Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Pike

ne yastığa var ihtiyaç  ne de pikeye baza dahi olmasın, sen sokul yeter tenime. ister uyanık oluruz,  ister bulutlarda beden olmasa da olur ruh akar usulca damara. varlık mı bu, hiçlik mi? sahi hangimizde gizli  tanrı parçacığı   ? kafam pek karışık, anatomimde de sualler. oysa düşte ne de kolay cevapları: hele bi sen çekiversen  kokumu içine ah bi de inansa midem gitmeyeceğine... işte biz, tam da o düş günü kulluktan çıkıp  belki de pike olacağız

Ünzile Kaç Koyun ediyor?

Bazı zamanlar düşünürüm kendi kendime hayata dair. Kimi zaman insanlar kimi zaman para; kimi zaman savaşlar kimi zaman kutup ayıları… İtiraf etmeliyim ki bu düşünceler arasından en çok da “ aşk” uğrar zihnimin kapısına. Hatta yıllardır o kadar bir parçası oldu ki nöronlarımın, zile basmasına gerek yok, yedek anahtarı var bin bir gözlü bohçasında. Tüm bu süslü kelimelerimle anlatmak istediğim şey şu ki: aşk, yaşasam da yaşamasam da hep aklımda. Üst katımda, yan sıramda; filmlerde, kitaplarda; dostumda, düşmanımda; kafesteki muhabbet kuşlarımda... Sevgi kadar ömrü uzun olmasa da, “ aşk ” bu, yüzyıllardır hâkim insanlığa. Bu bir aşk yazısı, evet. Aşk hakkında ama aşk kokmayan . Aynı anahtarla zihnime konuşlanan fakat diğer akrabalarından farklı olan. Demiştim ya aşkın bin bir gözlü bohçası diye, işte belki de bu eksik kalmış bin ikinci göz. Bütün börtü böcekli; mutluluk ve ihanet arası emsallerinin arasında unutulan, çok fazla konuşulmayan.  Mesela ben, kendi adıma ...

(Ç)Alıntı Blog

Dün gece paylaştığım son yazımın ardından uzun zamandır bakmadığım istatistiklerime bir göz atayım dedim. Gelen blog kanallarından birinin adı hoşuma gitti ve tıkladım. Yazdıkları da ilgimi çekince genel olarak bir göz gezdirdim. Derken, orada kendi yazımı gördüm: Hayal . Bende ki adıyla  Kırmızı Karavan , sevgili Dayatılan için yazdığım yazı. Benim   Hayat Ağacı ' m ve onun  Hayat Ağacı   Benden  Tanıştır Benimle  ve o ndan  Tanıştır Bizi   Ben diyorum  Nereye Varırsa (Lorensa) , ve o  diyor   Nereye Varırsa   Bu da onun bir yazısı, nasıl-ne yazdığına-alıntılara dair:  Yazıyorken Benim, yazılarımın bu sayfada olduğuna dair ne bir bilgim var; ne de herhangi bir yazımın altında ismim. Bu yüzden ilk karşılaştığımda düşündüğüm, iyi niyetle,  "belki de alıntı blogudur" fikrim değişti. Bir de bazılarının orjinal metninden biraz sıyrıldığını görünce dedim ki: alıntı ile çalıntı arasında çok ince bir...

Duvar

... , çünkü sen benden, ben senden, biz ise bizden uzaklaşalı çok oldu. Başlangıçtaki büyü ile eş gördüğümüz benliklerimiz, zaman geçtikçe aramıza duvar ördü. Büyüttüm, büyüttün, büyüdü. Duvar yükseldi; göremez olduk birbirimizi. Sen dedin ki "neden yaptın bunu?". İndirdin balyozunu  bizi kurtarabilmek için  aramıza giren duvarın kalbine. Ben ise "dur" dedim, "durmazsan molozların altında ezileceğim/z". Sen vurdun, ben ezildim. Üstelik duvara asıl sebep de sendin.  ... Vurabilirdim ben de elimde balyoz olmaksızın var gücümle o duvara. Ama yapmadım. Kanasam da, üstüne kanımın sinmiş olduğu moloz parçacıklarını solusan da * durmazdım bir dakika. Ama yapmadım.  Senin duvar diye lanetlediğin aramızdaki son hudutun da yıkılışına seyirci kalamadım. ... Bu yüzden artık dur. Y orma,  yorulma, d ur!   ... Artık sıva zamanı.  Aramızdaki haklı duvarı kabullenip, h angimiz usta diye düşünmeden,  bizimle son bir kez biz olarak barışm...

