Kayıtlar

Ocak, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ben sana hiç aşık oldum mu?

Resim
sen hiç benim tarafımdan sevildin mi? bilir misin benim aşık olduğum adam olmak ne demek? baksan tanır mısın benim gözümde gördüğün kendini?  tenimle tanıştıktan sonra inanabilir misin benden önce sana dokunan ellere? saatin işlevini yitirmez mi bana sarıldığın saniyelerde? sesim kulaklarını, kokum burnunu esir almaz mı gitsem bile?
sessizsin...

ben seni hiç öptüm mü?
bilir misin seni öptüğüm an dudakların neyi haykıracak? sanır mısın üstünden zaman geçse de zihnin beni unutacak? gözlerime gözlerini bir diksen,
ah! ayırabilir misin onları yeniden gözlerimden? izin verir misin senden vazgeçmeme,
becerebilir misin git demeyi şefkat bulduğun bu gözlere?
konuşmuyorsun...

sen hiç bana sahip olabildin mi? yaşadın mı benim gözümde yek olma garantisini?
olabildin mi her şeyim?
döndürebildin mi dünyamı kendi etrafında?
her şeyi bırak ve şunu söyle,
sen hiç bilir misin benim uğruna sayfalarca yazı yazdığım insan olmak ne demek?
söylesene,
haberin oldu mu?
ben sana hiç aşık oldum mu?


dinle

Faili Ocak Ayı (Uğur Mumcu, Gaffar Okkan, Hrant Dink)

Resim
İnsan olmayı hazmedebilmiş, doğru davranmayı becerebilen, ülkesi için çalışan vatandaşımız var(dı) bizim.
  Aydınımız, gazetecimiz, düşüncesi uğruna savaşmak ve ölmek zorunda kalan Uğur Mumcu'muz var(dı)   Bir gün evinin önünde, kendi arabasının içerisinde havaya uçtu bedeniyle beraber bütün gerçekleri/gerçeklerimiz. Üzüldük, utandık, nefret ettik, isyan çıkardık, adalet dilendik... Milyonların düşünce ve umutlarını öldüren, cesaretlerini kaybettiren bu cinayetin suçlularını istedik. 1993 yılından bu yana... Faili Ocak ayı olan Uğur Mumcu cinayetimiz var bizim.
*
İnsan olmayı hazmedebilmiş, adil davranmayı becerebilen, ülkesinin tüm bireylerini eşit görüp, seven vatandaşımız var(dı) bizim. Alt kimlik anlayışına ve teröre savaş açan, tüm tehditlere rağmen doğru uğruna savaşan emniyet müdürümüz, Ali Gaffar Okkan'ımız var(dı) Bir akşamüstü, Diyarbakır'da pusuya düşürülmesi sonucu onu kaybettik.
Onunla beraber teröre karşı dik duruşumuzu da... Üzüldük, utandık, nefret ettik, isyan…

Karmaşık

Resim
ilhamım geldi bu gece aya bakarken güneşe şiirler yazacağım buz gibi kar üzerinde yürüyüp ayaklarımı yanarken, serin suların buharlaştığı bir hayal kuracağım. bakır aynada kendimi seyre dalıp sarı saçımla kara bıyık yapacağım uykum gelmek istemezse ona kızmayıp, insomnia'mı bağrıma basacağım.

Arabesk nedir?

Resim
Arabesk kültür denilen bir gerçek var ülkemizde. 1980'li yıllarla birlikte köyden kente göçün artmasıyla ortaya çıkan, Orhan-Müslüm-Ferdi babalarla yaygınlaşan oryantal bir müzik türü sebeptir buna.
Notalardan doğan müzik türü olmasının haricinde, doğu ve batı kültürlerinin sentezi ışığında şekillenen; İstanbul gibi büyük şehirlerdeki varoş bölgelerin yaşam tarzını ve dünyaya bakışını özetleyen altkültürdür arabesk.
Aslında bu Arabımsı şarkı şeklinin kökeni 1940'lara dayanır ve 1948'de yasaklanmışlığı vardır. Fakat bu müziğe karşı olan ihtiyaç ve benimseme duygusuyla arabesk şu anki haline gelmiştir.   Arabesk denilince akla hep duygusal ve melankolisi yüksek şarkı sözleri ile ezgiler; isyan; mutsuzluk; haksızlık ve umutsuzluk gelir. Buna hem köyden kente göç etmelerinin sonucunda yaşadıkları mağduriyet ve yoksullaşmaları, hem de o yıllardaki askeri darbe ile oluşan lekeli ve baskılı dönem sebeptir. Gitgide artan günlük sıkıntılar da arabesk furyasının yayılmasında ve d…

