Ana içeriğe atla

zararlı arkadaşa bir başka bakış

 ebeveynlerin, çocuklarının arkadaşları için sık kullandığı bir sıfattır "zararlı arkadaş" sıfatı. ne olduğuna dair hepimizin bir fikri var zaten. hep konuşulur, bilinir ve onlar hakkında uyarır, uyarılırız. çünkü tehlikelidirler, çünkü kendi kimliğini oturtamamış, genç bir birey ya da büyüme evresindeki çocuklar için risk taşırlar. çünkü bir arkadaş, sırf ona güvendiğiniz, uyduğunuz için hayatınızı elinizden alabilir. yalanlar ufak ufak ve masumca başlar, ebeveynler yanlış ve yetersiz davranırsa, yapılanlar kontrolden çıkar.
 ancak böyle durumlar haricinde, bir de ailelerin yersiz taktığı  "zararlı arkadaş" sıfatı vardır. her rahatsız oldukları durumda kullanırlar. oysa ki çoğu kez, ya bilmezler ya da bilmemezden gelirler ki, o zararlı arkadaş aslında yoktur.

 söylemeye çalıştığım şey şu: çocuklar ergenlikle beraber birçok dönemden geçiyorlar. uzatmadan örneklendiriyorum: çocuğunuz eve sarhoş geldiğinde çoğunlukla kendisi de istemiştir, sandığınız kadar canavar arkadaşları yoktur. kimse çocuğunuzun ağzına huni dayayıp, alkolü bocalamıyordur. "anneciğim arkadaşımın canı çok sıkkın, yanında kalmamı istiyor" dediğinde ya kendisi sevgilisinden ayrılmıştır, ya da akşam dışarı çıkacakları ve gece geç saatlere kadar sürecek olan bir planları vardır. bunlar ve benzeri örnekler sizin de, bizim de, herkesin zamanında yaptığı, yapmaya yeltendiği olaylardır. yani zamanlaması/koşulları yanlış da olsa doğaldır. yaştandır. heyecandandır. en çok da ebeveyn ilişkilerindendir... 

bazı zamanlar, " benim oğlum / kızım x'ten önce hiç böyle değildi" dendiğinde aileler aslında kendi çocuklarını suçlamaktan kaçmaktadır. başkasının çocuğunu zararlı bulup, kendi çocuğunu, dolayısıyla kendi verdiği eğitimi eleştirmek daha zor gelir. elbette istisnai durumlar mevcuttur fakat çoğunlukla 'zararlı arkadaş' kolaylığına kaçmak yerine çocuğunuzun her dönemiyle barışık olmanız lazım. sıyrılmasını istediğiniz bir durum, arkadaş vb. bir şey varsa eğer, suçu başkasına atarak değil, kabullenerek aşmaya çalışın. 
 o ergen beyinle empati kurun ve düşünün: sevdiğiniz bir şey yapıyorsunuz ya da eğlendiğiniz biriyle takılıyorsunuz. yaptığınız her yanlıştan o sorumlu. ortada hem yasak var hem mağdur edebiyatı. vazgeçmek ya da uzaklaşmak daha mı cazip, kolay olur böyle? 
bir nevi hayali arkadaş, bir nevi şizofreni durumu gibi. (bkz: ben yapmadım o yaptı) başkasını suçlamak çoğunlukla yanlış bir tutumdur, çocuğunuzu teşvik etmektir. 
kendi ailemde de böyle. ben hiç bir zaman yaptığım şeylerden başkasını sorumlu tutamadım. çünkü biliyorum tuttuğum an okul birincisi, 8 dil bilen liseli de olmam gerekirdi. yok öyle iyi arkadaşa benzemeyip, kötü arkadaşı örnek alma lüksüm. 



 benim öğrendiğim, önce sizin çocuğunuz sorumlu olacak ki yarın öbür gün yapamadığı şeylerden sizi sorumlu tutmasın. sevmek ayrı eğitmek ayrı. sakin ol ve düşün: sen doğduğundan beri dört dörtlük bir insanmıydın ki, çocuğundan mükemmellik bekliyor, göremeyince üzülüyorsun. izin ver sorumlu olmayı öğrensin. ve asla unutmaman gereken şey: her zaman onun yanında ol. dikkatini çekerim 'boğ' demiyorum. sadece yanında ol. ne kadar sizi kendine yakın hissederse o kadar dürüst olur ve paylaşır. ne kadar dürüst olur ve paylaşırsa, o kadar hatalarının sayısı azalır. evet, bir genç ve insan yapısını bilen biri  olarak söylüyorum ki yine hatalar yapacaktır. ama daha az olması sizin elinizde...


 bu arada, belki aklına bile gelmiyor ama senin çocuğun da başka ebeveynlerin gözünde zararlı arkadaş kategorisinde yer alıyor olabilir. bunu bilemezsin. çok ilginç değil mi? sen bilemezsen, kim bilebilir? 









Yorumlar

  1. Bence işin özünde mülkiyet kavramı var.Dünyadaki türler içinde bu mülkiyet kavramını da en berbat kullanan türde insan.Bir çocuğa sahip olmakla onu tam olarak güdümene almaya çalışır.Oğlum/kızım hitabı da biraz buradan.Bir inşaata sahip olmakla bir çocuğa sahip olmak özünde aynı.Tek fark hislerin bunun üzerinde yaptığı gölgeleme.Totaliterlikte hep buradan gelir.İyi/ kötü arkadaşlar.Seni ben ürettim ben karar alırım hakkında.En iyiyi ben bilirim vs.

