Yayınlar

Mayıs, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Aydın BOYSAN

Resim
Aydın Boysan & Nini Nasıl da tatlı bir insan! Kendi kanımdan olsa daha fazla sevemezdim, o derece vurgunum üstadımıza! Büyük, küçük demeden herkesin karşısında saygıdan önünü ilikleyen bir insana vurgun olmamak zaten neyime! Hele ki bu devirde. Kitapları, kitaplarında yer verdiği anıları... Ne de güzel anlatıyor bir bir her şeyi. Okurken kendimi onun doğduğu yıllardan, bugüne kadar seyahat halinde buluyorum. Anıları anılarım, annesi annem, oynadığı oyunlar oyunum, yediği dayak dayağım oluyor... (Tabii ki Abanoz anılarına sadece seyirci kalıyorum :)) Anı demekle geçmemek lazım, her biri tarih dersi kıvamında okuruna bir şeyler öğretiyor, veriyor. Hele ki günümüzün gençlerinden biri olarak ben o zamanları hayretle okuyorum. Bir de hayata bakış açısı ve görüşleri; başarıları ve sitemleri... Herkesin, özellikle de genç neslin tanıması gereken biri. Ve, Rakı. Aydın Boysan deyip de onun sohbetinden, rakı tutkusundan bahsetmemek olur mu hiç? En büyük hayallerimden

Hıfzı TOPUZ

Resim
Hıfzı Topuz & nini Hıfzı Topuz... Onu ve yaptıklarını-başarılarını düşündüğümde, bugün "ben  iletişimciyim- gazeteciyim" diyen bazı insanlar adına çok üzülüyorum. Ya ondan bi haberler ya da kendilerinden... Elbette hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı dünyamızda her şey çok zor. Fakat konu gazetecilik, iletişim, araştırma, özgünlük  ise; bugün bir Hıfzı Topuz olabilmek elimizdeki imkanlardan ötürü çok daha kolay. Yasaksa yasak, tehditse tehdit... İsimler-sebepler farklı olsa da her şey geçmiş yıllarla aynı. Üstüne bir de teknoloji  ve ulaşım kolaylığı girdi hayatımıza, bunu da düşününce iletişimciyim demek daha da kolay olmalıydı günümüzde.  Ama maalesef. Olmuyor. Buradan da anlıyoruz ki Hıfzı Topuz olabilmek için, onun kadar insani kaliteye sahip olunması gerekiyor... Ben kendisini Afrika çalışmalarıyla duymuş ama daha çok kitaplarıyla bilirdim. Kıvrak zekası, kültür birikimi, tarih merakı ve elbette mesleğine duyduğu saygı ile birlikte çok güzel eserlere sahip ke

Kürtaj Yasağı

Resim
Kürtaj yasağı meselesi... Uzun zamandır yazmak istediğim ancak uygun zamanı bulamadığım bir konu. Aslında kürtaj hakkında yazmak gündemimiz bu yasak olmadan önce de aklımdaydı. Çocuk doğurmak, bu eylemin getirileri ve potansiyel götürüleri; anne-baba olma aşkının bencil tarafını ve benzeri düşüncelerimi daha önce " Gelecekteki Doğmayacak Bebeğime Mektup " adını yazımda paylaşmıştım. Burada da sadece kürtaj neden yapılır-yapılmadığı takdirde ne olur temasından şaşmayacağım. Yani ahlak, ilişki ayrıntıları, nüfus vb. etmenler saf dışı. Bu günlerde kürtaj yasağı diye bir gündem attılar önümüze. Her şeyden önce, bu konunun hayatımda duyduğum en ilkel, sığ, cahil ve zavallı düşüncelerden biri olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yasak fikrinden daha da kötüsü, bu karar oluşumunu destekleyici "vatandaş" kitlesidir. Bu yazım  içeriği tamamen komşuma, arkadaşıma, otobüsteki teyzelere, markette alışveriş yapanlara, kısacası halka yönelik göndermelerle dolu olan bir payl

