Salı, Temmuz 5

Kapat o şemsiyeyi

Ayaklarım sırılsıklam. Sandaletlerimin arkasını çözüp, tamamen çıplak bırakıyorum onları.
Garip bir heyecan duyuyorum ıslak asfalta basmaktan. Çimlerin, toprağın iyi geldiğini bilirim de, asfalta neden basma çabam var anlayamıyorum. -Hoş, sorgulamıyorum da-

Birkaç yumuşak adım atıyorum. Ardından biraz daha sert. Niyetim, yağmur suyunu bacaklarıma da sıçratmak. Hafiften kirli bir rengi var. Normal yağmur damlalarından ayrışıyor bakınca. Saniyeler içinde akıp gidiyor o bakır rengi toprak damlaların arasından.

Ve en sevdiğim... Saçlarım sünger gibi çekiyor tüm suyu. Baştan aşağıya sırılsıklamım. Islanmaktan yana hoşlanmadığım tek şey akan maskaram. O da yüzümü siyaha boyayıp, çirkinleştirdiğinden değil; gözlerimi açamadığımdan... Öyle yanıyor ki! O yüzden etrafımdakileri bana siz anlatın. Zira, ben kendi kendine, şehrin merkezinde yağmurla eğlenen bir kadınım. Ancak, dışarıdan pek de normal karşılanmadığım kesin.

Kim ne der, neye bakar sorgulamadan bu kaosta biraz nefes almak istedim. Çünkü, çoğunluğunun çekindiğinin aksine; sırılsıklam olmak bazen gereklidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.