Cumartesi, Nisan 5

Tabu

(Girizgâh'ın ardından...)





Söylemek istediklerimi söyleyemediğim, yaşamak istediklerimin önüne kendi ellerimle set koyduğum bir günün daha ardından odamdayım. Ay inmiş penceremin önüne, perde aralığından beni dikizliyor. Ben ise ondan bihaber usul usul çözüyorum gömleğimin düğmelerini aynaya karşı. Dışarıdan gelen esintiyle değil de düşüncelerimle ürperirken tüylerim, aynadaki yansımam pütür pütür tenimi ele veriyor. Dert etmiyorum pürüzsüz olmayışımı. Dokunmaya başlıyorum kendime. Seviyorum kendimi daha önce kimselerin sevmediği gibi. Ama fayda etmiyor, üşüyorum.

Yorgun ve susuz kalmış bedenim uyumak isterken, aklım her günü birbirin aynısı olan rutin hayatıma dair soğuk sorguların peşinde. Bedenim başka şey istiyor, aklım başka derken unutuğum ruhumu tek başına dansa kalkmış halde buluyorum. Hepsini bir araya toplayacak beynim ise sarhoşluktan dengesiz. Dünyası dönüyor, midesi bulanıyor. Hiç olmazsa sabaha iyi uyansın diye bir bardak su almaya mutfağa gidecekken, yuları eline alan us karşıma dikiliyor. Tökezliyorum.  Kabullenerek aklımdakilerle başa çıkamayacağımı, en az bedenim kadar çıplaklığın yalınlığına susayan anarşik benliğimi durduruyorum. Derken varlığını yokluğundaki karanlıktan anladığım Ay’ın nereye gittiğini sorgulamaya başlıyorum.

Ay yok. Ay mesaisini erken bitirmiş olmalı bu gece. Ardında bıraktığı karanlık benim için ürkütücü olsa da, doğru bildiklerini sorgulamak isteyen us için en iyi üs olabilir. Bu yüzden sendeleye sendeleye bana yön veren beynimin komutlarına uyarak, geceye bakmak üzere yüzümü pencereye dönüyorum. Ama, perdemi açmamla beraber karşımda kanımı donduran onlarca bakış karşılıyor benliğimi. Kınıyorlar beni. Kınanıyorlar çıplaklığımı. Kınıyorum idelerimi taşlayan o gözleri! Kızgınlığım maskelere olan hırsımı körüklüyor. Haykırıyorum yüzlerine bir bir dilime düşen çıplak kelimeleri. Kimisi taşlamaya devam ediyor; camlar kırık, kolumda küçük küçük kesikler. Kimisi ise kraldan çok kralcı, benim adıma utanıp kafasını evine gömüyor. Pes ettim diyemem ama yılıyorum anlatmaktan kendimi. Geri çekilip, çıplaklığın bu denli tabu olduğu dünyaya penceremden kalan çerçeveyi kapıyorum. Karşımda yine ayna ve pütür pütür tenim. Dokunuyorum daha da çok üşümeye başlayan benliğime. Dejavu yaşıyorum zannederken ses tellerimin acısı fark koyuyor tekerrürle arasına. Tükenmiş hissediyorum. Kurumuş dudaklarım susuzluğumu bir kez daha yüzüme vururken mutfağa gitmeye yelteniyorum ama yuları eline alan us bana yine hükmediyor. Duruyorum.


Ay bilerek saklanmış kör noktama, saklambaçtan bihaber gözlerim dalıyor sırları dökülmüş aynaya.  Hâlâ üşüyorum ama gelmiyor içimden üzerime bir şeyler giymek. Kimbilir, belki de çıplaklığını tadabilmişken öğretilerle giydirmek istemiyorumdur gerçeği. Bilmiyorum. Anlayamıyorum. Sanki bizi kirleten tabular değilmiş gibi neden herkes giyinik olma çabası içinde? Neden bütün tenler pütür pütür olmaktan korkuyor? Pürüzsüzlük, özgürlükten daha mı şık duruyor başkalarının üzerinde? Bulamayınca aradığım cevapları aynada, şevkim kırılıyor. Dizlerimi kırıp uzanıveriyorum olduğum yerde yere. Etrafa saçılmış kıyafetlerimin ortasında cenin gibi kıvrılmışken, gözüme yatağın altındaki boş su şişesi çarpıyor. Susuzluğumla da bir kez daha yüzleşince iyice anlıyorum: Bu gece aydınlığım yok Ay'dan yana.  
Uyuyorum.

2 yorum:

  1. Önce misafirliğin için teşekkürzederim. Ben de iadei ziyarete geldim. Güzel bir deneme yazısıyla karşılaştım; ruhsal tahlil. Duygular yoğunlaştıkça anlatım zorlaşır aslında. Hele yalnızlık, kendinle başbaşa kaldığında kara kitap gibidir. Sadece kendin değil, herşey sorgulanır varlıklar aleminde aslında. Evrende bir tek sen varsındır bir de diğerleri. Bir nokta olsanda evrende bütün kehkeşanları içinde barındırırsın her evrede. Gece, ay, ayna ve bütün yalın halinle sen sensin. (Güzel bir deneme)

    YanıtlaSil
  2. Nezaketiniz için ben teşekkür ederim. Uzun zamandır takip edememiştim yazılarınızı, bu durumu telafi etmek amacındayım.
    Beğenmeniz beni mutlu etti, sevgiler.

    YanıtlaSil

Sen de kelimelerini benimle paylaşabilirsin.