Mini Sohbet - Ağzı Olan Konuşuyor

Resim
Seninle konuşmak istiyorum, olmuyor Benimle konuşmanı istiyorum, olmuyor Sana güvenmek istiyorum, olmuyor Bana güvenmeni istiyorum, olmuyor Sussunlar istiyorum, olmuyor Dedikodu ölsün diyorum, olmuyor Korumak istiyorum, olmuyor Korunmak istiyorum, olmuyor Temiz kalmak istiyorum, olmuyor Temiz kalsınlar istiyorum, olmuyor Büyüyelim istiyorum, olmuyor Barışalım istiyorum, olmuyor Unutalım istiyorum, olmuyor Affedelim istiyorum, olmuyor Affedilelim istiyorum, olmuyor Dostluk diliyorum, olmuyor Anlayış bekliyorum, olmuyor Hatasızlığa çalışıyorum, olmuyor Hata aramak kimin haddine diyorum, olmuyor ... Herkes kendi işine baksa keşke, ama o zaman da insanlar çok "düzgün" olmuyor...

Pencere - Serhat Çelikel

Resim
Serhat Çelikel- Pencere Pencere Başarılı, okuyucusuna kelimelerini yaşatan ve kurulması bence ayrı bir yetenek olan uzun cümleleri sık sık kullandığı gibi, bu cümlelerin anlaşılır olmasını da sağlayan bir edebiyat eseri. Yazımsal kalitesi ve çoğunlukla genç yazarlarda rastlayamadığımız dil kıvraklığının sürükleyiciliği haricinde, o kadar iyi betimleme; karakter yaratma ve o karakterin psikolojisini hissettirme; gözlem; şaşırtma ve orjinallik gibi unsurlar var ki, aklımda okuduğum kitaplarından bahsetmek istediğim onlarca üstad ımız varken, şimdi burada oturmuş Serhat Çelikel'in Pencere'sini size anlatıyorum. Belki kitabın etkisi belki de yazarın kimliğini araştırdığımda karşıma çıkan genç yaştaki başarıları sebep buna.  YKY tarafından çıkarılan bu kitabın içerisinde birbirinden farklı öykü ve dünyalar yer alıyor. Benim tavsiyeme güvenmenizin haricinde, yayın kuruluşunun sitesinde yer alan "Avize" adlı öykünün tadımlık bölümünü buraya tıklayarak okuyabilirsini

Mini Sohbet - Huzur

Resim
ben burada olmak istiyorum.  stresten, işten, kalabalıktan, internetten, haberlerden, matkap sesinden, topuklu ayakkabıdan, ailemden, kavgadan, sevgilimden, dostumdan, dedikodudan... her şeyden uzakta. şimdi sen bunu okuyorsun ya, ben burada olup senden de uzak kalmak istiyorum. sevdiğim-sevmediğim ne varsa düşsün 5 dakikalığına yakamdan. söz güneşi batırıp geri döneceğim bensiz sahteliği eksik kalacak dünyaya ama şimdilik bi destur! müzik bile benimle olmasın bu defa. sadece rüzgar, dalga ve yengeçlerin ayak sesleri... kıyafetlerimi de atayım ki kenara, esintiyle üzerime bulansın kum taneleri. ...    1... ...2... ...3... ...4... ...5 . uyanış (bknz: beyaz yatak )

Gizli İtiraf

Resim
S enden kurtulduğum günden beri yeniden nefes almaya başladım. En çok da "ben" olabilmeye hasret kalmışım ki haftalardır sadece kendimle baş başayım. Ne çok acıtmışsın canımı, ne de çok çalmışsın karakterimden. İnsana kim olduğunu unutturmamalıydı oysa gerçekten seven!  Ç abuk toparlandım senden sonra, ama kolay oldu dersem yalan olur. Onca beraber geçen yıldan sonra yokluğuna alışmak elbet zor olur. Kök salmışsın bir kere içimde, budamak da yetmedi kestim attım seni bu defa.  Ö ldün belki ama köklerin hala toprağımın altında. Zerre pişman değilim, iyi ki de yoksun artık.  Leke lekeyken zaten çok bile dayandık. Endişelerim de çok yersizmiş, zaman geçtikçe anladım.  Donuk hayatıma yokluğunla sen renk kattın. İyi ki bitti, iyi ki de etkin altında değilim artık.  Müjdeler olsun ki gittin ve beni rahat bıraktın! Bazen nefretimiz ve sitemlerimiz farklı duygular barındırır kendi içinde. Çoğu kez kendimize bile itiraf edemediğimiz duyguları, kelimelerimiz biz far