Yalan Dünya

Kelimeleri olmalı ki insanın,  karşılaştığı her durumda çözülebilsin dili.  O lmasın her şeyi daha da içinden çıkılmaz hale sokan o tutukluk hali. Riya, ihanet, yalan, politika... Ya biz oluyoruz raydan çıkan ya da eşimiz dostumuz oluyor bizi trenin altında bırakan. Her birinde ayrı yanıyor canımız; doluyor kin bohçamız. Derken nutkumuz tutuluyor.  Ne sevdiğimizi söyleyebiliyoruz ne de sevmediğimizi. Ne mutlu olabiliyoruz ne de üzgün. Ne pişmanlıktan bahsedebiliyoruz ne de af dilemekten. Her şeyin taktik ve maske olduğu dünyamızda, tutuk kaldığımız tek gerçek ölüm.   Geriye kalanın hepsi,  en masumun bile gizliden sahte olduğu yalan dünya. Hâl böyle olunca dürüst olmak gitgide zorlaşıyor insanın doğasında. Hele ki (zamanında) sevdiğin insanlardan gelen hayâsızlıklarla. Hele ki (hâlâ) sevdiğin insanlara yaptığın hatalarla. Susmak istemiyoruz çoğu kez: gördüğümü gör-bildiğimi anla   demek istiyoruz bizi yoran ki...

Sivas Katliamı

Olay: Katliam Tarih: 2 Temmuz 1993 Yer: Madımak/Sivas Ne üstadlar, alimler karalamış kelimelerini; ne yetenekler vurmuş duygularını sazına... Aradan geçen bunca yıl içerisinde ne acısı geçiyor bu utanç dolu lekeli olayın, ne de insana verdiği kin duygusu... Diri diri tam 37 canın, yavaş yavaş, ne olduğunu anlayamadan küle dönmesini izlediler. Diri diri tam 37 canın, şaşkınlık ve korku içerisinde kendilerini dışarıya atma çabalarını, zevkle ve inançla izlediler; dışarı çıkabileni de linç ettiler. Diri diri tam 37 canın, önce saçları ve vücudundaki tüyler, ardından derisi, sonra sinir uçları ve bütün bedeni yandı. Yavaş yavaş, acı ve çığlıklar içerisinde. Diri diri tam 37 candan, belki de bir kaç tanesi diğerlerinden önce karbonmonoksit zehirlenmesiyle ölecek kadar şanslıydı. Önceydi belki ama yine yavaştı. Diri diri tam 37 canı, ne olduğu belirsiz-kime çalıştığı belirli mahluklar, planlı ve inançlı bir şekilde yaktılar! Zaman zaman hortlar içimde Madımak...

Merdiven Altı Kürtaj

Hayatta bazı şeyler vardır ki, o şey'in bir parçasıysan hata yapma lüksün yoktur. Sen bir "hata"dan potansiyel bir kitleyi döndürmek istiyorsan eğer; başka bir hataya gebe kalmayacaksın. Malum artık kürtaj büyük sıkıntı, vallahi aldıramayız karnında büyüyen o iblis kanını! Haber bu: Tebrikler Babacık Elbette bilendim. Ne babam var ne de planlarım arasında hamile kalıp da sonradan aldırmaya çalışasım. Ama sinirlendim. Öyle - böyle değil, ciddi ciddi mideme kramp girdi. İlk önce söylemeliyim ki bizim millet olarak yanlış anladığımız bir şeyler var. Hani evinize yardımcı; arabanıza şoför; çocuğunuza dadı tutarsınız ya, işte bu bakanlıklar da öyle bir şey. Size itaat etmes; çalışması; halkının emektarı olması gereken kuruluşlar. Ama kalkıp iktidara söylenmeyeceğim, zira bu çok uzun yıllardan beri bu şekilde işlemiyor. Küçük esnaf da, inşaat işçisi de koca koca zırhlı lüks arabalara çalışıyor... Bu telefona mesaj olayı sürpriz olmadı birçok kişiye; fişl...

