Ana içeriğe atla

EV

Domenico'nun en tanınmış çalışmalarından birisi Yaşlı Adam ve Çocuk 

Çocuk esirgeme kurumları ve huzur evleri...

Elden geldiği kadar gönüllü olup, oradaki insanlarla zaman geçirmenin yeri doldurulamaz önemine inanıyorum. Zira onlara ayırılacak az bir zaman, bugüne kanmamayı, yarını şimdiden düşünmeyi öğretebilir insana, ki bu en bencil faydasıdır.

Asıl duygu ise, karşı tarafa hissettirebileceğin mikro saniyelik de olsa önemsenmiş olma hissiyatıdır.

Benim "EV" hayalim, 
ciddi anlamda kuvvetli bir sermaye ve emek gerektiriyor. Emekten yana sıkıntı duymuyorum da, sermaye sıkıntı.

Şimdi benimle oldukça büyük bahçesi olan, kocaman bir ev düşle:

Bu evde, huzur evine gitmek zorunda kalan yaşlılar ve kimsesiz çocuklar beraber yaşayacak.
Birbirlerinin yalnızlıklarını yine kendileri; birbirlerine destek olarak giderecekler. 
Personeli, bakıcıları, gönüllüleriyle beraber sıcak bir aile ortamı olacak.
Bu iki uzak kuşağın birbirlerine arkadaşlık etmesiyle yalnızlık çekme güdüleri bir nebze de olsa azalacak! 

Çocuklar büyüklerine yardımcı olurken; büyükler de ellerinden geldiğince çocukların dedesi-ninesi olacak; yaşamdan dersler verecek.

Gen bağı olmasa da bir aile ortamında büyüyen çocuğun ayakları yere daha sağlam basacak.

Hayatının son birkaç yılında,
kaybettiği ya da terk edildiği ailesinin hüznünü yaşayarak tüketmek yerine, bir çocuğu sahiplenme ve koruma iç güdüsüyle mutlu olacak ihtiyar bir kalp.

Hepsi elde ettikleri yetkinlik ve kontrol hissi ile bakım evine gitmenin getirdiği çaresizlik duygusunun üstesinden gelebilecekler.

Sağlık ve imkan durumlarıyla orantılı olarak küçük küçük seyahatler- müze turları düzenlenecek.

Koca evin, koca bahçesinde istedikleri çiçekleri-sebzeleri yetiştirebildikleri gibi; ayrı bir bölümde de hayvan sevgisini yaşayabilecekleri bilumum sevimli hayvan barındırılacak.

Sağlık, düzen, hoşgörü kelimelerini anmıyorum bile.
Bu işe gönlünü koyan insanın sabrının taşma,uygunsuz davranma lüksü asla olmayacak.

İmkan oldukça bu hayalimdeki EV'lerin sayısı artırılacak.

---

Bu sadece yüzeysel bir anlatımdı; derine inildiğinde paylaşılacak daha çok ayrıntı var.

Okudun ve çok mu ütopik geldi?
Çok bu hayalperest, çok mu imkansız sence?

Bu ülkede ne boş fikirlere, mekanlara, insanlara, saçmalıklara paralar boşaltılıyor haberin var değil mi?

O yüzden benimle birlikte sen de iste.

Gerçekten istendikten sonra olmayacak şey değil.
Belki yeterli kapitale sahip değiliz ama olan var mı, var.
İşte, tam da onların kalplerine dokunmalı, kulaklarına bu hayali fısıldamalı...
Bana yardım etmek ister misin?

Ben kabaca böyle bir "Ev" diliyorum. 
Sen de dile, belki olur...


aslında hiçbir şey hayalde kalmayabilir...