Röportaj Mimi

Resim
Kendi yazılarıma ve diğer blogları okumaya zor zaman ayırabildiğim için uzun zamandır mim cevaplamamıştım. Bugün bunu kırmak istedim ve karşılaştığım ilk mimi yanıtladım. Okumayı en çok sevdiklerim arasında yer alan  Deeptone ve Doctorsherlock  beni mimlemişler. Özellikle bu ikilinin o kadar çok mimini cevapsız bıraktım ki, artık mahcubiyetim kabardı. Umarım bunu bir telafi olarak görürler. Diğer mim sahiplerim için de bu temennim geçerli... 1. Blog deyince aklına ne geliyor?  Blog deyince aklıma gelen şey yazmak, paylaşmak, dökülmek... İnsanların kendine ait bir dünya oluşturduğu ve  yine kendi gibi olanlara hitap ettiği bir platform. Düşünmeyi, düşündürmeyi seven ve okuma-yazma aşkına sahip kişilerin buluşabildiği; iyi ki var dediğim sosyal ağ. Bebeğim. (gülücük) 2.Sence bloglarda en çok neler paylaşılıyor? Denk geldiğim çoğunluğa göre konuşacak olursam kişisel bloglar. Tercihim de genelde güncel konulara değinen ya da hayata dair yazan  bloglar oluyor. Günlük kıvamı yaz

Aforizma

Resim
Aforizma demişler, duygu-düşünce, ilkelerin kısa ve öz dile getiriliş hallerine. Benim de içimden geçenleri ve aklımdakileri dökesim var buraya kısa kısa. Varsın adı Nini'den Aforizmalar olsun, varsın sadece laf kalabalığı. Önemli olan her birinin düşüncem olması ve beni yansıtması... nini'den aforizmalar Düşündüm de...   O lmuyorsa olmuyordur, zorlamanız nafile. Dilediğiniz kadar kulaç atın var olan gücünüzle, kızgın bir çölde yol almak mı? Susuzlukta neyinize?  H ayal kurmakta sınır belirleyen bir klavuz yok elbet. Ama bize hayallerinize limit koymayı işaret edecek tecrübelerimize kulak vermemiz gerekir bazen.  E ğer bana şöyle bir alıcı gözle bakacak olursan, aşığım ya da arkadaşımsan, beni sana kusur gelen yanlarımla da kabul edeceksin. Asırlardır gitgide salgınlaşan insanlığın ilişki vebasına yakalanmadan; beni değiştirmeye çalışmadan, ya seveceksin ya da gideceksin . A rkadaşım! Her zaman beni ne kadar iyi anladığından bahseder durursun. Dur! Ne o

Hep Mutlu Olun!

Resim
Bazen çok şey hissettiğinde hiçbir şey yazamaz ya insan, işte tam da o sulardayım şu anda. Özel bir insana, benim için her biri özel olan 365 gününden birinde, ona layık olduğunu düşündüğüm hiçbir kelime bulamadığım için sadece sonsuz hayranlık, saygı ve sevgilerimle... Sana yazmaya kalksam kelime haznem yetmez.  İyi ki varsın ve hep yanımda ol lütfen! İçinde annelik taşıyan tüm kadınlara söylüyorum: hep mutlu olun! ve Canım annem ve fedakar anneannem,  dilerim ben sizin hep mutluluk sebebiniz olurum!

