Ana içeriğe atla

Tabu

(Girizgâh'ın ardından...)





Söylemek istediklerimi söyleyemediğim, yaşamak istediklerimin önüne kendi ellerimle set koyduğum bir günün daha ardından odamdayım. Ay inmiş penceremin önüne, perde aralığından beni dikizliyor. Ben ise ondan bihaber usul usul çözüyorum gömleğimin düğmelerini aynaya karşı. Dışarıdan gelen esintiyle değil de düşüncelerimle ürperirken tüylerim, aynadaki yansımam pütür pütür tenimi ele veriyor. Dert etmiyorum pürüzsüz olmayışımı. Dokunmaya başlıyorum kendime. Seviyorum kendimi daha önce kimselerin sevmediği gibi. Ama fayda etmiyor, üşüyorum.

Yorgun ve susuz kalmış bedenim uyumak isterken, aklım her günü birbirin aynısı olan rutin hayatıma dair soğuk sorguların peşinde. Bedenim başka şey istiyor, aklım başka derken unutuğum ruhumu tek başına dansa kalkmış halde buluyorum. Hepsini bir araya toplayacak beynim ise sarhoşluktan dengesiz. Dünyası dönüyor, midesi bulanıyor. Hiç olmazsa sabaha iyi uyansın diye bir bardak su almaya mutfağa gidecekken, yuları eline alan us karşıma dikiliyor. Tökezliyorum.  Kabullenerek aklımdakilerle başa çıkamayacağımı, en az bedenim kadar çıplaklığın yalınlığına susayan anarşik benliğimi durduruyorum. Derken varlığını yokluğundaki karanlıktan anladığım Ay’ın nereye gittiğini sorgulamaya başlıyorum.

Ay yok. Ay mesaisini erken bitirmiş olmalı bu gece. Ardında bıraktığı karanlık benim için ürkütücü olsa da, doğru bildiklerini sorgulamak isteyen us için en iyi üs olabilir. Bu yüzden sendeleye sendeleye bana yön veren beynimin komutlarına uyarak, geceye bakmak üzere yüzümü pencereye dönüyorum. Ama, perdemi açmamla beraber karşımda kanımı donduran onlarca bakış karşılıyor benliğimi. Kınıyorlar beni. Kınanıyorlar çıplaklığımı. Kınıyorum idelerimi taşlayan o gözleri! Kızgınlığım maskelere olan hırsımı körüklüyor. Haykırıyorum yüzlerine bir bir dilime düşen çıplak kelimeleri. Kimisi taşlamaya devam ediyor; camlar kırık, kolumda küçük küçük kesikler. Kimisi ise kraldan çok kralcı, benim adıma utanıp kafasını evine gömüyor. Pes ettim diyemem ama yılıyorum anlatmaktan kendimi. Geri çekilip, çıplaklığın bu denli tabu olduğu dünyaya penceremden kalan çerçeveyi kapıyorum. Karşımda yine ayna ve pütür pütür tenim. Dokunuyorum daha da çok üşümeye başlayan benliğime. Dejavu yaşıyorum zannederken ses tellerimin acısı fark koyuyor tekerrürle arasına. Tükenmiş hissediyorum. Kurumuş dudaklarım susuzluğumu bir kez daha yüzüme vururken mutfağa gitmeye yelteniyorum ama yuları eline alan us bana yine hükmediyor. Duruyorum.


Ay bilerek saklanmış kör noktama, saklambaçtan bihaber gözlerim dalıyor sırları dökülmüş aynaya.  Hâlâ üşüyorum ama gelmiyor içimden üzerime bir şeyler giymek. Kimbilir, belki de çıplaklığını tadabilmişken öğretilerle giydirmek istemiyorumdur gerçeği. Bilmiyorum. Anlayamıyorum. Sanki bizi kirleten tabular değilmiş gibi neden herkes giyinik olma çabası içinde? Neden bütün tenler pütür pütür olmaktan korkuyor? Pürüzsüzlük, özgürlükten daha mı şık duruyor başkalarının üzerinde? Bulamayınca aradığım cevapları aynada, şevkim kırılıyor. Dizlerimi kırıp uzanıveriyorum olduğum yerde yere. Etrafa saçılmış kıyafetlerimin ortasında cenin gibi kıvrılmışken, gözüme yatağın altındaki boş su şişesi çarpıyor. Susuzluğumla da bir kez daha yüzleşince iyice anlıyorum: Bu gece aydınlığım yok Ay'dan yana.  
Uyuyorum.

Yorumlar

  1. Önce misafirliğin için teşekkürzederim. Ben de iadei ziyarete geldim. Güzel bir deneme yazısıyla karşılaştım; ruhsal tahlil. Duygular yoğunlaştıkça anlatım zorlaşır aslında. Hele yalnızlık, kendinle başbaşa kaldığında kara kitap gibidir. Sadece kendin değil, herşey sorgulanır varlıklar aleminde aslında. Evrende bir tek sen varsındır bir de diğerleri. Bir nokta olsanda evrende bütün kehkeşanları içinde barındırırsın her evrede. Gece, ay, ayna ve bütün yalın halinle sen sensin. (Güzel bir deneme)

    YanıtlaSil
  2. Nezaketiniz için ben teşekkür ederim. Uzun zamandır takip edememiştim yazılarınızı, bu durumu telafi etmek amacındayım.
    Beğenmeniz beni mutlu etti, sevgiler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...