Kazım Koyuncu 25062005

" Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler d...

Buyur Burdan Tanı (Mim)

 "Evved ağğbim! Ne veriim ağbim?"  Bir arkadaşım var, diline dolanmış bir dürümcü amcanın repliği. Her görüştüğümüzde söylüyor. Söylesin. Söylesin de, benim de dilime dolanıyor... Buraya da yazdım ki girizgah dürümcü amca nidası görsün! Binlerce dansöz arasından anca fırsat bulup da bir dansöze gönlümü verdim . -e-edebiyat sarışını burada mimlerden bahsediyor-   Bu rakkasenin adı: Takıntılarım  ; oynatanlar: Kuul'umsum , Deep , Sessizgemi , İpekböceğim , ... (unuttuğum-görmediklerim için affola) Herkes gibi benim de takıntılarım var. Kimisi zararsız-kimisi bünyeye zarar... Hani uzun zamandır görmediğin biri "neler yaptın hadi anlat" der ve o an için aklınıza hiçbir şey gel(e)mez ya, bu da tam o kıvamda işte. Bunca yıllık hayatımda beni ben yapan ve bana olağan gelen şeyleri cımbızla çekmem gerekiyor.  Tamamdır, düşünüyorum...   Mesela Barbie fiziği takıntısı mevcuttur bende de. Lakin suç bende değil çocukların beynine Barbie'yi aşılayan oyuncak sek...

Dağlıca

Hakkari ilinin Yüksekova ilçesine bağlı olan bir köy. Orası adına Vikipedi der ki: Dağlıca esrarengiz bir yerdir, sisli puslu karanlık ve ürpertici sınırın son köyüdür. Bugün (19.06.2012) : 8 şehit, 16 yaralı asker Dün:           (22.12.2011) : 1 şehit, 1 yaralı            (07.05.2010) : 2 şehit, 1 yaralı asker           (14.03.2010 ) : 1 şehit, 1 yaralı asker           (21.10.2007) : 12 şehit, 16 yaralı-8 esir asker             ... Konu terör olunca maalesef kronolojik şehit ve yaralı asker listesi kolaylıkla uzatılabiliyor.  Dağlıca'nın birkaç adım ötesinde olan Uludere, Yüksekova, Ortabağ, Çukurca, Şemdinli  gibi birçok ilçe/köy bize Hakkari'nin adını duyuruyor.  Hakkari'nin birkaç kilometre ötesindeki başka şehirler bize teröre lanet okutturuyor.. Biz, kabaca " Allah'ın hatırladığı " şehirlerde yaşayanlar diye tabir edil...

Coştum mu Acaba?

Hayattan keyif almalı, eğlenmeli, bol bol gülmeli. Bir de kafaya takmamalı olan biteni- hele ki değiştirilemeyecekleri... Şimdi durduk yere bu pozitif kelimeler neden mi? Belki de negatifliğin dominantlığına karşı olup biten bir şeydir isyanımın sebebi! İsterseniz kulağıma biri fısıldadı diyelim, isterseniz kafama antilop düştü. Ne dersin? Sebebi belki havanın güzelliğidir belki de doktor ağzından çıkan birkaç kelime... Neyse ne.  Sonuç olarak ben kendime yeni mikro hedefler belirledim. Üstelik de hiçbiri  kariyer, dünyayı kurtarma, öğreti vb tıngırtılar taşımıyor. Kısaca bir süreliğine kafamdaki antilop yuvasına geri dönene kadar, radikal olarak kendi heyecanlarımı ve mutluluğumu önemsemek istiyorum. Bir nevi yaz tatili edindim kendime: tek işim hayallerimi gerçekleştirme. İşte herbiri kişisel, her biri sadece beni mutlu edecek mikro planlarım: Sevdiğim insanlarla (yazar, oyuncu, müzisyen, dansçı vb.) tanışmak ama öyle kolay yoldan değil, bunu emek vererek ya...