Yorumlar

  1. Bu yazıyı okuyup da hayaline ortak olmamak mümkün değil...

    YanıtlaSil
  2. İstemem mi isterim elbet ama o kapital bendede yok=((Destek sonuna kadar var ama..=)

    YanıtlaSil
  3. muhteşem bir proje.. ne güzel düşünmüşsünüz. harika bir öneri..çok akılcı.. hiçte gerçekleştirlemeyecek bişey değil bu..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yanlışsın

An olur, hayattaki her şey sana yanlış gelir, 'ah' olur, sen hayattaki en yanlış şeysindir! Eve götürülen yanlış bavul gibi uyanırsın bir sabah, neredesin, içindekiler neden darmadağın edilmiş diye düşünmekten kafayı yersin. Ayılmak için girdiğin kahve dükkanında 'White Mocha' dökülür bacaklarına, tarlada güneşin kavurduğu aç çocuklardan yemek çalan işçilere dönersin. Gömülürsün dosyalara, kendini havaalanı kontrolüne takılmış free shop paketi gibi emanette hissedersin:  1 litreden fazla gelmenin borcunu ödediğin bu paradoksta, şu içi alkollü dışı ayık şişeler gibi yalnız ve konu mankenisin. Derken, yanlış yankesici soyar seni, çünkü sürekli yanlış zamanda yanlış yerdesindir. Bir yerlerde koza bırakan kelebeğin kanatlarına mandal taktıkça, kendi yankesicinin yevmiyesini ötekileştirdiğine parsellersin.  Özetle, salça üzerinde yeşermiş mikro orman gibidir hayatta kapladığın yerin; ayrıca yükselenin bile hesapta yanlış, zaten sandığın gibi 'baykuş' burcu bi...

MeSeNede seni çok bekledim

Nini şimdi oturum açtı.  Siz neredesiniz? Geçtiğimiz hafta sonu canım sıkıldı ve oturup eski yazılarıma baktım. Çoğu ne kadar da toy, nasıl da naifler. Dağınık cümleler, imla hataları... İnsan bir garip oluyor kendi yazılarını okurken; "o" günü, ne hakkında yazdığını anımsarken. Tam bir nostalji oldu benim için. Hani şu MSN'in adı her geçtiğinde ya da 90'lardan bir şarkı çaldığında düşen sıcaklık vardır ya içimize, ha' tam da o oldu. Isındım. Hele sizden/okurlardan aldığım yorumları okuduğumda... Bir de sözlüğümüz varmış; ismim altında ayaklarımı yerden kesecek yorumlarla... Tabii bu bahsettiğim 10 sene öncesi! Daha blog yazarlığının popüler olmadığı yıllarda, etrafımızda Instagram ünlüleri at koşturmazken yazıp okurdu burada insanlar. Hatta kemikleşmiş bir kadro bile vardı. (gülücük) (Bakın, bu gülme efektim de geçmişten, hatırlayan vardır belki) Peki, bunca yıl içerisinde hiç yazmadım mı? Yazdım. Ancak, buraya taşımadım. Şimdi yeniden heveslenmişke...

Yaşasın Kötülük [LGBT]

Sevmeye ara verelim sevgili... Değmemesi gereken ellerimiz birbirine değdiği için yerle yeksan oluyor bir aile. Nefesimi kulağında hissettiğinde anlı kanıyor simitçinin. Yanıma sokulduğunda kesiliyor elektrikler.  Kasıklarıma dokunduğunda can veriyor merdiven altı kürtajda bir beden. Sana 'seni seviyorum' dedikçe fırıncıyı günaha sokuyor yere düşürülen ekmekler. Birbirimizi ısıttıkça soğuktan donuyor yazın göbeğinde sabi bebekler. Sarılıyoruz, insanlar ölüyor. Öpüşüyoruz, insanlar ölüyor. Sevişiyoruz, insanlar ölüyor. Kötülük bu denli legal olmuşken, masumiyetimiz cehennemi körüklüyor. İyisi mi ayrılalım sevgili. Gaddarlıkları kapıya dayanmadan önce saf günahlarımızı da alıp buralardan gitmeli.