İnsomnia Şarkısı

Resim
Şşşh!
küçük harflerle...

gece yarısından sabahın körüne bağlanırken alır beni bazen yersiz düşünceler. tavana bakarım bazı bazı, kucağımda defterim düşündüklerimi beğenirsem not alırım. bazen de aklıma içi dolu kirli sepeti takılır. o saatte gidip çamaşır makinesini çalıştıramamak, bana kendi hayatımı kim için yaşadığımı sorgulatır...

sahi, kim gerçekten kendisi için yaşayabiliyor?

bazen de bir kitaba dalarım, gözlerimin acısı harfleri seçmemi engeller. bilir misin sen göz yaşı yoksunluğu nasıl bir şeydir? o kuruluk hissi, sızısı, cehennem azabını burnunun dibine getirir. işte, o an bir inatlaşma başlar benim için:
ya gözlerimden cayacağım ya da okunmayı bekleyen sayfalardan.

sonra ilk aşkım yetişir imdadıma: müzik.

onun sesi, onun dokunuşu ayrı bir huzur verir bana. uykunun kapatamadığı gözlerim onun için kapanır. kitabımdaki düşler de, çalıştıramadığım çamaşır makinesi de o müzikle dans eder.
uzandığım yatağımda başım, elim, ayağım ritim tutar. ister keyifli olayım ister tatsız, be…

Erdal Eren - Sinan Süner

Resim
Hatırlamayalım da unutalım mı?

Her şeyin yerle bir olmaya başladığı dönemlerden birinde ölen gencecik delikanlılar...
Onların hikâyeleri değil mi tüm ülke tarihinin silinmeyecek kara lekesi ve kabuğun altında aralıksız kanayan yarası. Ne yapalım? Hatırlamayalım da unutalım mı?
O

O, Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği (Y.D.G.D.) üyesi ve ODTÜ öğrencisiydi. O, SSCB'nin (Sovyetler Birliği) Afganistan işgalini protesto etmek amacıyla bir gece duvar        yazısı yazmak üzere toplanan öğrenciler arasından en şanssız olandı. Çünkü o, duvar yazısı ve                  afişlerle uşraştığı sırada, oradan arabasıyla geçmekte olan dönemin MHP'li bakanı Cengiz Gökçek'in koruması Süleyman Ezendemir'in silahıyla defalarca vurulan ve daha sonra kan kaybından ölene kadar başkent sokaklarında arabayla gezdirilip işkence gören, öldüğü anlaşılınca da hastane kapısına atılan genç adamdı.
O, Sinan Süner!





O, siyasal ve askeri çatışmaların göbeğinde sesini duyurmak ve bir şeyleri değiştirmek için …

Onunla Tek Bir Gün

Resim
Belki yıllar geçti üzerinden,
                                     yıllarla birlikte bedenler de.
Ama ben son bir defa olsun onu görmek istiyorum,
                                     devamının olmayacağını bile bile...


Konu o olunca mantık arayamıyorum düşüncelerimde. Zaten arasam da onu tanıdığım günden beri aradığımı bulamıyorum yerinde. Yeniden karşıma çıkmasını, onunla dolu dolu bir gün geçirebilmeyi diliyorum sadece. Onu öyle içimde yaşattım, öyle çok yeniden beraber olacağımıza dair hayaller kurdum ki; bir günüm -sadece tek bir gün- olsa onunla, bütün bu özlem ve hayallerimden kurtularak kendimi azad edebilirmişim gibi geliyor.