Züğürt Tesellisi

  bu bir gönderme yazısı, araftan, hem de sana. okuman ya da okumaman... mühim olan bu değil. zaten bana tüm bunları yazdırmanın telafisi, bilmem kaç vuruş harfi okumanla olcak iş değil. ... bunu oku istiyorum, oku ve bil halimi... beklemediğim duygular hakim şu sıra bana: hayal kırıklığı. bir fikrin var mı bu duygumun nedeni hakkında? ... gitmen benim için en doğru şeyken, boşluğun var dünyamın bir köşesinde. ne de çok sevdirmişsin bana kendini. dostluğun mu aradığım yoksa sırtımdaki bıçak mı bana seni hatırlatan? önemi kalmadı aslında, ne de olsa hayal kırıklığım artık adınla yaşayan. ... en çok da canımı ne yakıyor biliyor musun? sen bu denli acımasızca beni kandırıp- bir hiç uğruna beni sırtımdan vurup harcarken; bir de kendimi bu kadar kaybolmuş hissetmeme sebep olmuşken, ben oturmuş burada, bunca zaman sonra hala seni özlüyor, güvendiğim birinin daha kaybına alışıyorum. resmen büyüdüm derken  kendimi bir kez daha aptal hissediyorum. aptal ...

Nazım Hikmet Ran Sevgisi

Nazım Hikmet'in son zamanlarından... &  Vera Tulyakova & Bedri Rahmi Eyüboğlu *** Bedri Rahmi Eyüboğlu , onu bırakıp da giden can dostu Nazım'ın ardından şöyle der:  "Yiğidim aslanım burda yatıyor..." şu sılanın ufak tefek yolları ağrıdan sızıdan tutmaz elleri tepeden tırnağa şiir gülleri yiğidim aslanım burda yatıyor. bugün efkarlıyım açmasın güller yiğidimden kara haber verirler demirden döşeği taştan sedirler yiğidim aslanım burda yatıyor. ne bir haram yedim ne cana kıydım ekmek kadar temiz su gibi aydım hiç kimse duymadan hükümler giydim... yiğidim aslanım burda yatıyor... mezar arasında harman olur mu onüç yıl hapiste derman kalır mı azrail aç susuz canın alır mı yiğidim aslanım burda yatıyor... *** Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'ın yaptığı  ve  daha sonra  Bedri Rahmi Eyüboğlu'na armağan ettiği  "oğul" portresi. Burada da portrenin arkasına Bed...

Aydın BOYSAN

Aydın Boysan & Nini Nasıl da tatlı bir insan! Kendi kanımdan olsa daha fazla sevemezdim, o derece vurgunum üstadımıza! Büyük, küçük demeden herkesin karşısında saygıdan önünü ilikleyen bir insana vurgun olmamak zaten neyime! Hele ki bu devirde. Kitapları, kitaplarında yer verdiği anıları... Ne de güzel anlatıyor bir bir her şeyi. Okurken kendimi onun doğduğu yıllardan, bugüne kadar seyahat halinde buluyorum. Anıları anılarım, annesi annem, oynadığı oyunlar oyunum, yediği dayak dayağım oluyor... (Tabii ki Abanoz anılarına sadece seyirci kalıyorum :)) Anı demekle geçmemek lazım, her biri tarih dersi kıvamında okuruna bir şeyler öğretiyor, veriyor. Hele ki günümüzün gençlerinden biri olarak ben o zamanları hayretle okuyorum. Bir de hayata bakış açısı ve görüşleri; başarıları ve sitemleri... Herkesin, özellikle de genç neslin tanıması gereken biri. Ve, Rakı. Aydın Boysan deyip de onun sohbetinden, rakı tutkusundan bahsetmemek olur mu hiç? En büyük hayallerimden ...