğrenmiştim sırtındaki şişliğin gerçek nedenini; bedenine yayılan prostat kanserini. Aylarca gizlediği, dinç duruşunun altında kalan buz dağı dibini. Ama yine de hurç geliyor gözümün önüne. Keşke diyorum. Keşke o çıkarmasaydı...

Aradan geçen onca yılın sonunda, ilk defa, bugün dökülüyor bu kelimeler. Hurç neden oluyor yine buna. Durduk yere akla gelen hurç, ailemi kaybetme korkusu uyandırıyor içimde. Yine aynı animasyon gif oynuyor gözümün önünde. Hem hüznü hissediyorum hem de huzuru. Evet, yazarken ben de kendime tekrar ediyorum şimdi. İlginç ama "huzuru". Dedemi düşünüyorum o merdiveni çıkarken. Keşke diyorum. Keşke hurç incitmiş olsaydı onu sadece. Sonra umarım diyorum. Umarım hurç incitir ailemi sadece. 

Şimdilerde ne o ev var, ne de tavan altı. Nereden geldi aklıma onu bile bilmiyorum. Ama ben bugün hurç ve bilincimin altına kapattıklarımı azat ediyorum. Korkularımı yükledim hurç içine, bu defa kendi ellerimle çıkarıyorum tavan altına küçük balkondan getirdiğim merdivenle. L'nin başında kalan, kıyafetlerin olduğu yere. Birlikte olduğumuz zamanlara olan özlemle ailemi masum hurçta saklıyorum. Galiba huzur da buradan geliyor bu gece.

Yorumlar

  1. Adsız12:25

    yıllar öncesine gittim sayende. büyük babam, ananem, bahçemiz ve orada ağaçlara tırmanan dut manyağı ben. şimdi ne bahçe kaldı ne de dut, kayısıyı bile manavdan alır olduk.

    geriye bir tek hurç kaldı, o da dekoratif yüklükte sıra sıra üst üste.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazıp yazmama konusunda arada kaldığım, bu yazının devamı niteliğinde bir de "Dut" var. Sen şimdi bu yorumunu paylaştığında bu bir işaret dedim içimden. Değişik bir tesadüf oldu, teşekkürler Toprak.

      Sil
  2. Çekirge etimoloji konusunda seninle aynı düşünüyoruz, yaz bence ben çok keyif alarak okudum yazını. Çok zamandır kullanıldığını duymamıştım en son kayınvalidemden işittim. Hurç Arapça aslında heybe anlamına gelir fakat içine battaniye kıyafet konulan büyük depolama bezi anlamında kullanılır genellikle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) Teşekkürler. Anlamına ben de bakmıştım yazmadan önce, ilginç hakikaten dilimizde aldığı kullanım. Sevgiler

      Sil
  3. Bir de sandıklar ve sandık içine atılan naftalinler vardı.Severdim o keskin naftalin kokusunu :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...