Tom ve Misha . Maviye Dönüş (Back to the Blue)

Resim

Teşekkür Ederim

Resim
"Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye güvenmiyorum" O.Wilde Değişim... Ben ne çok değiştim. Büyüdüm, yaşadım ve tecrübe ettim. Bugün bana hayatımdaki pişmanlıklarımı, keşkelerimi sorsanız hiç düşünmeden bir bir aklıma düşenleri anlatır size dilim. Kalemim ya da klavyem değil, dilim. Ancak, beni gören bir çift göze -bakan değil, gören- ve beni duyan, bir çift kulağa -duyan değil, dinleyen- anlatabilirim içimdekileri.  Kendimi bildim bileli iyi niyetime güvenir, en çok bu özelliğimden ötürü benliğimi severim. Ben insanları olduğu gibi kabul eden, yargılamayan biriyim. Nasıl da yalan,  Nasıl da kandırmaca. Şöyle bir geçmişe baktığımda ne çok eleştirmişim yersiz yere insanları. Destek olmaya çalışsam da ne çok yaralamışım düşüncelerimle onları. Dışarıdan bakınca ne de kolay gelmiş bana kalıplaşmış doğrulara sığınarak akıl vermek. Şimdi o zamanki düşüncelerimi gözden geçiriyorum da, nasıl da yanlışmış bir olayın içine girmeden fikir yürütmek.

Mini Sohbet - Yas

Resim
Hayat ne ilginç değil mi? Bir gün, yolda şahit olduğum trafik kazasının üzerine saatler boyu ağlıyor, kendime gelemiyorum. Tanımadığım bir insanın ölmüş olma ihtimali bile beni üzebiliyor. Öte yandan bugün oluyor ve bir şekilde bir başka ölüm haberi alıyorum. Bu defa içimde bir kıpırtı bile olmadan klavyemden sadece şu dökülüyor: "başınız sağolsun. başımız dersem trajikomik olur" Bir zamanların küçük kız çocuğunun babaannesi vefat etmiş. Ne diyeyim, sevenlerinin başı sağolsun, yeri "cennet" olsun. İnsan yüzünü hatırlamadığı biri için üzülemiyor sanırım. Gerçi, aynı insan tanımadığı kişilerin ardından gözyaşı dökebiliyor. Burada bir saçmalık var ve ben bahsi geçen insan olarak bu işin içinden çıkamıyorum. Sorun belki bende, belki geçmişte... Neyse ne, zaten cevabını da umursamıyorum. Sadece her zamanki gibi içimden geldi diye yazıyorum... Bu yazı kendi halinde bir mini yas sohbeti. Bu sebeple de yoruma kapalı, zira resimdeki küçük kız çocuğu her a

Anarşist Benlik

Resim
Lafa gelince herkesin bir benliği var. Peki, gerçekten öyle mi/sözlük anlamı yerine getirilmekte mi? Bazı şeyleri teoride biliyor olsak da, pratik zamanı gelince hepsi puf! Uçtu bütün akilane düşüncelerimiz. Neden? Çünkü koşullar da, yapımız da negatifliğe müsait. Koyun sürüsü misali ezbere yürüyen bu duyguların arasında ne yapmalı değişiklik için? Elbette geçmiş dönemlerin "kabusu": Anarşizim! İyidir bazı bazı tu kaka insan olmak. Cesarettir, onurdur, meziyettir! Alıvermeli sabrımız taşınca yularlarımızı kendi ellerimize. İsyan etmeli, üstüne bir de bizi geren kişilerin suratına grafitiyi döşeyebilmeliyiz vs.  Ama en önemlisi: kendimiz için "ben" olabilmek! Kendi dünyamızın anarşisti olabilmek! Hoşumuza gitmeyen rutinimize dur demek! Gelgelelim "ben"e! Nedir bu " ben " dediğimiz? Çeşit çeşit, türlü gibi bir şey midir bu kendi kendimize yedirdiğimiz?  İçine biraz patron, biraz mahalle, biraz sevgili, biraz aile,  biraz

6 Mayıs 1972

Resim
6 Mayıs 1972 Deniz, Yusuf ve Hüseyin 'in ölümlerinin üzerinden 40 yıl geçti. İdamları sırasında annemin bile çocuk olduğu bu gençleri, bugün saygı, hayranlık, hüzün ve sevgiyle anıyorsam fazla söze ne hacet! ...                                                                                         Deniz'e Karşı Utancım yıllar geçti üzerinden, artık idam yok 1972'den beri bu tarihten tiksinen çok sen gittin gideli çok şeyler değişti be çocuk öldüğün yaştayım ama bıyıksız halin kadar yüreğim yok ... bir de şarkı: Zülfü Livaneli:   Hoşçakal Kardeşim Deniz .. Böyle insanları Hatıramayalım da unutalım mı? sahi, daha ne isimler var bu lekeli tarihte kalp ağrıtan, daha önce de bu blogda yer verdiğim başka isimler gibi: Hatırlamayalım da unutalım mı?

