Ana içeriğe atla

Çamur (Kısa hikaye)



...dün gece bedenimi kış evimin arka bahçesindeki çamurlu arazide bıraktım.
 her adımımda biraz daha gömüldü bataklığa ayaklarım. havanın soğukluğu iliklerime kadar işlerken kalbimin atışları normal dışı seyir etmeye başlamıştı. göz kapaklarım gittikçe daha da ağırlaşıyor, kıl köklerimde sinsi sızılar kol geziyordu. bir an için duraksadım ve yutkunup biraz daha ilerleme kararı aldım.

...yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. ben diyeyim 2 kilometre, siz diyin 3! yorulunca yeniden durdum ve ardımda bıraktığım izlere baktım. ben diyeyim15, siz diyin 20 adım! aslında, hala ne kadar da evimin yakınındayım.
yorgun vücudum zihnimi ve sanrılarımı da ele geçirmişti. zamanımın dolduğunun farkına vardığım her saniye  bir başka uzvum daha işlevini yitirdi. son bir şans diledim içimden, yüzleşebilirim dedim. evet, demesine aynen böyle dedim ama vicdanıma dinletemedim. çok geç olmuştu benim için artık.

kaslarımın son eforunu da sarfederek yüzümü göğe doğru kaldırdım, hiç yıldız yoktu. bir anda boşalan bacak sinirlerimle dizlerimin üstünde çamura yapıştım ki, o an ufak bir tebessüm yerleşiverdi yüzüme. aylardır ilk defa iyi hissetmiştim...
başım ve gövdem yere yığılırken, şimdi uzaktan bakıyorum da kendime: insan hak ettiği gibi ölür dedikleri bu olsa gerek.

diyecekler ki ardımdan, "bataklığa gömülü bir şekilde öldü, layığını buldu!". herkes sadece yüzümün çamura batmayan kısmını göstererek, "adama bak, ölürken bile pişkin pişkin gülümsemiş" diyecek. ama kimse üzerimden gazete kağıtlarını kaldırıp, yüzümün çamurlu yanını silip bakmaya tenezzül etmeyecek.

 bu saatten sonra beni kim anlamış ne önemi var ki zaten... ben korkak, kaçak bir katilim. herkes beni affedip, şimdi arkamdan dua okusa bile, ben kendimi hiç affetmedim!
birkaç sınırı aşmış kadeh ve düşünülmeden çevrilmiş kontak... hayatları, hayatımı çalan acı bir fren sesi... çamura bulanmış bir kız çocuğu bedeni... ben koca bir ailenin katiliyim. ben bu kasaba sakinlerinin katiliyim!

aylarca sürdü firari hayatım. kimse tanımadı beni koca bir şehirde, saklandıkça saklandım. sadece biri, sadece birinden yakamı kurtaramadım. ben nereye kaçsam o hep yanımda, baktığım her yeni suratta o karşımda. kimsenin beni tanımadığı yerlerde bile sanki herkes bilirdi katil olduğumu. yüzüme gülümseyip, selam verirlerken, adeta gözlerinde saklarlardı canımı yakmak için o küçücük kızın yola savrulmuş vücudunu.
küçücük esmer bir kız çocuğu... kazanın şiddeti değil, kan kaybı olmuş sonu. oysa almış olsaydım onu kucağıma, koştursaydım kasabanın hekimine... 3 sene mi yatardım, 5 mi? varsın müebbet olsun layığım. zaten müebbet dediğin aylardır hissettiklerimin yanında ne ki? ben hiç bir zaman vicdanımdan daha büyük bir ceza yaşayamazdım.

tam 1 sene 9 gün sonra, bir gece yarısı gizlice döndüm aynı kasabaya. evim yerle bir edilmiş, kara kışın soğuğunda kalmış sokak kedileri bile içinde yaşamak istememiş. öylesine lanet, öylesine taşlanmış, hırpalanmış... sanki beni bulamayan hırsını cansız betonlardan çıkarmış.

...yürürken arka bahçenin çamurlu yolunda,
 gözümde sadece küçük esmer bir kız çocuğu.
 geri gelemeyecek bilirim ama,
 onun şerefine aksın kanımın sonu!

kimse o günden beri ne yaşadığımı bilmedi, bilmesinler önemi de yok! varsın beni adi bir katil olarak ansınlar razıyım ama o küçük kız çocuğu ne kadar pişman olduğumu, ruhumun çoktan öldüğünü ve benim sadece yürüyen bir bedenden ibaret olduğumu bilsin istedim: geç de olsa yapmam gereken şeyi yaptım ve  dün gece bedenimi kış evimin arka bahçesindeki çamurlu arazide bıraktım.

Yorumlar

  1. oldukça ilgi çekici işlemişsin ama keşke hiç kazalar olmasa bunca insanı trafik canavarı yok etmese

    YanıtlaSil
  2. Keşke Dayatılanla Yaşamak, keşke... sebep olan da üzgün, kaybeden de... kabus gibi bir illet, bir sıyrılsak keşke...

    YanıtlaSil
  3. vicdan insanın yakasını bırakmayan tek gercektır

    YanıtlaSil
  4. haklısın biricit, aynı şekilde insanı insan yapan en belirgin özelliktir...

    YanıtlaSil
  5. insanın kendini affedememesi en kötü olan. başını yastığa koyunca rahat uyuyamamak...
    kaybettiren de üzgün dediğin gibi nini'm her gün kendi de ölüyo zaten. kim ister ki böyle bi'şeye sebep olsun.
    keşke hiç olmasa böyle şeyler keşke...

    YanıtlaSil
  6. Nini ; okadar güzel ve akıcı anlatmışsın ki daha sayfalar olsa okuyabilirdim , çok çarpıcı bir yazı olmuş canım ellerine sağlık .

    YanıtlaSil
  7. selam nini,kalbimizin derinliklerinde öyle sırlar var ki,gözyaşımız kan olur, akar damla damla kalbine.her damla asit gibi kalbini dağlar,ellerinle boğazını sıkarsın.Sonun da vicdanın kazanır affedilmeyi beklemeden anlatırsın.aşk bir kaza, trafik bir kaza.bazen kaderin önüne geçemezsin,onu geri getiremezsin. ama elinden tutulmayı bekleyen o kadar çok esmer,sarışın,kumral kız çocuğu var ki...bak etrafına!.. ne kadar çok esmer kız çocuğu olduğunu göreceksin.yada evine bir vazo kır çiçeği, kapına da bir tas süt koymanın zamanı gelmedi mi?...kendin için değil.:((

    YanıtlaSil
  8. Kuul'umsu Kadın, çok doğru kimse istemez, istememeli ... maalesef 2 tarafı da üzen kazalar yaşanıyor fakat bir de bile bile vicdanıyla savaşıp, bilinçli zarar verenler var... ben işte onların çektiği acıya, pişmanlığa hiç acımıyorum..

    YanıtlaSil
  9. Zeynep, çok teşekkür ederim. Özellikle böyle derin konularda yazarak, paylaşmaya çalışıyorum. beğenilince bu yüzden mutlu oluyorum.

    YanıtlaSil
  10. Jetlagis, keisnlikle!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...