Olur da olursa...
Ne yeniden bir araya geldiğimiz bilinsin, ne de birbirimize karşı sorumluluğumuz olsun. Varsın  24 saati 1 geçe "hoşçakal" bile demeden ayrılsın yollarımız. Zaten bana lazım olan da çok değil, yalnızca tek bir gece. Bu gecede ona bunca yıldır beslediğim tüm hisleri, yaptığım çocuklukları, rüyalarımı ve sayıklamalarımı anlatabilme…

Antika Adalet Terazisi

Resim
...

Madem bugünün adaleti bir N.Ç.'dir,
bürokratik üstünlüktür,
paranın gücüdür,
Silivri'nin ideoloji suçlusu sakinleridir...

Madem bu denli çarpıklaştı hayatımız,
adaletin yolu yordamı değişti.
Varsın adalet yerini bulmasın,
varsın bizim için şu saniye adalet ortadan kalksın.

N.Ş.A. genç, umut ve inanç dolu olması gereken bir vatandaş olarak, bugün "adalet" denilen şeyden korkar oldum.
Nerede zamanın gerçek, bize öğretilen umut kapısı; yaraya merhem, yapılana ceza olan o eski terazisi,
nerede bugünün umut kırıcı, yara açıcı, taraflı terazisi... Anlaşılan aradığımız terazi antika olmuş ve müzede ikamet etmekte...


Stanford Prison Experiment (Stanford Hapishane Deneyi)

Resim
Hayatımızda iyi insanlar olduğu kadar kötü insanlar da var. Peki, bireyin annesinin rahmine düşerken kötü bir karaktere sahip olması mümkün mü? Yoksa onu zamanla içinde bulunduğu koşullar mı kötü yapar?

Örneğin, normal şartlar altında zararsız, kendi halinde, iyi huylu olan 2 adet yetişkini bir hapishaneye yerleştirir ve birine üstünlük sağlayacağı bir statü ile, karar-ceza verme gücü; diğerine ise aşağılayıcı bir ortamda, emirlere itaat etme ve mahkumiyet sunarsanız, ikisi de olduğu kimlikten sıyrılıp, zamanla değişir mi? Değişir ise bu değişimleri nasıl şekillenir?Peki reelde, ıslah edilmesi için hapishanelere yerleştirilen insanların maruz kaldığı hapishane koşulları, onları iyi yapmaya mı elverişlidir, yoksa onları daha da kötü kılmaya mı sebeptir?


 Daha önce bahsettiğim Milgram ve Little Albert deneylerinden sonra, şimdi size yine etik dışı olduğuna dair yankı uyandıran, fakat bilim adına oldukça fayda sağlayan Stanford Hapishane Deneyi (Staford Prison Experiment) hakkında birka…

Çamur (Kısa hikaye)

Resim
...dün gece bedenimi kış evimin arka bahçesindeki çamurlu arazide bıraktım.
 her adımımda biraz daha gömüldü bataklığa ayaklarım. havanın soğukluğu iliklerime kadar işlerken kalbimin atışları normal dışı seyir etmeye başlamıştı. göz kapaklarım gittikçe daha da ağırlaşıyor, kıl köklerimde sinsi sızılar kol geziyordu. bir an için duraksadım ve yutkunup biraz daha ilerleme kararı aldım.

...yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm. ben diyeyim 2 kilometre, siz diyin 3! yorulunca yeniden durdum ve ardımda bıraktığım izlere baktım. ben diyeyim15, siz diyin 20 adım! aslında, hala ne kadar da evimin yakınındayım.
yorgun vücudum zihnimi ve sanrılarımı da ele geçirmişti. zamanımın dolduğunun farkına vardığım her saniye  bir başka uzvum daha işlevini yitirdi. son bir şans diledim içimden, yüzleşebilirim dedim. evet, demesine aynen böyle dedim ama vicdanıma dinletemedim. çok geç olmuştu benim için artık.

kaslarımın son eforunu da sarfederek yüzümü göğe doğru kaldırdım, hiç yıldız yoktu. bir anda boşalan bacak …