Bachata

Resim
^ okurken sana eşlik etsin ^ Müziğe kapılasım var, içinde kendimi kaybedene kadar. Savrulmalıyım esintisinde rüzgârın, sen gelip de beni kolumdan çekene kadar.  Ateşi görüyor musun sen de, söylesene kaynadı mı kanın benimki gibi? Hadi! Gel öyleyse yanıma, Bizi bu tutkuyla yakıp serinletelim! ... Gözlerim kapalı, başım omzunda izliyorum sizi:  bedeninle çalan şarkının ahenkle beni yönlendirmesini. Dinle bak, ne diyor:   "mira, como estoy sufriendo me quemo por dentro, por sentir tu amor..." Sence, yakamozda aşığıyla buluşan denizkızını; bence, bana olan inatçı sevgini tasvirliyor. ... Bize dair cevaplar arama kafanda, formül bongonun sesinde gizli. İki kişilik bir aşk resitalidir Bachata'nın 4/4'lük ritmi. Sorgulamayı bırak da kendi adımlarında hisset beni, Gözlerine baktığımda dansa değil, aşka davet ettim seni! . Şimdi o gözleri kapat ve şarkı bitene dek benimle dans et.... "mira, como estoy sufriendo me quemo

Çocuk İhmal ve İstismarı: Velayet

Resim
 Her zaman dile getirdiğim bir şey vardır: doğumuna sebebiyet vermek bir çocuğu senin "malın" yapmaz. Annesi de olsan, babası da olsan önemli değil. Bakamadığın ya da çocuğun için tehlike oluşturduğun anda ne aranızdaki genetik bağ ne de velayet denilen şey önemli gelir. Gönül isterdi ki bu düşüncemi devlet; hak-hukuk kuklacısı adalet ve herkes benimsesin, fakat ne mümkün?  Hiçbir yasanın yeterli ve akılane olamadığı; düzgün olan yasaların da sağlıklı bir şekilde yorumunun yapılamadığı ülkemizde bu oldukça ütopik kaçacak bir istek. Bunu biliyorum. Biliyorum ama kendimi sitem etmekten alıkoyamıyorum. çocuk ihmal ve istismarı Küçücük bir kız çocuğu, bundan 1 sene önce annesini kanserden kaybediyor. Tam 1 sene boyunca kemoterapi seansı sonralarında annesinin çöküşüne, eriyişine şahit oluyor küçücük aklı ve kalbiyle. 1 sene boyunca annesinin tedavisi için geldikleri başka bir şehirde, teyzesinin evinde, babası ve kendisinden sadece birkaç yaş büyük olan abisinden uza

Çocuk İstismarı

Resim
Çocuk İstismarı   Yetişkin insanların bile kendilerini korumakta başarılı olamadığı dünyamızda, ülke hukukumuza göre 18 yaşına dek her birey çocuk kabul ediliyor. Çocukların saptanmış ezbere bir kıstas olan reşitlik evresine kadar yetişkin olmadıkları yönündeki negatif genellemeye karşın, özellikle de içinde bulunduğumuz topraklarda, bir anda "yetişkin"e dönüştü(rüldü)ğüne şahit oluyoruz. Küçük bireylerin maruz kaldığı fiziksel, duygusal, cinsel, sağlıksal, eğitimsel vb. ihmallerin yanı sıra; bir de çocuk istismarı denen ve evrensel çapta sık örneklerine rastlanan bir gerçek vardır ki, bu istismarlardan haberdar olan insanda insanca söz söyleyebilme yetisi kalmaz. Çocuk istismarı denen hadiseyi kendi içerisinde ayırmak gerekirse fiziksel, duygusal ve cinsel istismar başlıkları altında irdeleyebiliriz. Bu yazımda asıl değinmek istediğim nokta istismar farkındalığı olduğu için her birinden kısa kısa ve yüzeysel bahsedecek, daha sonraki zamanlarda da ana başlıklar altın