    Ergenlik konusunda haklısın.Herkes için zahmetli ve dengesiz bir dönem.Ben mesela o zaman yaptıklarımı asla yapmazdım hayatımın tümünde.

    Yinede hepsinin ışığında yetiştirilecek çocuk, tamamen doğada kendi başına kaldığında yapacakları formasyonuyla büyütülmeli.Zira bu oldukça ne ailenin gözü arkada kalır ne de çocuk tek başına kaldığında güven bunalımı yaşamaz.Bunu sağlayacak olanda aile tamamen.Çocuğa saksıdaki çiçek muamelesi yapınca, daha işe baştan korumakla giriyor.Hal böyle olunca da çocuğu etraftan yalıtmak yoluna başvuruyor.Tabi bunda baştaki mülkiyet güdüsünün payı büyük.Peki böyle bir ortamda ne kadar bunu başarırsın, o da ayrı dert ya.

    Tebriğin geliyor: Böyle çetrefilli ve çok değişkenli bir konuya son derece nesnel ve yerinde konumlardan bakabildiğin için. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. harika bir yazı olmuş.. çocuk sahibi olan herkesi okuması gerekiyor bence.. kalemine sağlık..

    YanıtlaSil
  3. Rodolfo, çok teşekkür ederim tebriğin için. ben de senin mülk benzetmenden çok etkilendim. kimse kabul etmez ama altta yatan hissiyat çoğunlukla en ilkel şekliyle budur.

    Sevgi, diloş çok tatlıymış. umarım sizde harika bir bağ kurarsınız aranızda ve bir ömür boyu bozulmadan ilerler. öpün onu benim için:)

    YanıtlaSil
  4. şimdi ortaokul zamanlarıma götürdün beni.benimde bir arkadaşım vardı annem onunla konuşmamı istemezdi çünkü yaşı benden büyüktü sonradan ortaokula yazılmıştı evli bi adamla çıkıyodu çocuk denecek yaştaydık kaşlarını alıyodu vs vs.annem bana onunla görüşme dedikçe beni daha çok çekiyodu kendine o kız.başkasıyla paylaştıklarım onunla olduğum zamalardaki gibi zevk vermiyodu.arkadaşım sırdaşım kardeşim gibi oldu.sonra okuldan ayrıldı yaşlı bir adamla evlendi.kendi isteğiyle.ve ben bana onunla görüşme demelerine aldırmadan arkadaşlık ettim o okuldan gidince bocaladım.zararı kendineydi yine olsa yaşardım aynı şeyleri.

    YanıtlaSil
  5. balböcükleri, ne güzel hisler beslemişsin bir çoğunun önyargıyla yaklaşıp, hor göreceği bir insana. ne mutlu kendinle ve onunla bu denli barışık olman.

    kimin kime ne hissettirdiği, ne denli zararlı/yararlı olabileceği hiç beli olmuyor...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ah.

Psikolojik ve sosyolojik bir mücadelenin içindeyiz... Bundan yıllar önce, 2012'de, bir yazı okumuştum. Tam da Dağlıca (okumak için tık tık ) olayının ardından. Yeniden kendini sıklıkla hatırlatmaya başlamıştı terör. Linklediğim yazımda bir liste var, o sıralarda "sadece" beş satır. Şimdi listelemeye kalksam yanımda durup buz kesmiş elimden tutacak cesaretiniz var mı?  ... Okuduğum o yazıda şöyle bir şey diyordu yazar: Günümüz Türkiye’sinde terörün gündelik haberler arasında yer almaya başlaması ve toplumun buna sessiz kalması, bir toplumun yok olmasının yolunun o toplumun değer yargılarını aşındırmaktan geçtiği gerçeğini akıllara getirmektedir. Ne kadarı doğru?  Aşındığımız kesin. Peki, aşınan gerçekten değer yargılarımız mı? Neden sessiz kalıyoruz? Umursamıyor değiliz. Üzülmüyor değiliz. Görmüyor değiliz. Hatta 2012'den farklı olarak artık ölmüyor da değiliz. O halde olan ne? Kanıksıyoruz.  (TDK /1. -i Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez ...

Mini Sohbet - Huzur

ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Benimle Dans Et

"Benimle dans eder misin?" Ne de güzel bir soru değil mi, bir de düşünsene tanımadığım sana, birine benim ağzımdan döküldüğünü. Komik mi olur yoksa çekici mi bilemiyorum ama bence çok eğlenceli... Bu teklifim her ne kadar yurdum kültüründe kabul görmese de, tamamen masumca. Ama itiraf etmeliyim ki genç bir kadın olarak, aklım karşı cinsten hoşlanmaya erdiğinden beri en büyük hayalim, ilgimi çeken adamı dansa kaldırmak. Sanmayın ki öyle tango, vals, romantizm vb. Basbaya coşmak, eğlenmek, gülüşmek.Hem iddialı hem de heyecan verici, dominant bir hareket (gülücük) Dans bana sadece aşk meşk flört çağrıştırıyor gibi durdu ama aslında öyle değil. Ben çok sevip ısındığım kadın ya da adam, herkesle dans etmek isterim. Annem ve onun lise arkadaşlarıyla da içip deli gibi dans ettiğimi; hiç tanımadığım biriyle dans ederken tanışıp, sonradan onu kendime dost edindiğimi de (nam-ı diğer Beatrice) bilirim. Mesela şimdi bunları okuyorsun ve ben senin gerçekte kim olduğunu bilmi...